Kuzuların sessizliği, kurtların uluması – Ali Duran Topuz

 “Unutulma hakkı” adı altında kamuda olan biten netameli işleri öğrenme hakkı çöpe atılıyor. “Sessiz olun” deniliyor, kuzu gibi. Aynı zamanda Selahattin Demirtaş’ı, Osman Kavala’yı, Leyla Güven’i… ha bir de evde oturup yılbaşı kutlamayı, yani bildiğiniz hukuku unutun.

Şiddet her yerde. Yerden bitiyor, gökten yağıyor, yanlardan esiyor. Güçlüden zayıfa yöneliyor. Adamlar kadınları boğuyor, bıçaklıyor, kurşunluyor, yakıyor. Adamın biri yolda kavradığı çocuğu yerden yere vuruyor, asfalta çalıyor, bir ay sözde hapis yatıp evine gidiyor. Darısı başka çocukların başına!

Kadınlar için iktidar muhitlerinden “İstanbul Sözleşmesi”nin ve yoksulluk nafakasının kaldırılması naraları dışında ses yok. Bir de Diyanet diye bir kurum var, başkanından çalışan sendikası başkanına kadar her ferdi sabah akşam herkese akıl veriyor, talimat veriyor, fetva veriyor “Annelik her meslekten kutsaldır”, “yılbaşında içenleri camilerde çalışma cezasına çaptıralım” filan, ama bu güçlü dinsel kurumun şiddet ortamına bildiğimiz tek gerçek müdahalesi, belinde kılıçla ibadethane kürsülerinden poz vermek. Yani şiddet güzellemesi yapmak.

Herkesin herkese düşman olduğu zamanlar

Sorarsak, “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti”ndeyiz diyecekler, bakarsak Thomas Hobbes efendinin “herkesin herkese düşman olduğu” ilkel toplumundayız. Bu tuhaf şiddet Covid-19 kadar pandemik, “doğal”mış gibi yayılıyor her gün.

Ne oluyor? Şiddetin böylesi ya toplumlar kurulurken görülür ya yıkılırken, galiba ikisini bir arada yaşıyoruz: Şiddetin bu şekilde sivilleşmesini, pandemik hal almasını engelleme taahhüdü altında olduğu varsayılan siyasal güç, kimsenin bilmediği bir hukuku hakim kılmak adına herkesin bildiği hukuku günbegün aşındırmakla meşgul. Bilinen hukuk dört koldan uygun adım disiplinli bir harekatla tahrip edilirken bilinmeyen hukuk dar bir muktedir heyeti tarafından inşa ediliyor. Selahattin Demirtaş kararını alenen Anayasa ihlaliyle reddeden cumhurbaşkanına sulh mahkemesi, “Karar Türkçe değil. Biz bilmiyor İngilizce” mealiyle destek veriyor. Osman Kavala’nın içinde hiçbir kanıtlanabilir iddiası olmayan iddianame ile hiçbir usule uymayan yargılama süreçleriyle mahpusta tutulmasına karşı adalet arayışı ülkenin en yüksek mahkemesinde güya oylamayla geri çevriliyor. “Bireysel başvuru” mu dediniz? Birey sayıp başvuruyu kabul ediyoruz o size yeter, tahliye edecek değiliz ya, “Tahliye etmeye kalktılar” lafı edildikten sonra?

Bildiğiniz hukuku unutun

Bir mahkeme, kamu işlerinde yüksek gelirlerle görevler alan bir eski güreşçinin diplomasının sahte olduğuna hükmediyor, bir başka sulh mahkemesi bu konuyla ilgili haberlerin internet sitelerinden kaldırılmasına hükmediyor. “Unutulma hakkı” varmış. Bir anti hukuk işlemi bu: Bir hak, tam aksi hedefi elde etmek için işletiliyor.

