İşçi sınıfı ve ezilen halkların Biden’dan beklentileri olmamalı – Derya Kızılova

“Bu yazı yazıldıktan sonra, ABD’nin Georgia eyaletindeki senato seçimleri tamamlanmış, ve Demokratlar senatoda çoğunluğu elde etmişlerdir.”

Seçiciler Kurulu Biden’ın zaferini onayladıktan sonra, ABD’de uzun ve tartışmalı bir seçim sürecinin sonuna gelindi. Trump her ne kadar hâlâ Twitter hesabı ve kendine yakın merkezlerden seçime karşı çıksa ve seçimin çalındığı söylemini sürdürse de, bu asılsız söylemleri de medyada artık gittikçe daha az dikkate alınıyor. Hatta, artık adı Trump ile özdeşleşmiş Fox News ile bile Trump’ın arasının açıldığını görüyoruz. Bu ayrışmanın ilk belirtisi de zaten daha oylar sayılırken Fox News’ın kritik bir eyalet olan Arizona’yı Biden’ın almış olduğunu açıklamasında görülmüştü.[1]

Biden’ın yeni ABD başkanı olacağı kesin gözükse de geçtiğimiz seçimin Demokrat Parti açısından çok da başarılı olduğunu söylememiz zor ve demokratların önünde birçok engel duruyor. Yine de Biden’ın şu ana kadar yaptıklarına ve seçimlere daha yakından bakarsak burjuvazinin gidişattan memnun olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır.

Trump gitmiş olsa da bir yandan işçi sınıfı, diğer yandan da beyaz üstünlüğü sistemi[2] ve emperyalizm ile ezilen bütün dünya halkları açısından Biden ile gelenin de gideni pek aratmayacağını söyleyebiliriz. Biden döneminden ancak ABD ideolojisinin iyi/iki yüzlülüğünün yine öne çıkarıldığı, daha sürdürülebilir bir kapitalizm ve beyaz üstünlüğüne geçiş girişimi bekleyebiliriz.

Hem seçimi hem de Biden’ın temsil ettiği yeni hükümeti daha iyi anlayabilmek için, seçimin kendisine, Biden ve Trump arasındaki bazı farklara ve Biden’ın yeni kabine ve takım üyelerine daha yakından bakalım.

İlk olarak, Mike Davis’in New Left Review dergisinin en son sayısındaki “Siper Savaşları” yazısında vurguladığı gibi, 2020 seçimi bazı yönlerden 2016’dan pek farklı değil. Seçim öncesi Biden’ı açık ara önde göstermeyen bir anket bulmak neredeyse imkânsız olmuş olsa da Biden kritik birçok eyaleti, aynı Trump’ın 2016’da yaptığı gibi, çok az farklarla aldı ve Trump’ın seçici delege oyu olan 306 oy ile galip oldu. Biden aynı zamanda, Obama’dan sonra kaybedilen eski Demokrat eyaletlerden önemli bir kısmını geri kazanamadı. Aynı zamanda, Trump’ın yenilse de 2016’ya kıyasla toplam oyunu 8 milyon artırdığını da belirtmeliyiz. Yani Trumpçılık seçimi kaybetmesine karşın, popülaritesini arttırmış bulunuyor.[3]

1960’tan beri en yüksek katılımının yaşandığı seçimde Biden ise şu ana kadar bir ABD başkanının aldığı en yüksek oyu aldı. 1960’tan beri en yüksek katılım desek de bu yine de ABD için %63 demek oluyor. Yani oy verme hakkı olan Amerikalılardan %37’si oy kullanmayarak, bir kez daha oy vermeyenler partisini birinciliğe taşıdı. Biden ise Trump’tan beş milyon oy daha fazla almasına rağmen, ABD’nin anti-demokratik Seçiciler Kurulu sistemi nedeniyle ancak yakın bir zafer elde edebildi.[4]

Seçimden bazı diğer istatistikler de bize ABD siyasetinin önemli eğilimlerini gösteriyor. 45 yaş altı seçmenlerin büyük bir kısmının Biden’ı, 45 yaş üstü seçmenin de çoğunlukla Trump’ı tercih ettiği görüldü. Kadın seçmenler %55’e 45 Biden’a oy verirken, erkek seçmenler ise %46’ya 52 Trump taraftarı oldu. Fakat, demokrat medyanın seçimlerden önce 2016’dan farklı olmak üzere çoğunlukla Biden için oy kullanacağını tahmin ettiği beyaz kadınlar, 2016’ya göre daha bile yüksek bir çoğunlukla Trump’a oy verdiler. Oyların %11’ini oluşturan Siyahi seçmenler %90’lık bir oranla Biden’ı desteklerken, %10’unu oluşturan Hispanik, yani İspanyol kökenli seçmenler %63 oranla Biden’a oy verdi. Yani etnik ve ırksal azınlıklar Trump’ın yenilgisinde büyük rol oynamış oldu. Ekonomik olarak, yılda 50 bin dolardan az ve 100 bin dolardan fazla kazanan seçmenler Biden’a oy verirken, arada kalan ekonomik grup ise Trump’ı tercih etti.[5]

Demokrat partinin ilerici kanadı için ise seçim kötü geçmemiş gibi gözüküyor. Genelde Demokrat partinin ana çizgisinin “solunda” kalan adaylar yeniden seçilirken, aralarına yeni temsilciler de kattılar. Ancak Davis’in de üzerine bastığı gibi aktivist tabanın Demokrat partinin sola çekilebileceği stratejisine bağlılığı sağlam değil.[6]

