Koronavirüs salgını ve işçiler

Evrensel Gazetesi koronavirüs salgınına rağmen çalışmak zorunda bırakılan işçilerle yaptığı görüşmelerde işçiler yaşadıklarını anlatıyor.
Açlıktan ölmek ya da virüse yakalanmak arasında tercihe zorlanan işçilerin anlatımları…

İzmir

Dilek Omaklılar

Koronavirüs önlemlerini yetersiz bulan BMC işçileri tedirgin


Pınarbaşı BMC’de bir işçide koronavirüs çıktığı iddiası tüm fabrikaya yayılmış durumda. Fabrika yönetiminden resmi bir açıklama yapılmazken, Türk Metal Sendikası iddiaların doğru olmadığını söyledi.
İzmir Pınarbaşı’nda kurulu olan BMC Otomotiv fabrikasında bir işçide koronavirüs çıktığı ve hastanede karantinaya alındığı iddiası tüm fabrikaya yayılmış durumda. Bu konuda fabrika yönetiminden resmi bir açıklama yapılmazken, işyerinde örgütlü Türk Metal’in İzmir Şube Başkanı Mürsel Öcal koronavirüs iddialarının doğru olmadığını söyledi. Öcal, fabrikada her türlü önlemi aldıklarını söylerken, Evrensel’e konuşan işçiler ise önlemlerin yetersizliğinden şikayet ediyor.
BMC’de 2 bini aşkın işçi çalışıyor. Virgüs salgını Türkiye’de yayılırken, fabrika şimdiye kadar üretime ara vermedi. Devletten gelen teşviğin kesilmemesi için çalışmanın devam ettiğini dile getiren işçiler, alınan önlemlerin ise göstermelik kaldığını söyledi. Fabrika içerisine konulan dezenfektanların yetersiz olduğunu anlatan işçiler; servislerin, yemekhane ile soyunma odalarının kalabalık olduğunu, bırakın 1 metre mesafeyi 20 santim mesafeyi bile koruyamadıklarını dile getirdi. Üretim bandındaki çalışma düzeninin, dinlenme ve sigara içme alanların da yan yana gelmeyi engellemede yetersiz kaldığını ifade eden işçiler, önlemlerin yetersizliğini fabrikada her alanda tartışmaya başladıklarını bunun üzerine BMC Üst Yönetim Kurulunun toplandığını söyledi.

3 gün idari izin, 3 gün yıllık izin

Sonrasında İnsan Kaynakları Direktörlüğü, yeni önlemlere ilişkin karar yayınladı. Buna göre 24 Mart Pazartesi itibari ile idari personel için ofislerde 2 hafta boyunca dönüşümlü olarak çalışması böylece aynı anda çalışan sayısının yarı yarıya azaltılması planlandı. İşçilere ise Türk Metal’in yaptığı anlaşma kapsamında 3 gün idari izin (ücretli izin) 3 gün ise yıllık izin verilerek üretime kısmi ara verecek. Bölümlerde işçilerin yüzde 80’ine izin hakkı tanındı. Geriye kalan işçiler ise haftalık periyotta üretime devam edecek. Yemekhane hizmeti vermeyi kesen BMC bu sürede işçilere kumanya dağıtacak. Önümüzdeki haftalarda ise salgının durumuna göre üretim işçilerde de dönüşümlü olarak 2 gün çalışma 2 gün dinlenme şekilde devam edecek. Kronik hastalıkları bulunanlar ise 6 Nisan’da işbaşı yapacak. BMC bu kararlar ile yoğunluk yaşanan yemekhane, servis ve soyunma odalarında yakın teması önlemeyi düşünüyor.