Unutulma hakkı çünkü bilgi edinme hakkını ortadan kaldırmaz, burada unutun denilen şey başka bir şey. Burada deniliyor ki:

Kamuda dönen dolapları öğrenme hakkını unutun,
siyasal iktidarın mensuplarına eleştirel gözle bakmayı unutun,
çıplak aramayla aşağılanan yurttaşları unutun,
havaya ateş edilince ölen gençleri unutun,
üstlerine savaş uçaklarıyla bomba yağdırılanları unutun,
Osman Kavala’yı, Selahattin Demirtaş’ı, Leyla Güven’i unutun.

Sessiz olun. Kuzu gibi. Ses çıkarmak lazımsa Cumhurbaşkanı var, İçişleri Bakanı var, Devlet Bahçeli ve silah pardon siyaset arkadaşı var.

Evdeki normal insanlar, anormal yönetimler

Talimatı verildi, valiler açıklamaya koyuldu, yılbaşında evler kontrol edilecekmiş. Niye? Vali bey diyor ki, “(Yılbaşında) Bir evde eğer normalin üzerinde insan varsa o evdeki herkese cezai müeyyide uygulanacak.” Cumhurbaşkanı demişti ki, “Bu tür partiler ister otellerde, ister villalarda olsun, güvenlik güçlerimiz her türlü tedbiri alacak. Bunlara müsaade etmemiz mümkün değil. Gerekirse polis baskın yapacak.”

Devlet piramidinin zirvesinin “oteller” ve “villalar”ı il bürokrasisinin tepesinde mahalledeki “bir ev”e dönüşüyor. Artık polis, bekçi uygulama sınırını nereye kadar genişletir Allah bilir. Gün içinde toplu taşımaya tıkıştırılan milyonlar, fabrikalara kilitlenen on binler hiç önemli değil, ama evlerde “normalin üstünde” insanlara izin yok. Burada “kurulan yeni hukuk”un adımlarından biri var, evlerin içine destursuz dalma yetkisi ihdas ve ilan edilmiş oluyor esasen. Vali bey, işin sırrını faş ediyor aslen: Evde kaç kişi bulunması normal, kaç kişi anormal sayılacak, artık devletin bileceği iş, ev sahiplerinin değil. Hafta sonu içki satış yasağını da buna eklersek ve yıllık geleneksel Noel Baba adı üstünden Hıristiyanlara karşı nefret körükleme kampanyalarını beraber düşünürsek, olanı daha rahat konuşabiliriz: Pandemi bahanesiyle oluşturulmak istenen toplumun formu normalleştiriliyor, mütedeyyin seçmenin alkolden kaçınma ve yabancı kültürel kodlardan uzak durma anlayışı okşanarak, iktidara oy vermeyenlerin yaşam biçimlerine, inanışlarına karşı hukuksuz bir idari mekanizma güçlendiriliyor. Böyle değilse eğer sadece topluma eziyet etmekten bir iktidar söz konusu demektir ki hangisi daha vahim bilmek zor. Konu pandemi olsa hafta sonu içki satışını yasaklamanın anlamı olmazdı, elinizde oturup içki içmenin mesela oturup gazoz içme, nargile içme, boza içme ya da çekirdek çitlemeye göre daha hastalık bulaştırıcı olduğuna dair şahane saha araştırmalarınız yoksa tabii. İçki satışını durduran işlem ile evlere girilmesini sağlayacak işlem hukuki açıdan yok hükmündedir. Tıpkı Demirtaş kararının reddedilmesi gibi, tıpkı Kavala başvurusunun kabul edilmemesi gibi, tıpkı sulh mahkemelerinin erişim engelleme kararlı gibi. Bunlar mevcut hukuka göre keenlemyekün işler, ama işler bunlarla yürüyorsa keenlemyekün olan, yok hükmünde bildiğimiz hukukun kendisidir. Buhar olup gidiyor.

Bir kazandayız ve günbegün ısınıyor, adına da yeni Türkiye diyorlar.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here