İki parti sisteminin kendi dışındaki sol hareketleri baltalama ve emme işlevi devam ederken, ülkede geniş tabanlı ve bilinen bir devrimci örgütün olmamasının eksikliği en çok toplumsal hareketlerin yükseldiği zamanlarda hissediliyor. Black Lives Matter hareketi bile, seçimden sonra sosyal medyada yaptıkları bir paylaşımda, Biden yönetiminden görüşme talep ettiklerini ancak 32 gün geçmesine rağmen yanıt alamadıklarını bildirdi. Hatta Biden, ırkçılık karşıtı sivil toplum grupları ve liderleri ile bir toplantı ayarlamasına rağmen, Black Lives Matter’ı bu toplantıya davet etmedi.[7] Bu örnek ABD’deki sol hareketlerin iki parti sistemi dışında nasıl güçlü ve yapısal bir şekilde örgütlenemedikçe yönetimde hiçbir kozlarının olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Seçim öncesi Biden’a desteklerini onun sola daha kolay çekilebileceği çerçevesinde savunanların da bu gibi örneklere nasıl cevap vereceklerini görmeyi hâlâ bekliyoruz.

Biden başkanlığa gelecek olsa da Demokrat partinin önü pek açık gözükmüyor. Senato seçimleri uzamış olsa da beklenen yine Cumhuriyetçilerin, Demokratların bu amaç uğruna milyar dolarlar akıtmış olmasına rağmen, senatoda çoğunluğu sağlaması. Bu durumda Biden’ın seçimlerde vaat ettiği önemli reformları -sağlık sigortasını daha kamusal hâle getirmek ve vatandaşlık için farklı yollar yaratmak da dahil olmak üzere- getirmesinin imkânsız olduğunu söyleyebiliriz.

Demokratlar için durumu daha vahim yapan başka bir şey ise, yakın zamanda yapılan bir atama ile Cumhuriyetçilerin Anayasa Mahkemesinde de muhafazakâr çoğunluğu yakalamış olmaları. ABD’de yaşam boyu olan bu Anayasa Mahkemesi hâkimi pozisyonlarından herhangi birinin Biden döneminde boşalması beklenmiyor. Buna ilaveten, Cumhuriyetçiler Trump döneminde federal yargı sisteminde çok sayıda yargıç atamayı başardılar ve 2020 seçimden sonra 23 eyalet hükümetinde “üçlü” sahibiler; bu eyaletlerde hem eyalet temsilciler meclisinde, hem de eyalet senatosunda çoğunluktalar ve vali de Cumhuriyetçi. Bütün bunlar dikkate alındığında, Biden döneminde Demokratların istedikleri değişimleri Cumhuriyetçilerden destek alamadıkları taktirde yapabilmelerin çok zor olduğu ve hatta gelecek 4 senede gündemin büyük ölçüde Cumhuriyetçiler tarafından belirlenebileceği gözüküyor.[8]

Peki ya sermaye açısından Biden’ın seçilmesi ne ifade ediyor? Bunu anlayabilmek için ABD iki parti sisteminden ve bu sistemin sermaye ile olan ilişkisinden biraz bahsedelim. Dylan Riley’ın yine New Left Review’deki “Fay Hatları” adlı makalesinde vurguladığı gibi ABD iki parti sisteminde, tarihsel olarak partiler farklı sermaye merkezlerini temsil ederler. Riley’e göre günümüzde iki partinin de bağlı olduğu üç ana sermaye kolu finans, sigortacılık ve emlakçılık. Bunun altında ise bir ikiye ayrım fark ediliyor. Bir taraf Cumhuriyetçilere güçlü destek veren “kirli” sanayi, yer altı kaynakları/fosil yakıt “ekstraktif” endüstriler, büyük perakende sanayii, yemek hizmetleri ve büyük aile şirketleri. Diğer taraf ise Demokratların destek aldığı silikon vadisi teknoloji devleri, eğitim, bilgi endüstrileri, sanat ve eğlence sektörleri.[9]

Sermaye kanatlarındaki bu güncel ayrışma, aynı zamanda Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin siyasi çizgileri ile örtüşüyor. Riley, Demokrat partinin siyasi çizgisini çok-kültürlü neoliberalizm, Cumhuriyetçi partinin siyasi çizgisini ise maço-milliyetçi neoticaretçilik olarak tanımlıyor. Çok-kültürlü neoliberalizmin ne olduğunu daha sonra Biden’ın kabine ve takım seçimlerine bakarken yakından anlayacağız, ama bunu kısaca neoliberalizmin, ana yapısının bozulmadan üst kademelere daha çok ezilmiş ırksal ve etnik kökenden insanların veya daha fazla kadının getirildiği biçimi diyebiliriz.[10]

Buna karşıt olarak, Cumhuriyetçi siyaset ise azalan iş olanakları ve sınırlanan kamu sektöründen yola çıksa bu durumlara göçmen karşıtı bir çizgi ve milliyetçi bir neoticaretçilikle karşılık veriyor. Bu tür siyaset bir taraftan kapitalizmin işçi sınıfına karşı getirdiği zorlukları göçmenlere yıkarken, diğer taraftan ise fosil yakıt endüstrisi ile enerji bağımsızlığı kazanma hayalleri, korumacı gümrük vergileri ve ticari savaşlar getiriyor. Biz bu genel ayrımları yapsak da aynı zamanda iki partinin içinde de bu çizgilerde siyaset yapan isimlerin bulunduğunu ve ayrıca iki partinin ve onların başkan adaylarının da sermayenin genelinden destek aldığını belirtmeliyiz.[11]

Bu genel bakış 2020 ABD seçimlerini daha yakından anlamamızı sağlasa da değinmemiz gereken bir nokta daha var, bu da Trump’ın da kendi içinde Cumhuriyetçi partiden farklarının olması. Siyasi bağlamda bu farklar 4 yılda Trump’ın Cumhuriyetçi partinin önde gelen isimleriyle yaşadığı polemiklerden, Trump karşıtı Cumhuriyetçi grupların ortaya çıkışından ve Trump hükümetinde önemli pozisyonların durmadan değişmesinden görüldü.

