HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Semih Yalçın soykırımı tahrik ve teşvik suçu işliyor

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, MHP’li Semih Yalçın’ın sözlerinin ‘insanlığa karşı suç’ olduğunu belirtirken, bunu Ruanda soykırımı üzerinden örneklendirdi.

Türkiye siyaseti bir süredir ciddi gerilimler yaşıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun organize suç örgütü lideri Alaaddin Çakıcı tarafından tehdit edilmesi ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Çakıcı’yı sahiplenmesinin ardından şimdi de HDP ağır tehditlere maruz kaldı.

İlk olarak MHP Genel Başkanı Bahçeli, dün Twitter hesabından “HDP’nin kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalıdır” açıklaması yaptı. Bahçeli, ayrıca “Terörist Demirtaş veya Sorosçu Kavala hakkında karar oluşmalı, hukuken suçlu olup olmadıkları da teyit ve tescil edilmelidir” ifadelerini kullandı.

Ardından MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Semih Yalçın’dan, “HDP/PKK kamilen itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsüdür” açıklaması geldi.

HDP, Twitter’dan MHP’ye “HDP’yi kapatacağınıza ağzınızı kapatın” diye yanıt verirken, hem Bahçeli’nin hem de Semih Yalçın’ın sözleriyle ilgili ulusal ve uluslararası alanda yargıya başvurmaya hazırlanıyor. HDP, ayrıca Twitter yönetimine de başvurup MHP lideri Bahçeli ile Semih Yalçın’ın tweetlerinin “insanlığa karşı suç, nefret suçu” olarak sayılmasını ve hesaplarının kontrol edilmesini isteyecek.

Aralarında Artı Gerçek’in de olduğu bir grup gazeteciyle Meclis’teki makamında bir araya gelen HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Yalçın’ın sözlerinin uluslararası ceza hukukuna göre “insanlığa karşı suç” olduğunu belirtirken, bunu Ruanda soykırımı üzerinden örneklendirdi. Sancar’a göre, Ruanda soykırımının taşlarının döşendiği süreçte Tutsiler için de benzer ifadeler kullanılmıştı. Bu ifadeleri kullananlar “soykırım, soykırıma teşvik” gibi suçlardan ağır cezalara çarptırıldı.

Tüm bu açıklamaları iktidarın sıkışmışlığına bağlayan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bir; toplumsal onay kaybı var. İki; bütün alanlarda bir moral çöküş yaşanıyor. Üç; Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini savunabilecekleri herhangi bir inandırıcı gerekçe veya cevap üretemiyorlar. Geriye bir tek şey kalıyor; tehdit, şantaj, gerilim ve çatışma dili. Hırçınlığın, gerilimin, tehdidin, şantajın, kavganın çatışmanın olduğu bir alanda tutmak istiyorlar muhalefet partilerini ve bizi” diyor, ancak bu tuzağa düşmeyeceklerini belirtiyor. Sancar, bu sorunun sadece HDP’nin meselesi olarak değil demokrasinin meselesi olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Reform konuşulurken Devlet Bahçeli “HDP’nin kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalıdır” dedi. Bahçeli’nin ilk kez bu kadar net bir şekilde çağrısı var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Reform söylemlerinin gündeme gelmesinden bu yana MHP, bu tür çıkışlar yapıyor. Tabi genel kanı, iktidar ortakları arasında bu konuda bir mutabakatın olmadığıdır. Ancak ben, bu meseleyi, bir taraf reform istiyor, diğer taraf bunu bozmaya çalışıyor, basitliğine sıkıştırmanın doğru olmadığı kanısındayım. Gelişmeleri izlemeden ve belli sonuçlar ortaya çıkmadan bu tür yorumlar yapmak, siyaseti fazla yüzeysel ele almak anlamına gelir. Bir yandan Bahçeli’nin dünkü açıklamaları var bize yönelik ama aynı zamanda muhalefetin diğer partilerine, özellikle CHP’ye, bir yandan da kendi ortağına yönelik mesajları var dünkü tweetlerinde. Fakat bir gün önce Cumhurbaşkanı’nın da CHP’ye çok ağır sözleri var. Dolayısıyla bu ikisinin bir birinden geri kalır bir yanı yok. O nedenle AKP iyi, MHP kötü gibi bir değerlendirmeyi esas almak dinamikleri dar değerlendirmek gibi bir yanlışa götürebilir.

