Yatak örtüsü, ocak, bebek bezi… Eldekini satarak hayatta kalma mücadelesi

Leyla, evdekini satarak yoksullukla baş etmeye çalışıyor: “Pazarda çöpe gidenleri topluyorum, yorganı, ocağı, çocuğun oyuncağını sattım. Hiçbir şey kalmazsa kıyafetimi satacağım…”

Türkiye’de milyoner sayısı bir yılda 82 bin 837 arttı. Milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 960 lira! Pandemide dünyanın en zengin 20 kişisi, servetini yüzde 68 artırdı!

Birilerinin serveti artarken, birilerinin yoksulluğu katlandı. Pandemi ile geçen 2020’de yoksullularının katlandığını anlatan Leyla, çareyi ikinci el sitelerinde evdeki eşyaları satmakta arıyor. Bebek bezi, yürüteci, botu, takımı, ocağı, yatak örtüsü… Eldekini-evdekini satarak ekonomik sorunlarla baş etmeye çalışıyor. Üstelik yalnız da değil. Milyonlarca insandan biri. Peki evde satılacaklar bitince? “Benim kıyafetler de duruyor” diyor, “İşte onlar belki… Bunlar bitinceye kadar böyle devam ediyorum işte, bu süreci atlatayım da. Zor ama ne yaparsın, işte annem iyileşirse, dokuzuncu ayda falan, iş bakacağım.”

Evrensel’den, Meltem Akyol ve Neslihan Karyemez’in haberi…

Derinleşen yoksulluk…

Enflasyon rakamları, işsizlik rakamları… Türkiye’de rakamların ötesinde yaşanan yoksullaşma pandemi ile birlikte büyüdü, derinleşti.

Leyla, o rakamların arkasındaki hayatlardan…  29 yaşında, büro yönetimi ve yönetici asistanlığı mezunu. Bir sürü sertifikası var, huzurevinde de çalışmış, markette de. Evdeki sorunlar başa çıkılamaz hale gelince evlenmiş, “Hepsi ile uğraşacağıma biri ile uğraşırım dedim” sözleriyle anlatıyor evlilik kararını. İstanbul İkitelli’de yaşıyor şimdi, 2 çocuğu var. Berfin ve Ebrar; biri 5 aylık, diğeri 2.5 yaşında.

Türk-İş’in araştırmasına göre, “4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı”, yani ‘açlık sınırı’ 2 bin 736 lira”. Yani tam da Leyla’nın ailesi gibi; eşi, Leyla ve iki kızları. Eşi asgari ücretli, bilmeyenler varsa diye asgari ücreti de hatırlatalım: 2 bin 825 lira, 90 kuruş.

Yani Leylalar “Sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenmek için” yapması gereken gıda harcamasını yaparsa geriye 89 lira 90 kuruşu kalıyor. Ama bir de ödenmesi gereken 900 liralık kira, 600-700 liralık fatura var. Yol parası vs. işlerine ise hiç girmiyoruz şimdilik.

İlkinde yetiyordu sütüm ama şimdi yetmiyor…

Evde iki küçük çocuk var, iyi de beslenmeleri lazım. Leyla’nın da tabii. Ama öyle olmuyor işte. İlk bebeğinde yeten süt, ikincisinde yetmez olmuş. “Ee… Beslenebilsek belki…” diyor Leyla, devamını getirmiyor… Pandemi ile işler iyice zorlaşmış.

Pazara 2-3 haftada bir çıkabiliyor. O da akşamları. Fiyatlar biraz olsun düşünce. Öyle her şeyi almak ne mümkün. “Muz mesela” diyor Leyla, “Çocuklar seviyor da… Öyle her zaman alınmıyor…” Ve devam ediyor: “Pazarın son saatlerinde gidiyorum, kalanlar daha ucuza da geliyor. Geçen gittiğinde karnabahar yaprakları vardı, ‘Abi atıyor musun’ dedim, ‘evet’ deyince topladım poşetlere, getirdim eve. Haşladım, birazını dolaba koydum, diğerini de akşam yemeği yaptım. Bir de yazın yaptığımız hazırlıklar olmasa, işte 1 liraya domates aldım menemen yaptım, patlıcan yaptım…” Bir dönem eşi işsiz kalmış, “Annemler, kız kardeşlerim olmasa eşimin maaşı hayatta yetmez, asgari ücret ne ki, 900 lira kira zaten, mutfak masrafı çok oluyor, yani çocuklar var, sütü osu busu. 600-700 faturalar. Ee bir de işsiz kalınca” diye anlatıyor Leyla.

Bebek arabasını sattım, bez aldım…

Ama sürekli artan fiyatlar, büyüyen masraflar… İki çocuk. En zoru da bez, mama masrafı… “Kadınlar bir şekilde hallediyor” diyor Leyla. Gerçekten de öyle, olmayanı olduruyor kadınlar, elde avuçta yokken de çocukları doyurmak gerekiyor ya. En ucuzu kovala, akşam pazarına git… Gerekirse çöpten topla… Ne gerekiyorsa yapıyorlar… “Yoksa” diyor Leyla, “Asgari ücrete, kira da verip nasıl olacak…”

Leyla’nın ikinci el siteleri “bu işler için” kullanması da böyle başlıyor. Uygun bulduğundan aldığı 10 paket 2 numara bezin 5 paketi elinde kalınca onları internet üzerinde satışa çıkardığını anlatıyor. Hemen de alıcısı çıkınca oradan gelen para ile de bez alıyor. Şimdilerde ‘dükkanında’ bebek botu da var, bebek takımı, bebek yürüteci, tulumu da… Fincan takımı, sırt çantası da var…

Sonra başka bir uygulama var, diğerinden daha kolay üstelik. Leyla öyle diyor, nedenini de “Kargosu yok, kendisi gelip alıyor alan, yoksa ben kargoya gidemiyordum” diye anlatıyor.