Ancak, belki de daha önemli olan ise sermaye açısından da Trump’ın yakın olduğu merkezlerin farklılığı. Mike Davis, Sam Farber’dan ödünç aldığı terimle, Trump’ın arkasında olan sermayeyi “lümpen kapitalistler” olarak adlandırıyor. Geleneksel ekonomik merkezlerin çoğunlukla sınırlarında kalan bu grup, Koch’lar gibi petrol zengini aile şirketlerinin yanı sıra, emlak, girişim sermaye (private equity), kasino, özel ordu ve savunma şirketleri ve profesyonel tefeci/faizcileri kapsayan “post-endüstriyel soygun baronları”ndan oluşuyor.[12]

Trump’ın hem öncelikle hitap ettiği sermayenin “lümpen”liğinden hem de normalde ABD başkanlarında gördüğümüz siyasi duruş ve söylemlerin dışında kalarak ülkeyi birçok krize sokmasından sermayenin genelinin rahatsız olduğunu, Biden’ın en büyük endüstrilerin neredeyse hepsinden (petrol ve doğalgaz endüstrisi dışında) Trump’tan daha çok bağış toplamasından görüyoruz.[13] Burjuvazinin Trump’a en son veda ve uyarı sinyali ise 23 Kasım’da, içinde General Motors, Mastercard, Goldman Sachs’ın da bulunduğu 166 şirket, uluslararası banka ve finans şirketlerinin CEO ve temsilcilerinin imzaladığı, Trump’ın bir an önce Biden hükümetine geçiş sürecine başlamasını talep eden bir mektup olmuştu. Bunun sonucunda, bu mektubun yayınlandığı aynı gün, o zamana kadar inatla iş birliği yapmayı reddeden Trump, Biden hükümetine geçiş sürecini harekete geçireceğini duyurmuştu.[14]

Biden da şu ana kadar açıkladığı kabine ve danışman seçimleri ile sermayenin yüzünü kara çıkartmamış gözüküyor. Bu seçimlere bakmadan, açıklanan kabine seçimlerinin senato tarafından onaylanana kadar sadece adaylık seviyesinde kaldığını önden belirtelim.

Biden, seçimden sonra, ona hükümet geçiş sürecinde ve kabine seçimlerinde yardım edecek, her devlet organı için ayrı oluşturulmuş danışman takımları açıklamıştı. Savunma Bakanlığı’nın takımındaki yirmi üç kişiden en az sekizinin, bu görevlerinden önce ya silah lobisinden para alan ya da direk bu lobinin parçası olan düşünce kuruluşları, organizasyonlar veya şirketlerde çalıştığı ortaya çıktı.[15]

Bu kişilerden üçü Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (SUÇM)[16] adlı düşünce kuruluşundan geliyorlar. Bu kuruluş, petrol ve silah sanayii tarafından finanse ediliyor. Finansörler arasında bilinen isimler Boeing;[17] savunma sanayii şirketi General Dynamics; Yemen savaşına bomba tedarikçilerinin en önemlilerinden olan Raytheon Technologies; ABD ordusunun Afganistan, Irak, Somali ve diğer yerlerde kullandığı droneları üreten Northrop Grumman; ve Yemen’de 2018’de bir okul otobüsünü vurarak yirmi altı çocuğun ölümüne sebep olan bombanın üreticisi Lockheed Martin var.[18] Bloomberg’e göre bu beş şirket beraber 2019’un en büyük 5 savunma sanayii şirketini oluşturuyor.[19] SUÇM aynı zamanda ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri dahil olmak üzere çeşitli devletlerden de destek alıyor.[20]

Biden’ın takımında ayrıca, başka bir düşünce kuruluşu olan ve Lockheed Martin, Raytheon ve ABD devletinden destek alan Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi’nden (YAGM)[21] de üyeler var. RAND şirketi de temsil edilen bir diğer düşünce kuruluşu. YAGM ve SUÇM ABD savunma sanayiinden en çok bağış alan ilk iki düşünce kuruluşu ve RAND ise ABD Savunma Bakanlığı’ndan en çok destek alan düşünce kuruluşu.[22]

Sermaye ilişkileri burada da bitmiyor. Biden’ın kabinesine çok önemli pozisyonlara WestExec adlı, çok bilinmeyen bir danışmanlık grubuna bağlı isimlerin seçilmesi dikkat topladı. Bu isimlerden biri, Devlet Bakanlığı’nın (Dışişleri Bakanlığı) başına getirilecek olan Anthony Blinken, diğeri Savunma Bakanlığı’nın başına gelecek Lloyd Austin,[23] bir başkası ise bütün ABD istihbaratını yöneten pozisyon olan Ulusal İstihbarat Direktörü yapılacak Avril Haines.[24]

Blinken, aslında Savunma Bakanlığı’na gelmesi beklenen ancak WestExec ve savunma sanayii ile bağlantıları gündem olunca gözden düşen bir diğer isim Michéle Flournoy ile WestExec’in yöneticisi. Haines de WestExec’den geliyorken, Austin ise WestExec ile partner olan başka bir organizasyonda bulunmasının yanında sıra aynı zamanda Raytheon silah şirketinin yönetim kurulunda yer alıyor. Yani ABD Savunma Bakanı seçilen isim aynı zamanda en büyük silah şirketlerinin birinin yönetim kurulunda.[25]