“Bizi değil teşvikleri düşünüyorlar”

Koronovirüs olan işçi olduğu iddialarına ilişkin daha net açıklama yapılmasını isteyen işçiler, Türk Metal’e de tepkili. Yetkililerin 2-3 hafta sokağa çıkılmaması gerektiğini söylediğini hatırlatan işçiler, BMC’de ise bu hafta üretime kısmi ara verildiğini, önümüzdeki hafta ise dönüşümlü olarak üretimin hızla devam edeceğini dile getirdi. BMC’nin hükümetin açıkladığı ekonomik pakete dayanarak para yardımı almayı hedeflediğini aktaran işçiler, kendilerinin ise yıllık izin haklarının gasbedildiğini, fabrikada alınan önlemlerin ise yetersiz kaldığını dile getirdi.

Türk Metal İzmir şubesi: her türlü önlemi alıyoruz

Türk Metal İzmir Şube Başkanı Mürsel Öcal ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Üretim durma diye bir şey yok her türlü tedbirler alınıyor. Şu ana kadar hiçbir iş yerimizde pozitif çıkan bir şey olmadı, bunu tek tek takip ediyoruz zaten. BMC’de de eşleri hastanelerde çalışanlar var, CMS’de de var. Onlar da tedbir amaçlı evlerinde 14 gün işe gelememeleri sağlanıyor. Bunlar hep tedbir amaçlı, sıkıntı olacak en ufak şey olmasın diye. Koronavirüs yok, olursa da gizleyecek değiliz” dedi. İşyerlerinde bant usulü çalışmanın olmadığını dolayısıyla mesafe korumanın daha kolay olduğunu belirten Öcal, “Sigara içme alanları, çay içme alanlarını kapattık, kullanmasınlar diye. Yan yana gelmesinler diye. Alabileceğimiz tüm tedbirleri aldık. Eşi sağlıkçı arkadaşımızın tedbir amaçlı önlemini aldık asla virüs yok. Risk olan ne varsa her türlü önlemi alıyoruz” diye konuştu.
İddialarla ilgili BMC’yi aradığımızda telefonu açan kişi koronavirüs testinin pozitif çıkmadığını ve bölüm kapatma gibi bir durumun olmadığın söyleyerek daha yetkili biriyle görüşmemiz için bizi kurumsal bölümüne bağladı. Ancak kurumsal bölümde telefonumuza kimse cevap vermedi.

Adana

Aydın Yiğit

Koronavirüs manzarası: Patron fabrikaya uğramıyor işçi fazla mesaiye bırakılıyor


İşçiler, patronların salgından etkilenmemek için fabrikaya gelmediğini, kendilerinin ise fazla mesaiye dahi bırakıldıklarını söyledi.
Koronavirüs salgınıyla birlikte patronların bir kısmı kısa çalışma ödeneğine başvururken, kimileri ise işçileri ücretsiz izne gönderdi. Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren birçok fabrika ise üretime ara vermedi. İşe gitmek için duraklarda servis beklerken görüştüğümüz işçiler, patronların salgından etkilenmemek için fabrikaya gelmediğini, kendilerinin ise fazla mesaiye dahi bırakıldıklarını söyledi.
Sunset Kimya işçisi virüs salgını olmasına rağmen kendilerinin çalışmaya devam ettiğini belirtirken patronlarının kendisini korumak için 10 gündür işyerine gelmediğini dile getirdi. “Bari fazla mesaiye kalmayalım diyoruz ama akşam 10’a kadar çalışıyoruz” diyen işçi, fabrikadaki önlemlere ilişkin şunları anlattı: “Yemekhanede 2’li oturuyoruz, maske ve eldiven dağıtılıyor ancak bunlar yeterli değil. Ücretli izne çıkarılmamız lazımken Organize Sanayi’de birçok fabrika hâlâ çalışıyor. Önlemleri yetersiz buluyorum, zorunluluktan işe geliyoruz. Yoksa evde çocuğuma ne yedireceğim?” İşçi tüm ülkede ücretli izin uygulanması gerektiğini dile getirdi.

Sağlık ücretsiz olmalı

Sağlık sistemini eleştiren Apro Alüminyum işçisi ise “Ben daha geçen gün çocuğumu hastaneye götürdüm buhar makinesi falan derken 70 lira ödeme çıktı. Yarın bir gün bizde virüs çıkarsa ne olacak? Belirsizlik var. Tüm sağlık harcamaları ücretsiz olmalı diye de açıklama yapmalılar bu süreçte” dedi.

