Kapitalizmin aşısı yok! – Özgür Müftüoğlu

Kimilerine göre sanayi ötesi toplum, kimilerine göre bili(şi)m çağı olarak tarif edilen; endüstri 5.0 falan gibi kavramların tartışıldığı bir dönemde, Covid-19’a çözüm olacağı umulan aşı bir yılı aşkın sürenin sonunda nihayet üretilebildi. Üretildi üretilmesine ama kapitalizmdeki tüm ürünler gibi o da bir “meta” olarak yerini aldı raflarda. Yani milyarlarca insan için yaşam umudu olan aşıyı üretenlerin ardındaki sermayenin yegane amacı, tüm metalar gibi “üzerinden en yüksek kârı elde edebilmek”ti. Aşının üretimi kapitalist mantıkla olunca dağıtımının da tabiatıyla aynı mantıkla olması gerekiyordu. Öyle de oldu. Kapitalizm, insanları tehdit eden ölümcül bir pandemi karşısında ilkelerinden ödün vermedi ve üretilen aşılara kimlerin ulaşabileceği sorusu, hemen cevap buldu: Zenginler ile iktidar sahipleri!

Nereden mi biliyoruz? İşte size Covid-19 aşısının kimlere öncelikle ulaşacağının ve kapitalizme içkin ayrımcılığı yeniden üreteceğine ilişkin vahametin birkaç örneği:

Uluslararası sağlık sisteminin en yetkin kişisi Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Başkanı Ghebreyesus, aşının insanlara ulaşımı konusunda “aşı milliyetçiliği” yapıldığı ve Covid-19 aşılarının paylaşımında “feci bir ahlaki başarısızlığın” eşiğinde olunduğu uyarısında bulunarak, aşı dozlarının dünyaya adil şekilde dağıtılması gerekirken eşit dağıtım olanaklarının ciddi tehlike altında olduğuna dikkat çekiyor. DSÖ Başkanı, aşının dağıtımındaki ayrımcılığı “milliyetçilik” olarak tanımlasa da meselenin aslı maddi güçle ilişkili. Zira Başkan bu tepkisinin gerekçesini, “49 yüksek gelirli ülkede 39 milyon doz aşı yapılıp, en düşük gelirli ülkelerden birine ise sadece 25 doz aşı verilmesi” olarak açıklıyor. Böylece kapitalizmin eşitsiz gelişme halinin yansıması olan ülkeler arası eşitsizlik pandemi vesilesiyle bir kez daha yüzümüze çarpılmış oluyor!

İngiltere’de Knighstbridge Circle adlı bir şirket yıllık 25.000 İngiliz poundu (yaklaşık 250 bin TL) ödeyenleri aşıya erişimin kolay olduğu ülkelere gönderdiğini duyurdu. Bu parayı ödeyip şirkete üye olanları, aşıya erişimin kolay olduğu Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan’a özel olarak seyahatle gönderildiğini açıkladı. Şirketin kurucusu McNeill, “Bütün mevcut üyelerimize bu seçeneği sunuyoruz. Biz şu an yeni lüks tatil ve aşı programının öncüleriyiz. Güneşli bir yerde villada birkaç hafta geçiriyorsunuz, aşı oluyorsunuz, sertifikanızı alıyorsunuz ve geri dönüyorsunuz” diyor. Aşı seyahati için şirkete üye olmak yetmiyor elbette. Örneğin Dubai’de bir aylık konaklamalı “lüks aşı tatilinin” için iki kişi için yaklaşık 40.000 İngiliz poundunu (yaklaşık 400.000 TL) da gözden çıkartması gerekiyor. Eğer bu parayı verebiliyorsanız, Emirates Havayolları’nda first class seyahat ederek, Jumeirah Beach’te deniz manzaralı villalarda kalıyor ve iki doz aşınızı da olup evinize dönebiliyorsunuz. Görüldüğü gibi ölümcül Covid-19’dan ölmemek için sadece zengin ülke vatandaşı olmanız yetmiyor, sizin de zengin olmanız gerekiyor!

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, Türkiye’ye ulaşan 3 milyon doz aşının öncelikle kimlere uygulanacağını açıkladı. Buna göre doğal olarak aşılamanın 1. aşamasının ilk sırasında pandemiyle canları pahasına mücadele eden ve pandemi nedeniyle birçok kayıp veren sağlık çalışanları var. Onların ardından yaşlı bakım merkezlerindekiler ile 65 yaş üzerindekiler büyükten küçüğe doğru sıralanmış. Aşı olurken kameralara poz veren “devlet büyükleri” Sağlık Bakanlığı’nın tablosunda nedense yer almamış!

Aşılamanın 2. aşamasında öncelikli sektörler belirlenmiş ve ilk sıra devletin baskı aygıtı olan Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, kritik görevlerdeki kişiler(?), zabıta ve özel güvenlik, Adalet Bakanlığı, cezaevlerine (mahkumlar buna dahil mi bilemiyorum) verilmiş. Devlet kendini güvenceye almış “tüm şer güçleri” gibi pandemiye karşı da… Buna karşılık milyonlarca öğrencinin yüz yüze eğitimden mahrum kaldığı eğitim bunların ardında kalmış. Yine milyonlarca emekçinin fiziksel mesafe kuralı göz ardı edilerek çalıştırıldığı üretim ve hizmet alanından ise sadece gıda sektörü ve taşımacılık, öncelikli sektörler arasına girebilmiş. Başta madencilik, inşaat, imalat, finans, ticaret ve diğer sektörlerde ölümle yüz yüze çalışan milyonlarca emekçinin yaşamının hiçe sayılmasına ise devam edilmiş!

Netice itibariyle -bu örneklerin de gösterdiği üzere- karşımızda yanıtlanması gereken koca bir soru beliriyor: İnsanlığın başına bela olan, pandemi mi yoksa pandemiyi egemen güçlerin çıkarları doğrultusunda fırsata dönüştürüp yoksulluğu, açlığı, ölümüne çalışma düzenini yeniden üreten kapitalizm mi?

Pandemiyle mücadele bir biçimde sağlık emekçileri sayesinde sürdürülüyor. Bilim insanları pandemiyi ortadan kaldıracak aşıyı da buluyor. Ancak onların gayreti; insanlığı, başındaki en büyük beladan kurtarmaya yetmiyor. Zira insanlığı bu en büyük beladan, kapitalizmden kurtaracak bir aşı yok!

Kapitalist sömürüye karşı tek çözüm var o da; daha önce pek çok kez dillendirdiğimiz gibi ezilen, emeği, doğası sömürülen, dili, inancı, ırkı nedeniyle ayrımcılığa uğrayan halkların birlikte mücadelesi!

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here