Peki nedir bu WestExec? Savunma sanayiinin yanı sıra, resmî istihbarat görevleri geçmişleri olan Flournoy ve Blinken tarafından 2018’de kurulan bu danışmanlık şirketi, Obama hükümetinden birçok kişiye ev sahipliği yapıyor. Örneğin Avril Haines, önceden Obama’nın drone programının kuruluşunda yer almıştı. Şirketin müşterileri gizli tutulsa da İsrail silah şirketi Windward ve Google’ın düşünce kuruluşu Jigsaw ile çalıştığı ortaya çıktı.[26]

WestExec gösteriyor ki ABD savunma ve silah sanayiinde, belli gruplardan isimler, hükümette olmasalar bile resmî pozisyonlardan kazandıkları tecrübeleri de kullanarak, sermayeye özel danışmanlıkla hizmet ediyorlar. Sonradan yine hükümete girip aynı çıkarları ilerletiyorlar. WestExec yöneticileri hükümete yeniden gireceklerine o kadar eminlerdi ki, Beyaz Saray’ın üç blok uzağında kiraladıkları ofislerinin kira sözleşmesine, aralarından biri hükümete girerse sözleşmeyi fes edebileceklerine dair bir madde bile eklemişler![27]

Gelelim Biden’ın ekonomi alanındaki seçimlerine. ABD hükümetinin üst kademelerinde Goldman Sachs ve diğer finans şirketlerinden insanlar görmek sıra dışı olmaktan çıkmıştı. Biden ise hem Hazine Sekreteri Yardımcısı’nı hem de en yüksek ekonomi danışmanı pozisyonu olan Ulusal Ekonomi Konseyi Direktörü’nü finans devi Black Rock yönetiminden gelen isimlerden seçerek,[28] devlet ile finans arasında yeni ilişkilerin gelişimine işaret etti.

Adı çok yaygın olarak duyulmamış Black Rock, dünyanın en büyük yatırım ve varlık yönetim şirketi ve toplamda 7.8 trilyon değerinde varlığı kontrol ediyor. Evet, doğru okudunuz, 7.8 trilyon dolar, yani Türkiye ekonomisinin 10 katı. Black Rock’ın değerinin büyük çoğunluğu yatırım yönetiminden geliyor ve eskiden Obama hükümetinde çalışmış isimleri de içinde barındırıyor. Black Rock Aladdin teknoloji ve yatırım platformunda 21.6 trilyon dolarlık değer dönüyor.[29]

Black Rock S&P 500 endeksindeki şirketlerin neredeyse %98’inde -karar alımında etkili olmaya yeterli seviye olan- en az %5 civarında hisse senedine sahip. Bu şirketlerin arasına Apple, Microsoft, J. P. Morgan ve Wells Fargo da dahil. Bu kadar geniş bir yelpazede inanılmaz değerleri kontrol eden Black Rock neredeyse sermayenin genel çıkarlarıyla özdeşleşir duruma gelmiş ve artık Biden ile, ABD’nin hazine yönetiminde de yerini almış bulunuyor.[30]

Göçmenlik konusundaki gelişmelerde de Biden yüzleri karartıyor. Bu aslında çok da şaşırtıcı değil. Trump, dünya çapında zenofobiyi yeni boyutlara çıkaran ve göçmen karşıtı polis devletini kuran bir başkan olarak öne çıkarılıyor. Özellikle söylemleriyle ve aldığı birçok önemli kararla zenofobi sistemini Trump’ın önemli derecede geliştirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Yine de, Trump’ın devraldığı göçmen karşıtı devletin zaten Obama tarafından görülmemiş noktalara getirildiğini[31] ve hatta Obama’nın Trump’tan daha fazla göçmeni sınır dışı ettiğini de unutmamalıyız,[32] (8 senelik döneminde neredeyse 3 milyon kişi).[33] Bu nedenle Obama, göçmenlik adaleti gruplarından “Baş-Sınırdışı-Edici” (Deporter-In-Chief) lakabını almıştı. Biden da Obama dönemi eğilimlerine döneceği sinyalini Obama’nın göçmenlik konusundaki önemli danışmanlarından olan Cecilia Muñoz’u göçmenlik geçiş takımına dahil ederek verdi. Muñoz 2011’de Obama’nın göçmen aileleri ayıran bir yasasını “bozuk yasalar bile uygulanmak zorunda” diye savunarak gündem olmuştu. Biden ayrıca Trump’ın getirdiği göçmenlik yasaları ve uygulamalarından bazılarını durduracağını söylese de bunları geri döndüreceği konusunda söz vermiş bile değil.[34]

Geri kalan bazı diğer kabine ve danışman seçimlerinin üstünden de hızlıca geçelim. Yönetim ve Bütçe Ofisi Direktörü olarak seçilen Neera Tanden, eskiden aktif bir şekilde sosyal sigorta kesintilerini savunmuş bir isim.[35] Beyaz Saray Halkla İlişkiler Ofisi Direktörü seçilen Cedric Richmond ise çevre örgütleri için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Biden seçim kampanyasını, özellikle genç ve ilerici seçmenler için ana sorunlardan olan iklim değişikliğinin hükümeti için birincil önceliklerden biri olduğu üzerine yürütmüştü. Ancak iklim değişikliği konusunda da hükümetin ana irtibatı olacak Richmond, Demokrat partide doğalgaz ve petrol endüstrilerinden en çok bağış alan temsilcilerden biri. Ayrıca geçmişte yapılan iklim değişikliği ile ilgili oylamalarda sıkça, Cumhuriyetçilerle birlikte sermaye yanlısı oy kullanmış.[36]