Mesele iktidarın bir bütün olarak büyük bir sıkıntı, sorun yaşıyor olmasıdır. İktidar blokunu oluşturan her iki partinin de düzenli oy kaybettiği gerçeği geliyor bu sorunların temelinde. Toplumsal rıza ve onay kaybının giderek hızlanması yer alıyor. Öte yandan, bu sıkışmışlığı aşmak için bir şeyler yapma ihtiyacı da hissediyor iktidar bloku. O nedenle reform gibi bir meseleyi ortaya attılar.

Öte yandan, bütçe görüşmeleri başladığından bu yana Genel Kurulda bir bütün olarak iktidarın ne kadar aciz durumda kaldığı da görüldü. Bu bütçenin aslında bir rant, savaş, saray bütçesi olduğu ortaya çıktı. Hiçbir makul soruya tek bir cevap veremiyor iktidar sözcüleri. MHP kendini, bu ekonomik çöküşün, bu derin toplumsal krizin sorumlusu olarak gösterilmekten kurtarmaya çalışıyor. Bu derin ekonomik, toplumsal, siyasal krizle ilgili söz söylemekten kaçınıyor. Bence bütün muhalefet partileri etkili bir çalışma yürütüyorlar. Genel Kurulda arkadaşlarımız çok iyi hazırlanmışlar, diğer partilerde de aynı şekilde iyi bir hazırlık olduğunu görüyoruz. Genel Kurula girdiğinizde moral üstünlüğünün çok açık ara muhalefette olduğu görülüyor.

Bir; toplumsal onay kaybı var. İki; bütün alanlarda bir moral çöküş yaşanıyor. Üç; Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini savunabilecekleri herhangi bir inandırıcı gerekçe veya cevap üretemiyorlar. Geriye bir tek şey kalıyor; tehdit, şantaj, gerilim ve çatışma dili. Bunu dün Cumhurbaşkanı CHP’ye karşı açık bir şekilde yaptı. Ardından iktidarın küçük ortağı bizi hedef aldı. Biz bunu, kaybediyor olmanın farkına varma paniği ve telaşı olarak görüyoruz. Aşırı hırçın bir ruh hali var iktidar ortaklarında. Ve bu hırçınlıkla siyaseti de bütünüyle kendi istedikleri çerçeveye çekmek ve oraya mahkûm etmek istiyorlar. Yani hırçınlığın, gerilimin, tehdidin, şantajın, kavganın çatışmanın olduğu bir alanda tutmak istiyorlar muhalefet partilerini ve bizi. Biz bu tuzağın farkındayız. Elbette bütün suçlamalara karşı cevabımızı vereceğiz ama siyaseti onların istediği alana hapsetmelerine de izin vermeyeceğiz. Burada mesele sadece HDP’nin meselesi olarak görülmemeli, bir bütün olarak demokrasinin, demokrasi güçlerinin ve her türlü muhalefetin meselesi olarak görülmeli.

Devlet Bahçeli’nin sözlerinden çok daha ağır, vahim olanı, bugün Semih Yalçın’ın yayınladığı tweetlerdir.

Kapatılma bekliyor musunuz, olursa tutumunuz ne olur?

Bunun cevabını aylar önce yine vermiştim. Eğer bizim aleyhimize kapatma davası planlanıyorsa bunu yapmak zor değildir. Yargı iktidarın kontrolündedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın Anayasa Mahkemesi’ne bir dava açması yeterlidir. Anaya Mahkemesi’nde dengeler hangi sonucu doğurur, bilemeyiz. Dolayısıyla bizim dışımızda, iktidarın alanında olan bir meseledir. Biz bunu tartışmayı çok gerekli görmüyoruz. Biz kendi işimizi yapıyoruz. Her türlü ihtimale karşı tedbirimizi alıyoruz. Kapatma dahil her türlü hukuksal tasfiye operasyonuna dair tecrübemiz büyüktür. Asıl tartışılması gereken bizatihi bu siyasi dinamikler ve aktörlerin konumudur.

‘Türkiye siyaseti mafyavari operasyonlara açık hale getiriliyor’

Semih Yalçın’ın tweetlerinin daha vahim olması saldırının ilerleyeceğini mi gösteriyor? 