İşimizi kaybetmeyelim

Virüs salgını ilk çıktığı zaman ücretli izin talep ettiklerini ancak işçilerin bugün işlerini kaybetmemek için ücretsiz izne bile razı edildiğin dile getiren taş ocağı işçisi, “Salgın geçtikten sonra işe döneceğimizin de garantisi verilmeli” dedi. Servislerde birçok işçinin yan yana gitmek zorunda kaldığını anlatan işçi, bir işçide virüs çıkması durumunda aileleriyle birlikte birçok kişiye yayılabileceğini söyledi. Hükümetin süreci şeffaf yürütmediğini düşünen işçi “Vakaların nerelerde olduğunun açıklanması gerekir” dedi.

Birlik olursak taleplerimiz kabul edilir

OSB’de bir fabrikada güvenlik görevlisi olarak çalışan bir başka işçi ise “İşçilerin bu süreçteki taleplerinin hayata geçmesi için birlik olması lazım. Birer ikişer kişi olduğu zaman sesimiz kısılıyor. Geçtiğimiz yıl Fransa’da talepleri için sokağa çıkan Sarı Yelekliler gibi birlik olmamız lazım” dedi.

İstanbul

Esenyurt’tan ambalaj işçisi: Günlük 8 saatlik çalışma süremiz 12 saate çıkarıldı


İstanbul Esenyurt’tan bir ambalaj fabrikası işçisinin mektubu: Uzmanlar çalışanların daha fazla dinlenmesi gerektiğini söylerken bizim çalışma saatlerimiz 12 saate çıkarıldı.
Dünyanın yaklaşık 3 aydır gündeminde olan koronavirüs, 2 hafta önce ilk vakanın tespitiyle birlikte bizim de gündemimizi daha fazla meşgul etmeye başladı. Geldiğimiz gün itibariyle neredeyse başka bir gündemimizin kalmadığını da söyleyebiliriz.
Bu iki haftaya; profesör unvanlı kişilerin televizyonlara çıkıp halka yalan yanlış bilgi vermesini de, hükümetin yetersiz önlemlerini de, 65 yaş üstü kişilerin her şeyin sorumlusu ilan edilmesini de, patronların bu süreci fırsata çevirebilmesi için tüm fırsatların onlara sunulmasını da sığdırdık. Bu iki haftanın en az gündem olan konusu ise başta fabrikada çalışanlar olmak üzere işçi emekçilerin durumunun ne olacağı idi.
Patronlar bu süreci fırsata çevirmek için hiçbir şeyden çekinmediler. Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan milyarlarca liralık destek paketi yetmemiş olacak ki, ücretsiz izinler, işten atmalar peş peşe geldi. Biz işçilerin en doğal hakları yine ihlal edildi.
Benim çalıştığım fabrikanın da ülkenin genelinden farklı olmadığını söyleyebilirim. Önce alınan önlemlerden bahsedelim. Gıda ambalajı üreticisi olduğumuz için üretime giriş çıkışlarda zaten dezenfektan vardı. Virüsün yayılmaya başlamasıyla birlikte üretimin pek çok köşesine de yeni dezenfektanlar koyuldu. Servislerin sayısı arttırıldı. Yemekhanedeki masalar iki kişi oturacak şekilde düzenlendi, yemekler tek kullanımlık kaplarda verilmeye başlandı. Her işçiye cep dezenfektanları verildi, fabrikanın pek çok yerine uyarılar asıldı. Günübirlik ateşimiz de ölçülmeye başlandı.
Peki bunlar bizim salgına yakalanmamızın önüne geçebilir mi? Şimdi de yapılan diğer uygulamalardan bahsedelim. Virüsün yayılmaya başlamasıyla birlikte, 45 yaş üstü çalışanlar ve kronik hastalığı olanlar zorunlu olarak yıllık izne çıkartıldılar. İşçi sayısının azalmasıyla birlikte, makinaların durmaması için olacak, 3 vardiya çalışan fabrika 2 vardiya çalışmaya başladı. Bizim 8 saatlik çalışma süremiz de 12 saate çıkarıldı. Uzmanlar çalışanların daha fazla dinlenmesi gerektiğini söylerken bizim çalışma saatlerimiz arttı. Bu 12 saatte yarım saat yemek molamız, ikişer tane de 15’er dakikalık molamız var. Bütün bunların üstüne molalarımız düştüğünde günde 2 saat fazla mesaimiz olması gerekirken, bir buçuk saat fazla mesai ödeneceği bizlere söyleniyor.
Daha şimdiden önümüzdeki hafta ve daha sonraki haftalarda kimlerin yıllık izne çıkartılacakları belirlenmiş durumda. Kimse bizlere ne istediğimizi sormuyor. Patronlar, olur da ilerdeki günlerde bir sokağa çıkma yasağı ilan edilir ve fabrika tatil ilan etmek zorunda kalırsa o zamana kadar pek çok işçinin yıllık izin haklarını bitirmiş oluruz diye düşünmüş olmalı.
Salgın sonrası yapılanlar, Hükümetin de patronların da işçi emekçileri düşünmediğini çok net bir şekilde gösteriyor. Salgın daha fazla yayılmadan tüm işçilere ücretli izin verilmelidir. Yaşanan her gelişme, biz işçilerin her koşulda kendi sınıf çıkarlarımız doğrultusunda bir araya gelmeyi ve birlikte hareket etmemiz gerektiğini daha net bir şekilde gösteriyor…