Biden ve Demokrat hükümetin işçi sınıfı için ne ifade edeceğini, şu anda geçirilmeye çalışılan yeni Covid-19 teşvik paketinin bir maddesi de çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Teşvik paketinde iki partinin de son zamanlar çok görülmeyen bir birleşme gösterip üstünde anlaştığı bir madde, şirketleri Covid-19 nedeniyle yaşanan işçi ölümlerinin sorumluluğundan korumayı amaçlıyor. Teşvik paketindeki birçok madde içine bizim torba yasalar misali sıkıştırılan maddeye göre, şirketler resmî yönetmeliklere uymaya “çalışıyor ise,” ve aşırı ihmalkarlık kanıtlamıyorsa (yani pratikte neredeyse her zaman), işverenler Covid-19 nedeniyle açılan davalarda dokunulmazlık sahibi olacaklar. Hatta, bu yasa geriye dönük olarak Aralık 2019’a kadar geçerli olacak![37]

Teşvik paketinde geçen metin ise New York’un nisan ayında geçirdiği, eyalette binlerce kişinin hayatını yitirdiği huzurevleri de dahil olmak üzere diğer sağlık kurumlarına da dokunulmazlık sağlayan yasadan kelime kelimesine kopyalandı. Geniş New York Hastane Birliği,[38] New York’taki yasayı taslak olarak hazırlamakla kalmamış, yasanın geçirilmesinden önce Demokrat eyalet hükümetine 1.2 milyon dolarlık bağış yapmıştı.[39] Aynı sağlık lobisi bununla da kalmayıp, şu anda federal seviyede çok daha geniş bir yelpazedeki işverenleri kapsayacak bu yasa için Demokrat partiye 11 milyon dolar akıttı.[40] New York’taki dokunulmazlık yasasının da, ana akım medyada Covid-19 krizi yönetimi için bir süper star seviyesine çıkarılan ve hatta günlük koronavirüs toplantıları için Emmy ödülü bile verilen Demokrat Vali Andrew Cuomo başkanlığında geçirildiğini de belirtmemiz lazım.

Biden’ın kabine seçimlerinin işçi sınıfı düşmanı ve sermaye taraftarı niteliklerinden daha çok gündem olan tarafı ise içinde birçok kadın ve farklı ırksal ve etnik kökenden insanlar barındırması açısından ne kadar çeşitlikçi/çok kültürlü (diverse) olması oldu. Bu tam da işte Riley’nin bahsettiği çok kültürlü neoliberalizm siyaseti. Biden’ın kendisi de zaten ABD tarihinin en çok kültürlü/çeşitlikçi kabinesini oluşturacağını duyurmuştu.[41] Liberal basın ve demokrat tabanının bir kısmı bu durumu ırkçılık veya ataerkiye karşı kazanılmış bir zafer olarak kutluyor.

Küresel beyaz üstünlüğü sisteminin ve emperyalizmin en büyük uygulayıcısı olan; ABD de dahil olmak üzere her yerde sayısız halkı ezen; askerleri dünyanın her yerinde kadınlara tecavüz eden; ataerkil sistemin sürdürülmesine yardım eden ve kadının özgürleşmesini bile bir emperyalist savaş ve istila bahanesine çeviren bir devletin üst kademelerine Siyahi bir insanın veya bir kadının gelmesini, ırkçılığa veya ataerkiye karşı gelişme olarak kutlanabilmesi gerçekten akıllara zarar. Bu şekilde kutlamalar uzun zamandır eğilimini gördüğümüz, sadece temsiliyetçi mantıkla çalışan ve temsil edilen pozisyonların yapısal niteliklerini sorgulamayan bir kimlik siyasetinin de neoliberal kapitalizm için nasıl bir ideolojik silah hâline geldiğinin çarpıcı bir örneği. Kapitalizmin bu ideolojik stratejisi sadece kendisini meşrulaştırmayı amaçlamıyor, aynı zamanda farklı mücadeleler arasından gerekli olan dayanışmaları da bulandırıyor.

Biden’ın zaferi açıklandığından beri, (özellikle beyaz) demokratların önemli bir kısmı, Trump dönemini istisnaî bir hata olarak geride bırakıp, ABD’nin yeniden Obama dönemi gibi harika ve “ırk-sonrası” toplum olduğu zamana geri döneceği hayaline kapılmış durumdalar. Biden’ın kendisinin 2019 yazında milyarderlere düzenliği bir toplantıda eğer seçilirse “hiçbir şey özünde değişmeyecek” ve “kimsenin yaşam standardı değişmeyecek” demesini[42] veya -Obama’nın Ferguson sırasında yaptığı gibi- George Floyd protestolarındaki şiddetli gösterilere sağcıların kullandığı aynı terimlerin kullanarak karşı çıkmasını,[43] ya unutuyorlar ya da görmezden geliyorlar.

Bu beyaz demokratların istediği, karşılarına Trump ile çıkan ABD’nin beyaz hakimiyeti sistemine dayanan özünü ve yozlaşmış toplum yapısını arkalarında bırakıp, ABD’nin dünya demokrasinin lideri bir fırsatlar ülkesi olduğu düşüne geri dönmek. Kendi orta sınıf tekil evlerinde, çoğunluğunu yine beyaz orta-üst sınıf ailelerin oluşturduğu şehir dışındaki mahallerinde (suburb) haberleri izlerken, başkanlarının profesyonel gözüküp ülkelerinde ve dünyada yaşanan zalimliklerin neden gerekli olduğunu düzgün ve mantıklı cümlelerle onlara anlatabilmesi, onlar için bu düzenin değişmesinden daha önemli.