Açıkçası uzun süredir Türkiye siyasetini mafyavari operasyonlara açık hale getirme çabası var. Bunu görüyoruz. Aslında iktidar ortakları, özellikle MHP’nin bu konudaki tutumu da öyle gizli saklı değildir. Mafyavari siyasetten kastımız şudur; hukuku bütünüyle bir kenara iten, her türlü şantaj tehdit, çatışmayı mubah gören ve daha ötesine de kapıları açan siyaset demektir. Bu nedenle biz hem ulusal düzeyde hem de uluslararası düzeyde bütün hukuk kurumlarının ve kuruluşların bu tehditleri ciddiye alması gerektiğini söylüyoruz. Sadece bize yönelik de değil bu tehditler. Ana muhalefetin başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’na da açık tehdit yönetildi. Ve bu tehdidi iktidarın küçük ortağı sahiplendi. Ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına yönelik suikast planları ortaya çıktı. Biz mafyavari kan siyasetinin bütün yöntemlerinin ancak demokrasi güçlerinin ortak mücadelesi ile boşa çıkarılacağının çok iyi farkındayız. Bunu yapmak için de her türlü çabamız göstereceğiz. Ulusal ve uluslararası düzeyde bütün yasal kurum ve kuruluşların bu mafyavari kan siyaseti yöntemlerine karşı ciddi tedbir ve tavır almalarını da bekliyoruz.

Ruanda soykırımı örneği

Semih Yalçın’ınki neden önemli? Pek çok kişi bilmiyor olabilir ama dün kullandığı bir ifade uluslararası hukukta insanlığa karşı suç tipi dahilinde değerlendirilen bir tanımlamadır. “HDP itlaf edilmesi gereken bir haşere sürüsüdür” diyor. Yakın tarihte en ağır, en vahşi soykırım Ruanda’da yaşandı. Bu soykırım, Nisan 1994’te başladı, tam 100 gün sürdü. 100 günde 800 bin insan katledildi. Bu soykırıma giden yolun taşları nasıl döşendi, biliyor musunuz? Hutu milislerinin başlattığı katliamların propagandasını yapmak üzere RTLM (The Radio Télévision des Mille Collines) adında bir radyo kurulmuştu. Ruanda’nın ilk özel radyosu budur. Soykırım boyunca Tutsilere, ılımlı Hutulara ve muhaliflere karşı nefret söyleminde bulunarak saldırı zemini hazırlıyorlar ve tam anlamıyla bir soykırım propagandası yapıyorlar. Radyo yayını sırasında Tutsileri “hamam böcekleri (cockroaches)” olarak nitelendirerek, ezilmeleri, öldürülmeleri, yok edilmeleri çağrısında bulunuyorlar. Benzer bir yöntemi iktidarın kontrolündeki Kangura Gazetesi de izliyor.

Soykırımdan sonra BM Güvenlik Konseyi Kararı’yla “Ruanda için Uluslararası Ceza Mahkemesi” kuruluyor. Bu uluslararası mahkemenin en önemli davalarından biri, “Medya Davası”dır. Bu davada RTLM’nin iki yöneticisi ile Kangura Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni soykırım, soykırıma teşvik, yardım ve yataklık gibi suçlardan yargılanıyor ve her biri asgari 30 yıl olmak üzere en ağır cezalara çarptırılıyorlar. Soykırımın taşlarını döşeyen nefret söylemlerinin en önemlilerinden biri de Tutsilerin “hamam böcekleri” olarak nitelendirilerek öldürülmeleri çağrılarının yapılmasıdır.

O yıllarda, soykırımla ilgili çalışmalar daha da yoğunlaştı. 1996’da Soykırım Gözlem Örgütü “Soykırımın Sekiz Aşaması” isimli bir rapor yayımladı. Burada soykırımların öngörülebilen fakat engellenemez olmayan sekiz aşamada gerçekleştiği belirtiliyor. Birincisi sınıflandırma; insanlar önce “bizler – onlar” diye bölünür. İkincisi damgalama; nefretle birleştiği zaman simgeler dışlanan grubun gönülsüz üyelerine dayatılabilir. Üçüncüsü dehümanizasyon – insandışılaştırma; Gözlem Örgütü bunu şöyle açıklıyor: “Bir grubun üyeleri diğer grubun insanlarını inkâr ederler. Grubun üyeleri hayvanlar, böcekler, parazitler ya da hastalıklarla özdeşleştirilirler.” Bu soykırıma giden aşamaların en önemlilerinden biridir.

‘Semih Yalçın’ın sözleri insanlığa karşı suçtur’

Şu anda Semih Yalçın’ın yaptığı uluslararası ceza hukukunun soykırımı tahrik ve teşvik olarak nitelendirdiği suçlardır. Bu sarf edilen sözler, uluslararası ceza hukukuna göre insanlığa karşı suçtur.