Antalya

Salgının faturası işçiye: Yemeğini evden getir temizliğini kendin yap


Antalya’da bir gıda fabrikasında işçilere yemeklerini evden getirmeleri, fabrika temizliğini kendileri yapmaları dayatılıyor. 
Antalya Organize Sanayi’de gıda sektöründe bulunan kimi fabrikalarda ücretsiz izin uygulaması başladı. Salgın gerekçesiyle yemek hakları gasbedilmek istenen, temizliği kendileri yapmak zorunda bırakılanlar da var. İşçiler işsizlik, gelir kaybı korkusu ve hastalanma korkusu yaşarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ekonomi paketi ve fabrikada alınan kimi önlemler ise kaygıları ortadan kaldırmış değil.
İlk olarak süt ve süt ürünleri fabrikasında çalışan bir işçiyle konuşuyoruz. Fabrikanın tüm vardiyalarda tam kadro üretime devam ettiğini ifade eden kadın işçi “Geçtiğimiz günlerde mesai saatleri içerisinde bir arkadaşımızın ateşi çıktı. Ambulans aranarak hastaneye gönderildi. Çalıştığımız fabrikada işçiler dezenfektansız ve maskesiz çalışıyor. Süt ve süt ürünleri üretimi yapılmasına rağmen koronavirüse karşı herhangi bir sterilizasyon yok. Ürünlerin piyasaya dağılması ile yaşanabilecekler ise firma sahibinin umrunda değil” diye konuştu. “Evde kal” çağrılarına tepki gösteren işçi, şunları söyledi: “Bazen bu ülkede değil de başka bir ülkede bu çağrıların yapıldığını düşünüyorum. Evde kalırsam, çalışmazsam kim faturaları ödeyecek, nasıl hayatta kalacağız? Aldığımız asgari ücret, zaten kenara attığımız bir şey yok ki… Patronlara kredi erteleme, bize gelince yine sağdan soldan borç bul ayakta kal deniyor.”