Bu grubu, biz ne desek, Martin Luther King’in bundan on yıllar önce yazdıklarından daha iyi anlatamayız: “Geçtiğimiz yıllarda ılımlı beyazlar tarafından ciddi bir hayal kırıklığına uğratıldığımı inkâr etmemeliyim. Hatta neredeyse Zencilerin özgürlüğe ilerleyişindeki muazzam engelin Beyaz Vatandaş Konseyi ya da Ku Klux Klan üyelerinin değil,[44] adalet yerine ‘düzen’e daha bağlı olan; gerginliğin olmaması olan negatif barışı adaletin var olduğu pozitif barışa tercih eden; durmadan ‘Senin peşinden gittiğin amaçlara katılıyorum ama direk eylem yöntemlerine katılamam’ diyen; küçümseyici biçimde başka bir insanın özgürlüğünün zaman çizelgesini belirleyebileceğine inanan; ve hep bu efsanevî ve hayalî zaman algısıyla yaşayıp Zencilere ‘daha uygun bir sezonu’ beklemesini öğütleyen ılımlı beyazların olduğu üzücü sonucuna vardım.”[45]

King’in dediklerinin hâlâ ne kadar geçerli olduğunu George Floyd protestolarına verilen birçok tepkide gördük. Şimdi de Trump döneminde radikalleşmiş demokrat beyazlardan yadsınamaz bir kısmının Biden’ın seçiminden sonra sokaklardan evlerine dönecekleri kesin. Trump onları sadece “Amerikan hayallerinden” uyandıran, rahatsız edici bir sıkıntıydı ve en çok istedikleri yeniden uykuya dönmek. Demokrat partinin tam istediği de zaten bu yaz protestolarda çıkan toplumsal tepkiyi seçime kanalize ederek, sistemde köklü bir değişiklik yapmadan iktidara gelmekti.

Ancak birçok Amerikalı için, Trump öncesi ABD’sine bir dönüş olmayacağı da doğru. Bu dönemde ABD’de -her ne kadar tartışmalı olsalar da- yükselen “sosyalist” veya “demokratik-sosyalist” hareketler ve gruplar, iki parti sisteminden umut aramadıkları ve normalleşmeye dönmeye çalışacak ABD ideolojisine karşı gelebilecekleri ölçüde başarılı olacaklar. Bernie Sanders’ın ikinci kez yenilmesinden sonra da solcuların artık iki parti sistemi ve bununla gelen kötünün iyisi mantığından çıkıp, Demokratlarda işçi sınıfı ve ezilen halklar için kurtuluş olmadığını görmeleri lazım. Aynı zamanda da hem var olan grupları daha devrimci bir çizgiye çekerken hem de gerektiğinde beraber hareket edebilecek tabansal, iki partinin dışında var olan bir güç oluşturmak şart.

Gelin o zaman yazımızı, ABD hükümeti Trump’tan Biden’a geçerken, işçi sınıfı ve ezilen halklar için neleri aklımızda tutmamız gerektiğini bize kısa ve net biçimde anlatan Siyahi devrimci Malcolm X’ten bir alıntıyla bitirelim:

“Beyaz muhafazakârlar da Zencinin arkadaşı değildir, ancak en azından onlar bunu saklamaya çalışmıyorlar. Kurt gibidirler; dişlerini zenciye, onlara karşı nasıl yaklaşması gerektiğini belirten bir biçimde gösterirler. Ama beyaz liberaller tilki gibidirler, onlar da Zencilere dişlerini gösterseler de gülüyor taklidi yaparlar. Beyaz liberaller muhafazakârlardan daha tehlikelidirler; Zenciyi cezbederler ve Zenci hırlayan kurttan kaçarken, ‘gülen’ tilkinin ağzının tam ortasına düşer… kurt ve tilki (aynı) aileye üye. İkisi de köpekgillerden…”[46]

Biz de o zaman Trump kurdundan kaçarken kendimizi Biden tilkisinin ağzında bulmayalım. Bundan sonra ne zaman Biden’ın o bildiğimiz sırıtmasını görürseniz Malcolm X’in bu sözlerini hatırlayabilir ve ne zaman Biden hükümetinden işçi sınıfı veya ezilen halklar için bir gelişme tiyatrosu izlerseniz, o perdenin arkasına da bir sermaye oyunu bulmayı bekleyebilirsiniz.


[1] Stusi Mishra, “Donald Trump calls Fox News ‘dead’ as he steps up feud with network,” Independent, 18 Aralık 2020, https://www.independent.co.uk/news/world/americas/us-election-2020/trump-fox-news-ratings-twitter-b1775380.html

[2] Beyaz üstünlüğü (white supremacy), beyaz insanların üstünlüğünü diğer bütün ırklara mensup insanların ezilmesi aracılığıyla hedefleyen, küresel bir ekonomik, siyasi, kültürel, toplumsal sistem. Bu kavramın detaylı tartışması için Charles Mills’in Irksal Sözleşme adlı kitabına veya Routledge Companion to Philosophy of Race adlı kitapta bulunan “Beyaz Üstünlüğü” adlı yazısına bakabilirsiniz.