Biz suç duyurularını hem içeride hem dışarıda yapacağız. BM, Avrupa Konseyi ve uluslararası ceza yargısı kurumlarına, uluslararası sivil insan hakları örgütlerine ve soykırım karşıtı kuruluşlara da bu başvuruları ileteceğiz.

Türkiye’de Cumhuriyet Savcılıklarının ne yapması gerekiyor?

Türkiye’de savcılıkların derhal dava açması gerekir. Bizim suç duyurusunda bulunmamıza bile gerek yok. Bizim ceza kanunumuzun 76 -77. maddeleri soykırım ve insanlığa karşı suçları düzenliyor.

‘Bize gönül veren 15 milyon haşere olarak nitelendirilmiştir’

HDP’yi itlafı gereken hamam böceği olarak niteleyen anlayış aslında sadece HDP çalışanlarını, milletvekillerini, hedef almıyor. Bu bile zaten başlı başına vahimdir. Herhangi bir çalışanımızın, milletvekilimizin, yöneticimizin başına en ufak bir şey gelirse sorumlusu çok açık bir biçimde bizi hedef gösteren bu şahıslardır. Ama daha vahimi HDP’ye oy veren 6 milyon, gönül veren 15 milyon insan da “haşere”, “itlafı gereken bir güruh” olarak nitelenmiştir. Bu çok çok vahim, tehlikeli bir tutumdur. Bunun anlamını biliyoruz.

Ayrıca MHP, HDP’den çok daha az oy almış bir partidir. Hangi hakla, hangi cüretle kendisinden daha çok oy alan bir partiyi ve kitlesini bu şekilde hedef gösterebilmekte? Neye güveniyor? Biz halkımıza güveniyoruz, mücadele azmimize, kararlılığımıza, haklılığımıza güveniyoruz. Peki, son seçimde bizden daha az oy almış bir parti ve -oylarının düştüğü de bütün anketlerde görülüyor- kime güveniyor, neye güveniyor, nedir kendilerinin kullanacaklarını düşündükleri güçler? Nasıl böyle bir tehdidi bu kadar pervasızca dile getirebiliyorlar? Bu sorulara sadece MHP yöneticilerinin cevap vermesi yetmiyor, Cumhurbaşkanından başlayarak bu ülkeyi yönetenler bu sorulara cevap vermek zorundadırlar. Bu da yetmiyor, Türkiye’deki bütün muhalefet partilerinin bu soruları açıkça sorması gerekiyor. Bu da yetmiyor, Türkiye’de demokrasi, özgürlük, hukuk devleti içinde birlikte yaşam arzulayan bütün çevrelerin bu soruların peşine düşmesi gerekiyor.

‘Çok tehlikeli bir gidişat var’

Bu iktidar ayakta kalabilmek için en tehlikeli oyunlara bile başvurmayı göze almış durumda.

Kaybediyorlar, kaybettiklerini görüyorlar. Kaybettiklerinde en önemli faktörün HDP’nin kararlı, demokrasi mücadelesi olduğunun da farkındalar. Her türlü yöntemle HDP’yi etkisizleştirmek, tasfiye etmek için uğraşıyorlar ama HDP demokrasi mücadelesinde ve demokratik siyasette ısrarını sürdürüyor ve sonuç alıyor. 7 Haziran bunun ilk büyük örneğiydi, 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimleri diğer örneğidir ama toplumsal mücadele açısından da HDP’nin etkisinin çok farkındalar. İkincisi; Türkiye’nin bu çoklu derin krizlerine yönelik hiçbir çözüm politikaları yok. Bu iktidar her alanda çözümsüzlük bataklığına saplanmıştır ve sistem de çökmektedir. Şimdi bu bataklıkta kaybolmamak, yok olmamak ve sistemin çöküşünün altında kalmamak için çok tehlikeli oyunlara başvuruyorlar. Bizim kendi mücadele kararlılığımızdan en ufak bir tereddüdümüz yok. Türkiye’de demokrasi güçlerinin de bu gidişatın farkında olduğunu biliyoruz. Bu farkındalığın daha da artması gerekiyor. Daha etkili bir ortak demokrasi mücadelesine dönüştürülmesi şarttır. Türkiye’nin geleceği ile ilgili çok tehlikeli bir gidişat var. İktidar ortakları, bu gidişatı her geçen gün biraz daha hızlandırılıyor.

