“Oradaydık ve Orada Olmaya Devam Edeceğiz” – Zeynep Kurbanzade*

1 Ocak gecesi Boğaziçi’ne yeni atanan rektörü ilk gördüğümde gerçek olduğuna inanmadım açıkçası. Sadece Whatsapp gruplarında dönen bir dedikodu olarak düşünmüştüm. Bir gecede böyle bir değişiklik, hele ki Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinin başındaki kişiyi belirleyen, şok etkisi yarattı. Öncelikle bu kişinin kim olduğundan bağımsız olarak, sürecin antidemokratik işleyişi, bizim karşı çıktığımız ana mevzudur. Yangından mal kaçırır gibi apar topar alınan ve açıklanan bu atama kararı, üniversitenin kültürüne, özgür düşünce ortamına, demokratik değerlerine vurulan bir kelepçe gibiydi, aynı o eylemlerde gördüğümüz gerçek kelepçe gibi.

Tabii bu bahsettiğimiz kültür ve değerlerin içinde, demokrasimize sahip çıkmak önemli bir yer tutuyor. Hemen o gece gruplar kuruldu ve “ne yapabiliriz’i” konuşmaya başladık. Sonraki gün basın, afiş vs. gibi alt gruplar da oluşturuldu ve pazartesi gününe basın açıklaması ve eylem kararı alındı. Bunlar herkesin açıkça anayasal hakkıdır. Pazartesi daha okula varmadan haberini aldık ki polis otobüsleri ve tomalar çoktan yerini almış. Bunlar neyin önlemi hala anlamakta zorluk çekiyoruz. Bu ülkenin öz evlatları, öğrencileri, geleceği hakkını savunmak istiyor, sen gidiyorsun onların karşısına yüzlerce polisle. Senin ilim öğrendiğin, güzel vakit geçirdiğin yerin kapısına toma dikiyorlar. İnsanın sakin kalabilmesi mümkün değil, o manzarayı asla unutmam. Biz de her yerde olduğu gibi toplu basın açıklamamızı yapıp foruma geçtik. Farklı platformda insanlar fikirlerini dile getirdikten sonra rektörlüğe yürüme kararı aldık. Her şey oldukça renkli ve barışçıldı, bir kere arbede yaşanması için bir sebep yok. Demokrasi talebimizi demokratik yollarla dile getiriyoruz her zaman, ancak belli ki diğer taraf plastik mermilerden, biber gazlarından yana. Maalesef Güney kampüse girerken bir arbede yaşandı ve durum böyleyken kayyum mevzusu polis öğrenci çatışmasına döndü. Kelepçelendi üniversitenin kapısı, bazı şeyleri çok net anlatan nadir anlardandı. Bu trajik manzara karşısında üniversiteye atanan zihniyet kendini açıkça belli etmiş olmadı mı? Tomanın tazyikli su sıkışını, plastik mermileri, copla darp edilenleri görünce içimiz yandı. Bu esnada hem sloganlarımızı atıyorduk ben de bir taraftan Al Monitor’a röportaj vermeye çalışıyordum telefondan. İnsan haysiyetini hiçe sayan göz altı biçimleri kabul edilemez. O gün sıkı bir çatışmayla sona erdi. Sonraki günler de ablukadaki polis sayısı arttı. Her türlü kısıtlama halen yapılıyor maalesef. Polis kapıda basın açıklamasına bile izin vermiyor ki basın mensuplarıyla tek görüşebildiğimiz yer kapı, kampüsün meydanı aşağıda kalıyor. Bakanlar kurulu toplanır, basın açıklaması yapar; konseyler toplanır, basın açıklaması yapar: üyeler toplanır, basın açıklaması yapar; öğrenciler neden yapamıyor? Bir hocamızın deyişiyle Hisarüstü’nde Washington’a göre daha çok polis vardı.