[3] Mike Davis, “Trench Warfare,” New Left Review 126, Kasım/Aralık (2020): https://newleftreview.org/issues/ii126/articles/mike-davis-trench-warfare

[4] Michael Roberts, “The Social Composition of the Anti-Trump Vote,” 10 Kasım 2020, https://www.leftvoice.org/the-social-composition-of-the-anti-trump-vote?fbclid=IwAR0MFeE4m3l6Ti3ytts1N_IDDB3pWJ06ttEFjVG1VqRNH2t82rle6viFHoE

[5] İbid.

[6] Mike Davis, “Trench Warfare,” New Left Review 126, Kasım/Aralık (2020): https://newleftreview.org/issues/ii126/articles/mike-davis-trench-warfare

[7] Lia Eustachewich, “Black Lives Matter says Biden-Harris have been silent on meeting request,” New York Post, 11 Aralık 2020, https://nypost.com/2020/12/11/blm-says-biden-harris-have-been-silent-on-meeting-request/

[8] Mike Davis, “Trench Warfare,” New Left Review 126, Kasım/Aralık (2020): https://newleftreview.org/issues/ii126/articles/mike-davis-trench-warfare

[9] Dylan Riley, “Faultlines,” New Left Review 126, Kasım/Aralık (2020): https://newleftreview.org/issues/ii126/articles/dylan-riley-faultlines

[10] İbid.                                                                                                       

[11] İbid.

[12] Mike Davis, “Trench Warfare,” New Left Review 126, Kasım/Aralık (2020): https://newleftreview.org/issues/ii126/articles/mike-davis-trench-warfare

[13] Dylan Riley, “Faultlines,” New Left Review 126, Kasım/Aralık (2020): https://newleftreview.org/issues/ii126/articles/dylan-riley-faultlines

[14] Claudia Cinatti, “The Biden Era Begins,” Left Voice, 30 Aralık 2020, https://www.leftvoice.org/the-biden-era-begins?fbclid=IwAR0GH3MnFgz3pJszIy18osnDUd1WyQ4l4Xj9QANnapmd54nGMHFMnA37lAg

[15] Sarah Lazare, “Biden Is Already Loading His Pentagon Transition Team With Pro-War Think Tank Staffers,” Jacobin, 11 Aralık 2020, https://jacobinmag.com/2020/11/joe-biden-transition-team-war-hawks/?fbclid=IwAR1IeZSsyLupkKB2hyRDTTcRUydgMjpHctvLXWCrlJ4DSCw26sXcDiaepsc

[16] The Center for Strategic and International Studies (CSIS)

[17] Center for Strategic & International Studies, “Corporation and Trade Association Donors,” (erişim 28 Aralık 2020), https://www.csis.org/corporation-and-trade-association-donors

[18] Sarah Lazare, “Biden Is Already Loading His Pentagon Transition Team With Pro-War Think Tank Staffers,” Jacobin, 11 Aralık 2020, https://jacobinmag.com/2020/11/joe-biden-transition-team-war-hawks/?fbclid=IwAR1IeZSsyLupkKB2hyRDTTcRUydgMjpHctvLXWCrlJ4DSCw26sXcDiaepsc

[19] Bloomberg Government, “Top 10 Defense Contractors,” 26 Temmuz 2020, https://about.bgov.com/top-defense-contractors/

[20] Sarah Lazare, “Biden Is Already Loading His Pentagon Transition Team With Pro-War Think Tank Staffers,” Jacobin, 11 Aralık 2020, https://jacobinmag.com/2020/11/joe-biden-transition-team-war-hawks/?fbclid=IwAR1IeZSsyLupkKB2hyRDTTcRUydgMjpHctvLXWCrlJ4DSCw26sXcDiaepsc

[21] Center for a New American Security (CNAS)

[22] Sarah Lazare, “Biden Is Already Loading His Pentagon Transition Team With Pro-War Think Tank Staffers,” Jacobin, 11 Aralık 2020, https://jacobinmag.com/2020/11/joe-biden-transition-team-war-hawks/?fbclid=IwAR1IeZSsyLupkKB2hyRDTTcRUydgMjpHctvLXWCrlJ4DSCw26sXcDiaepsc

[23] David Dayen, “Joe Biden’s Cabinet Is On Loan From Corporate America,” Jacobin, 8 Aralık 2020, https://jacobinmag.com/2020/12/david-dayen-american-prospect-joe-biden-cabinet

[24] Carey Howard, “First Female Director of National Intelligence is Not a Victory for Women,” Socialist Alternative, 4 Aralık 2020, https://www.socialistalternative.org/2020/12/04/first-female-director-of-national-intelligence-is-not-a-victory-for-women/?fbclid=IwAR1szmZGgbybDMi6dHlYvAOLzAf3fDvQAcqlLibMRIQBLdBwBqabU2VB7yM

[25] David Dayen, “Joe Biden’s Cabinet Is On Loan From Corporate America,” Jacobin, 8 Aralık 2020, https://jacobinmag.com/2020/12/david-dayen-american-prospect-joe-biden-cabinet

[26] Julia Rock ve Andrew Perez, “Joe Biden’s New National Security Pcicks Are Very Troubling,” Jacobin, 23 Kaım 2020, https://www.jacobinmag.com/2020/11/joe-biden-administration-national-security-picks-defense-department

[27] David Dayen, “Joe Biden’s Cabinet Is On Loan From Corporate America,” Jacobin, 8 Aralık 2020, https://jacobinmag.com/2020/12/david-dayen-american-prospect-joe-biden-cabinet

[28] Franco Ordoñez, “Biden Names BlackRock’s Brian Deese as His Top Economic Aide,” NPR, 3 Aralık 2020, https://www.npr.org/sections/biden-transition-updates/2020/12/03/942205555/biden-names-blackrocks-brian-deese-as-his-top-economic-aide