Reform söylemi ortaya çıkınca Bülent Arınç, Kavala ve Demirtaş’tan bahsetti. Ardından karşılıklı açıklamalar geldi. Dünkü Bahçeli’nin açıklamasında da bu iki isimle ilgili yargı sürecinin hızla tamamlanması gerektiği yönünde bir ifade var. Bunu nasıl yorumladınız, ne anlama geliyor?

Bir yandan reform diyorlar, reform dediklerinin de ne olduklarını bilmiyoruz tabi. Herhangi bir somut içerik açıklaması da yapmıyorlar. Mesela yargı alanında bir reform sözü dolanıyor ortalıkta fakat bütün bu açıklamalar bir birini anında birkaç saniye farkla yalanlıyor. Mesela ‘yargıya müdahale etmem söz konusu değildir’ diyor Sayın Cumhurbaşkanı, ardından ‘bunlar terörist ve bir an önce cezalandırılmalıdır’ diyor. Devlet Bahçeli de aynı şeyi yapıyor. Bir yandan açıkça yargıya talimat veriyorlar, masumiyet karinesini ihlal ediyorlar, Anayasayı birkaç maddesinde apaçık çiğniyorlar, sonra da reformdan söz ediyorlar. Kimi inandıracaklar? Ben daha önce söyledim; bu iktidarın dilinde reform, baskıların arttırılması, hukuksuzlukların zirveye çıkarılması gibi bir anlam taşıyor. Bu iktidardan reform beklediğimiz yok bizim. Gerçek reformu demokrasiye ve insan haklarına, hukuk devletine inan güçler yapabilir. O nedenle bu iktidarı, demokrasi ittifakı ile demokrasi güçlerinin ortak çalışması ile ilk seçimlerde göndermek gerekiyor. İlk seçimlerde değişmeli ve demokrasi güçleri Türkiye’de gerçek reform programlarını şimdiden kamuoyuna paylaşmaya başlamalıdırlar. Gerçek reform ancak demokrasiye, hukuka, insan haklarına samimi bağlılıkla gerçekleşebilir. Dış kredi bulmak için, yatırımcı çekmek için Avrupa Birliği ve ABD’nin yeni yönetimini sakinleştirmek için bir manevra aracı olarak kullanıyor reform söylemini. Eğer gerçekten yapmak istiyorlarsa önce bu dili bıraksınlar. Önce tehditlerden, önce bu düşmanlaştırıcı, çatışmacı mafyavari yaklaşımı terk etsinler, sonra da bizim reform için gerekli gördüğümüz pek çok öneri var, bunları daha önce kamuoyu ile paylaştık, buyursunlar bunları esas alsınlar.

‘Yeni Kürt parti çalışmaları HDP’de en ufak sarsıntı yaratmaz’

CHP Genel Başkanı, HDP’ye alternatif bir Kürt partisi kurulması ile ilgili iktidarın desteklediği çalışmalardan bahsetti. Böyle bir çalışma söz konusu mu? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Kılıçdaroğlu neyi kastetti, bilmiyorum. İktidarın oyunlarına işaret etmek istedi sanıyorum. Ancak şunu çok açık söyleyeyim: Bu ülkede zemini en sağlam parti HDP’dir. İyi bir kıyas olmuyor ama zemin etüdü yaparsanız depremlere karşı yapıldığı gibi belki de tam kayalık bir zemine kurulmuş başlıca parti HDP’dir. Dolayısıyla bu tür arayışlar varsa HDP’de en ufak bir sarsıntı yaratması söz konusu olmaz. Kim burada hayal kuruyorsa vazgeçsin, zaman ve enerji kaybıdır. HDP büyümektedir, bunu hepsi biliyor. Daha da büyüyecek. HDP bu ülkenin yönetiminde yer almaya kararlıdır.

Size gelen anket çalışmalarına göre son oylar nedir?

En düşüğü yüzde 11,5. Bütün objektif araştırma kuruluşları da belirtiyorlar ki ‘hangi partiye oy vereceksiniz’ sorusuna en zor cevap HDP oluyor, buna rağmen yüzde 11,5’ten aşağı değil. Biz çok daha yukarıda olduğunu biliyoruz. Oran telaffuz etmeyi tamamen gereksiz buluyorum ama çıkan sonuçların çok üstünde bir desteğimiz var.

Haber: Derya Okatan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here