Salı ve Perşembe günleri katılamasam da hocaların rektörlüğe sırtını dönerek eylem yaptığını gördük. Çarşamba ise okulda sloganlar atıldı, sembolik Metallica konseri verildi. Adeta bir festival havası yaşandı bir anlığına. Sonra ben Kadıköy’e giden ekibe katılıp Beşiktaş’a kadar eşlik ettim. Araba kornaları ve balkondan alkışlayan insanları anlatamam. İnanılmaz bir destek vardı insanlarda, belki de yaşadığımız otoriter çağın birikmişlerini atıyorlardı kendilerince. Hatta bir araba yol boyunca takip etti ve kornayla destek verdi, yanlış anlaşılmasın tanımıyoruz kendisini.

Cuma günü ise hocaların en kalabalık olduğu gündü. Bir bildiri okudular ve biz öğrenciler olarak eyleme devam ettik. Önce sembolik bir seçim yaptık, sonra da Mahzuni Şerif’ten coverladığımız Yuh Yuh şarkısını söyledik. Anlattıklarım geleneksel eylem tanımına uymuyor aslında, daha sembolik ve barışçıllar. Bu yaratıcı aktiviteler çoğu haber kanalında da yer aldı. Tabii bazıları siz ne derseniz deyin sizi “terörist” ilan etmeye can attıkları ve bunu marifet saydıkları için onlara bir şey diyemem. Aşırı komik ve aşırı acınası şeylerin arasında ince bir çizgide gidip geliyoruz ülkece pek çok konuda. Bu durum da onlardan biri. Demokrasiyi dilinden düşürmeyen bir grup insan sizin haklı demokrasi talebinizi “teröristlik” olarak ilan etmesi de bu çizgide mesela ciddiye alamıyorsun bir noktaya kadar ama buna gerçekten inananlar veya inanmaya kendini adayanlar var.

Peki ben ne için oradaydım? Başka eylemler çok sonuç verdi de mi biz bir hafta hem fiziksel hem sosyal medyadan direndik? Bence işin bir ucunda bir şeyler kazanmak olsa bile bir diğer tarafında bazı şeyleri korumak, kaybetmemek de var, bu göz ardı edilemez.

Rektör istifa edebilir, etmeye de bilir, arkasında dayandığı kuvvetli bir ekip var, bu ülkeyi yönetenler. Keşke istifa etse, bunca baskıya hangi insan dayanabilir ki? Ancak belli ki geldiği yerden de büyük baskı altında. Atamaların kötü yanı bu, hem tabanda meşruiyetin kısıtlı veya yok, hem seni atayana rasyonel olarak değil de duygusal olarak bağlısın, ahlaki bir sorumluluğu öğrencilere karşı değil seni atayana karşı taşıyorsun. Neyse bunu uzatmayayım.

Bu anlamda bir kazanım olmasa bile dediğim gibi bir şeyleri koruyabilmek de önemli. Biz bu eylemlerle gücümüzü gösterebilirsek, bu kutuplaşmış toplumun radikal bir siyasi ayağından gelen kayyumun manevra alanını kısıtlayabilir. Bu gibi ortak değerleri ve kültürü koruma açısından önemli.

Kişisel olarak ise durum farklı. Korumakta her zaman temkinli davrandığım şeylerden biri öz saygıdır. Eminim ki bu üniversiteyi kazanan herkes için de böyledir. Bizler burayı hak ettik, alın teriyle girdik; oraya adam tomalarla coplarla giriyor. Böyle durumlarda işte, evde oturmak veya pasif kalmak hiçbir şeyin alternatifi olamaz. O yüzden oradaydık ve orada olmaya devam edeceğiz.

*Bu röportaj “Bu karanlığa ışık çakmak ve çaldıkları hayatımızı geri kazanmak için cheninogrencileri.com’a yaz, yolla, gönüllü ol!” çağrısıyla yayın hayatına başlayan öğrenci portalı cheninogrencileri.com‘da yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here