[29] https://www.businessinsider.com/what-to-know-about-blackrock-larry-fink-biden-cabinet-facts-2020-12

[30] Meagan Day, “Joe Biden’s BlackRock Cabinet Picks Show the President-Elect Is Ready and Eager to Serve the Rich,” Jacobin, 3 Aralık 2020, https://jacobinmag.com/2020/12/wall-street-joe-biden-transition-cabinet-blackrock

[31] Tatiana Cozzarelli, “The Newest Member of Biden’s Transition Team: Defender of Obama Era Deportations and Family Separations,” Left Voice, 14 Kasım 2020, https://www.leftvoice.org/the-newest-member-of-bidens-transition-team-defender-of-obama-era-deportations-and-family-separations?fbclid=IwAR1syknjUTniPKonp-o1aiCnHQKNW5RO_Jh30yfsPK88ctyGzEZTCgFunUY

[32] Zack Budryk, “Deportations lower under Trump administration than Obama: report,” The Hill, 18 Kasım 2019, https://thehill.com/latino/470900-deportations-lower-under-trump-than-obama-report

[33] Alicia A. Caldwell ve Louise Radnofsky, “Why Trump Has Deported Lower Immigrants Than Obama,” The Wall Street Journal, 3 Ağustos 2019, https://www.wsj.com/articles/why-trump-has-deported-fewer-immigrants-than-obama-11564824601

[34] Branko Marcetic, “Biden’s Immigration Moves Are Making a Mockery of His Vow to ‘Heal the Nation’s Soul,’” Jacobin, 19 Kasım 2020https://jacobinmag.com/2020/11/joe-biden-immigration-trump-wall-border/?fbclid=IwAR15H9waU7bm8xTM4rQE2zmU_XeAsb7ZAFJZYHULgvFqdRkBofDIus5YsME

[35] Walker Bragman, “Joe Biden’s Neera Tanden Pick is Worse Than You Thought,” Jacobin, 30 Kasım 2020, https://jacobinmag.com/2020/11/joe-biden-neera-tanden-social-security-omb

[36] David Sirota, Julia Rock ve Andrew Perez, “Joe Biden Just Appointed His Climate Movement Liaison. It’s a Fossil-Fuel Industry Advocate,” Jacobin, 17 Kasım 2020, https://www.jacobinmag.com/2020/11/joe-biden-climate-fossil-fuel-industry-cedric-richmond?fbclid=IwAR3z5Acc_h6llovW6sGi6e8T-Hvf7tAC0uCRDmyW8HEaaY5kKwUjJ9jzbNk

[37] Jake Johnson, “Relief Package Gives Retroactive Immunity to Corporations From COVID Lawsuits,” Truthout, 15 Aralık 2020, https://truthout.org/articles/relief-package-gives-retroactive-immunity-to-corporations-from-covid-lawsuits/

[38] Greater New York HospitalAssociation (GNYHA)

[39] David Sirota, “SCOOP: Senate GOP Copied & Pasted Cuomo’s Corporate Immunity Law Word-For-Word,” The Daily Poster, 28 Temmuz 2020, https://www.dailyposter.com/p/scoop-senate-gop-copied-and-pasted-25d

[40] David Sirota and Julia Rock, “Tucked into the Covid-19 stimulus package? Protections for corporations,” The Guardian, 5 Aralık 2020, https://www.theguardian.com/commentisfree/2020/dec/05/tucked-into-the-covid-19-stimulus-package-protection-for-corporations?fbclid=IwAR3pIs6fTXMqL0___gnFXANayFQPDHWafxrZbg6F2OO8GSS4X2GNNVOoZ0w

[41] Kate Sullivan, “Biden on nominating a diverse Cabinet: ‘I’m going to keep my commitment,’” CNN, 3 Aralık 2020, https://www.cnn.com/2020/12/03/politics/biden-diverse-cabinet-commitment/index.html

[42] Dominique Mosbergen, “Joe Biden Promises Rich Donors He Won’t ‘Demonize’ The Wealthy If Elected President,” HuffPost, 19 Haziran 2019, https://www.huffpost.com/entry/joe-biden-wont-demonize-the-rich_n_5d09ac63e4b0f7b74428e4c6

[43] Reuters Staff, “Fact check: Joe Biden has condemned violent protests in the last three months,” Reuters, 4 Eylül 2020, https://www.reuters.com/article/uk-factcheck-biden-condemn-violence/fact-check-joe-biden-has-condemned-violent-protests-in-the-last-three-months-idUSKBN25V2O1

[44] “White Citizen’s Council” ve Ku Klux Klan, beyaz ırk üstünlüğünü savunan ve korumayı amaçlayan gruplar. Daha şiddetli olan Ku Klux Klan, ABD tarihinin en kanlı gruplarından ve binlerce Siyahi insanın ölümünden sorumlu.

[45] DeNeen L. Brown, “Martin Luther King’s Scorn for ‘white moderates’ in his Birmingham fail letter,” The Washington Post, 15 Ocak 2018, https://www.washingtonpost.com/news/retropolis/wp/2018/01/15/martin-luther-king-jr-s-scathing-critique-of-white-moderates-from-the-birmingham-jail/

[46] “The Black Revolution,” malcolm-x.org, http://www.malcolm-x.org/speeches/spc_06__63.htm

Kaynak: Özgür bir dünya için Kaldıraç / Ocak 2021 / Sayı 234

https://kaldirac.org/isci-sinifi-ve-ezilen-halklarin-bidendan-beklentileri-olmamali-derya-kizilova/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here