Çocuğun kullanmadığı oyuncakları da satmış, mama sandalyesini de. Bebek arabasını da “Bebek arabasını sattım, bez aldım onunla örneğin” diyor Leyla.

Bebekler için hediye gelmiş bazı kıyafetler, ayakkabıları da koymuş. Eşinin hiç giymediği pantolonları da. Çocuk oyuncak isteyince de başvurmuş bu yola: “Sadece satmadım, aldım da, oyuncakları görüp özeniyor. Dışarıdan alsan bir tanesi 200 lira, birileri satıyordu, 3 tane pelüş oyuncağı 40 liraya aldım.”

Yatak örtümü satıp market alışverişi yaptım

Sonra yatak örtüsü, ocak da satışa çıkmış. “İhtiyaç olmasa satmam” diyor sonra ve sayfasını gösterirken anlatmaya devam ediyor: “500’e almıştım bu yatak örtüsünü, 150’a sattım. ‘Ben açken, çocukların bezi, maması yokken ne yapayım’ dedim; yatak örtüsünü, sattım. 100 lirasına market alışverişi yaptım. 50 liraya da eşimin yol parası yoktu ona gitti. Durumum olunca başkasını da alırım.”

Ocağını da satmış, Leyla. Komşusu kendisine yeni ocak alınca eskisini vermiş Leyla’lara. Onu kullanıyor.

Tek biz değiliz ki…

Öyle yüksek fiyatlar değil, 5 liraya koydukları da var, 9-10 liraya koydukları da… Yalnız olmadığını da böylece daha net gömüş Leyla, “Geçenlerde 5-6 parça bebek eşyası koydum, 5 liraya, onu bile soranlar oldu. Yani düşün ona bile talip oluyorsa, demek ki gerçekten yok. Ben de doldurdum bir poşet, gelip aldılar. O 5 lirayı da almadım. İnsanlar 5 liraya muhtaç yani. Tek biz değiliz” diyor.

Peki bunlar bitince ne olacak diye soruyorum, “Benim kıyafetler de duruyor, işte onlar belki…” deyip ekliyor: “Bunlar bitinceye kadar böyle devam ediyorum işte, bu süreci atlatayım da. Zor ama ne yaparsın, işte annem iyileşirse, dokuzuncu ayda falan, iş bakacağım ben de.”

Yoksulluk haklarımıza sahip çıkmaya da engel…

Kadınlara dönük saldırılar bu dönemde arttı, araştırmalar kadınların üzerindeki yükün pandemi ile birlikte katmerlendiğini gösteriyor. Eskiden haberleri gündemi takip ettiğini ama şimdilerde hiç bakamadığını anlatıyor Leyla: “Bu yoksulluk kendi haklarımıza sahip çıkmaya da engel. Mesela İstanbul Sözleşmesi tartışılıyor, ama ben bakamıyorum bile ne nedir diye. Derdimiz çocuklar olmuş geçim olmuş. Kendimle ilgili hiçbir şey yapamıyorum. Zaten pandemi var, ama işte saçımı taramaya, bir kaş-bıyık almaya vaktim olmuyor. Tamam şimdi pandemi var ama mahallede bir kreş olsaydı, belediyenin ya da işte kim açıyorsa. Ücretsiz. Olsa kadınlar biraz nefes alır, ama böyle bütün yük bizde. Yani çok zor, çok köşeye sıkışmış hissediyoruz. Düşünsene sürekli evdesin, iki çocuk var. Bir yandan ekonomik zorluklar…”

100 liralık karta mecbur olmak…

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün raporuna göre 2020’de Türkiye’de 6 milyon 630 bin hane sosyal yardım aldı. 2019’da bu rakam 3 milyon 282 bin 975’ti. Yani sosyal yardıma muhtaç hane sayısı bir yılda yüzde 102 arttı. Leyla’nın yaşamı bu rakamlarda da geçiyor. Belediyenin verdiği 100 liralık kart var, gıda harcaması yapıyorlar onunla Leyla. Fiyatlar arttıkça alınacakların miktarı düşüyor tabii, “Ebrar’ı anneme bırakırım çalışırım diyordum, Berfin oldu. O biraz büyüsün anneme bırakırım çalışır bu 100 liralık karta muhtaç olmam diyordum ki annem de kısmi felç geçirdi” diye anlatıyor Leyla.

Bir de Kaymakamlığın İyilik Merkezine kayıtlı, oradan da 2 ayda bir gıda yardımı geliyor. 5-6 ay boyunca kesilmiş yardımlar, “Çocuğu kuzenime bıraktım koşa koşa gittim ‘Sorun çözüldü’ dediler ama hâlâ olmadı” diyor.

 

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here