İşçilerin tamamı ücretsiz izinde

Tavuk ve tavuk ürünleri üzerine olan bir gıda firmasının ise tüm fabrikayı kapatıp çalışanlarının tamamını ücretsiz izne çıkardığını öğreniyoruz. Ücretsiz izne çıkartıldıktan sonra geçim sıkıntısını daha fazla hissetmeye başladığını belirten bir kadın işçi “Ücretsiz izinden yeni gelen işçilerin nasıl geçinecekleri konusunda hiçbir adım atılmadı. Hatta bu konuda işverenin biraz olsun düşündüğünü bile sanmıyorum” diye konuştu.
Meyve suyu ve tarımsal ilaç üretiminin yapıldığı fabrikada da durum diğerlerinden pek farklı değil. Sohbet etmeye başlar başlamaz fabrikada temizlik personeli olmadığı için işçilerin, tuvaletlere kadar birçok alanlarını çamaşır suyu ile kendilerinin dezenfekte ettiklerini öğreniyoruz. Diğer taraftan kısa zaman önce fabrikada yemek hazırlayan personelin grip olup izne ayrılması ile yemeklerin evden getirilmesi gerektiği söylenmiş. Fakat işçilerin yemeklerin tekrar çıkarılması ya da yemek ücretlerinin ödenmesi talebi birkaç gün içinde sonuç vermiş ve yemek tekrar verilmeye başlanmış.
Et ürünleri işlemleri yapan bir gıda firmasında çalışan başka bir işçi ile konuşuyoruz. Fabrikada, otellerin siparişleri ertelemesi nedeniyle işçilerin yarısı ücretsiz izne çıkarılmış. Çalışmayı sürdüren ve stok üretimi yapan bir kadın işçi, virüse karşı bazı önlemler alındığını söyledi: “Fabrikada bulunan doktor odası acil bir durumda müdahale için daha steril ve daha donanımlı hale getirildi. Ayrıca serum üniteleri hazırlandı. Tüm fabrika klorlama ile günlük olarak temizleniyor ve gün içerisinde sürekli havalandırılıyor. Yemekhanede çıkan yemekler daha özenli çıkarılıyor ve yemeklerin, bağışıklık sistemini güçlendirici olmasına dikkat ediliyor.”

“Sürekli kapı kollarını siliyoruz”

Koronavirüs salgınına rağmen çalışmak zorunda kalan idari personelden bir kadın işçi en çok kargodan gelen dosyaları açmaya korktuğunu belirterek, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Kargoları eldiven ile açıp hemen ellerimizi yıkıyoruz. Sürekli kapı kollarını siliyoruz. Kesilen irsaliye birden çok kişinin elinden geçip bize geliyor. Ama her evrağı da eldiven ile işleyemiyoruz.”
Henüz ücretsiz iznin gündemde olmadığını fakat her an bununla karşı karşıya gelebilecekleri kaygısında olduğunu belirten işçi “15 gün ücretsiz izin bizim için kredi kartı borçlarımızın ve taksitlerimizin aksaması demek. En önemlisi, temel gıda ihtiyaçlarımızı alırken bile iki kez düşünüp bazen birini almaktan vazgeçmek demek” diye konuştu.


İstanbul

Aras Kargo çalışanları

Kargo işçileri: Salgın ve işsizlik arasındayız

Koronavirüs salgınının doğuracağı tehlikelerden etkilenecek en riskli iş kollarından biri olan kargo dağıtımında çalışan işçiler çalışma koşullarından şikayetçi.

Merhaba. Herbirimiz her gün 100’den fazla insanla temas içindeyiz. Gerek şubede gerekse sahada kargo dağıtımı yapıyoruz. Her gün yüzlerce kargoyu dağıtmak için müthiş bir efor sarfediyoruz. Normal günlerde bile yoğun risk altında çalışıyoruz. Öyle ki bir kargo paketine 20’den fazla insanın eli değerek dağıtılıyor.
Koronavirüs salgını bizleri de kaygılandırıyor. Kargo işçileri olarak son günlerde çalışma hayatımızdaki risk katlanarak artmış durumda. Öyle ki; Bu dönem bir kargo çalışanı kurye en az 50-60 kişi ile birebir temas içinde. Her yerden kargo taşıyor ve bir kargo ulaşımında bir sürü temas ve gerekli önlemlerin alınmaması bizim açımızdan riski daha da artırıyor. Bu konuda endişelerimiz gittikçe artıyor ve artık psikolojimize de yansır hale gelmiş durumda.
Biz kargo işçileri olarak bu süreçte kendi sağlığımızın yanında ailelerimizin sağlığını da düşünmekteyiz. Endişelerinizi arttıran en önemli yanlardan biri de bu. Bireysel hijyen konusunda dikkatli olmaya çalışıyoruz, ama sürekli bir risk altındayız. Biz genel bir karantina, çalışmanın durdurulması, ücretli izin ve sağlık taraması talep ediyoruz. Fakat maalesef 2 haftadır bu konuda yetkililerden böyle bir açıklama duymadık. Onca konunun uzmanı sağlıkçıların ve kitle örgütlerinin uyarılarına rağmen kulaklar sağır gözler kör diller lal olmuş durumda. Sağlık Bakanı ‘Kendi OHAL’inizi kendiniz yapacaksınız’ diyor. Nasıl olacak o iş? Biz işçiler bir gün bile işe gitmesek işimizden olma riskiyle karşı karşıyayız. Yetkili kurumlar bunları niye görmüyor?
Koronavirüsle mücadele kapsamında bir ekonomik paket açıklandı ama 21 maddede biz işçilere dair hiçbir şey yok. Sadece patronu koruyan maddelerden oluşan bir mücadele paketi yapmışlar.
Bir diğer mesele ise işyerinde alınan önlemlerin yetersizliği. Evet bizler hijyene dikkat ediyoruz, her fırsatta ellerimizi ve yüzümüzü yıkıyoruz. Kolonya ve dezenfekte malzemelerini yanımızdan eksik etmiyoruz. Fakat çalıştığımız işyerinin almadığı önlemler ne olacak? Alındığı söylenen önlemleri kim denetleyecek? Mesela maske ve eldiven işçi başına bir tane veriliyor. Bizlere verilen maskenin ömrü yarım saat ama gün boyu takmak zorunda kalıyoruz. Eğer mümkün olursa kendi imkanlarımızla yeni maske edinmeye çalışıyoruz.
Kargo sektörü bir hizmet sektörü olduğu için bizler çalışmaya devam ediyoruz. Bu hastalık sürecinde ise internetten alışverişler daha da artmış durumda. En azından şu dönemde halkımızdan duyarlı olmasını ve acil ihtiyaç dışında keyfi alışveriş yaparak bizleri daha fazla risk altına atmamalarını rica ediyoruz.
Son olarak Türkiye genelinde bölge müdürlükleri ve genel müdürlükler evden çalışma sistemine geçmiş fakat bizler hâlâ sahada hastalık ile burun burunayız.

Belki de virüs dağıtıyoruz

Merhaba.
Bizim normalde ağır olan çalışma koşullarımız salgın nedeniyle daha da ağırlaştı. Günlük kargo sayısı artmış durumda, internet alışverişi çok yoğun. Ama sorun bu değil. Bizleri düşük ücretle sömürenler hem bizim hem halkın sağlığını umursamıyorlar.Koronavirüse karşı alınan önlemler, sınırlı sayıda eldiven, sembolik maske, iki gün önce gelen ateş ölçme cihazlarıyla sınırlı. Bölge müdürlüklerinin evden çalıştıklarını biliyoruz. Temel kaygı kargo teslimatının düşmemesi. Kurye günde minimum 70-80 kişiyle iletişim halinde. Kargo değil de virüs dağıtıyor ve alıyoruz belki de. Sağlıktan uzak, stresi her an artan, iş yükü katlanan koşulları kabul etmek istemiyoruz. Eminim ki tüm kargo işçileri aynı koşullarda yaşıyordur. Somut talebimiz ücretli izne çıkabilmek, çalışırken ücretsiz sağlık muayenesi yapılması, krizin yükünün işçilere yüklenmemesi.