Ev Hapishanesi – 1 – Tamer Doğan

Evimiz, nasıl olur da bir hapishaneye dönüştürülebilir?

Haklarında ev hapsi kararı verilen insanlar nasıl geçinir, ne yer ne içer, hele bir de yalnız yaşıyorsa nasıl hayatta kalır? Bu meselede en önemsiz detay ise can sıkıntısıdır…

Elektronik kelepçe olağan bir aksesuara dönüşüyor

Yalnızca geçtiğimiz hafta toplam 48 kişi hakkında toplantı ve gösteri yürüyüşüne katıldığı gerekçesiyle ev hapsi kararı verildi. Hukuk diliyle ifade edecek olursak; toplam 48 kişi Anayasal hakkını kullandığı için kendi evine hapsedildi!

Yukarıdan talimatla ve politik saiklerle uygulamaya geçildiği her halinden belli olan elektronik kelepçe uygulamasına dair CMK veya Anayasa tartışması yürütmeden, politik veçheleriyle konuyu irdelemeye çalışacağız. İkinci yazımızda ise ev hapsi ile evden çalışma karşılaştırması yaparak, kapatılma rejimleri kapsamında, evlerimizin nasıl birer hapishaneye dönüştürüldüğünü tartışacağız.

Yerli ve milli elektronik kelepçenin üretilmesiyle ve 2021 yılı Ocak ayından itibaren Sulh Ceza Hakimleri’nin bol kepçeden verdiği ev hapsi (konutu terk etmeme) adli kontrol tedbiri kararları, tıpkı tutuklu yargılama gibi bir tedbir olarak değil cezalandırma aracı olarak uygulanıyor. Ev hapsi, ilçeyi terk etmeme gibi sözüm ona tedbirler, tutuklama gibi yurttaşları özgürlüğünden yoksun bırakan tedbirlerdir.

Ev hapsi lütuf değildir

Hepimizin diline pelesenk olan “kendi hukukunuzu uygulayın bari!” söylemi ile irdeleyecek olursak; normalde gözaltı işlemi bile yapılmayan, yapılsa dahi emniyetten salıverme şeklinde sonuçlanan, en kötü ihtimalle mevcutlu olarak getirildiği savcılık tarafından ifade işlemi sonrasında serbest bırakma ile tamamlanan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlaması nedeniyle insanlarımız tutuklanıyor, eve hapsediliyor, kendilerine ilçeden çıkma yasağı getiriliyor.

Anılan kanunun 32. Maddesinde “Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” denilmekte. Alt sınırı 6 ay olan, infazdaki yaygın söylemiyle “yatarı olmayan” bir suçlama ve yargılama neticesinde çok büyük oranda beraatle sonuçlanan dosyalardan bahsediyoruz.

Bu durum kabul edilmemeli, normalleştirilmemeli ve kanıksanmamalı. Aksi takdirde, çok yakın bir tarihte çok önemli bir kısmımız sosyal medya hesaplarımızdan elektronik kelepçe fotoğrafı paylaşıp Zoom üzerinden görüşen muhaliflere dönüşeceğiz.

Ev hapsi ile kaç kuş vurulmak isteniyor?

Son günlerde gözle görünür oranda yaygınlaşan tutuklama, ev hapsi ve ilçe dışına çıkma yasağı kararları, siyasal iktidarın belli bir plan dâhilinde hareket ettiğini, faşizmi kurumsallaştırmak adına her yolu deneyeceğini, medya, kolluk kuvvetleri ve yargı mekanizmasını senkronize bir şekilde hazırladığını gösteriyor.

AKP ve MHP faşist koalisyonu her zamanki gibi hamle yaparken salt bir sonuç veya hedefe odaklanmıyor. Özel olarak ev hapsi ve elektronik kelepçe uygulamasının yaygınlaşması açısından ele aldığımızda, siyasal iktidarın;

  • Sokak hareketini bitirmeyi, faşizmin kurumsallaşmasına yönelik pürüz çıkarma potansiyeli taşıyanları ve toplumsal muhalefeti eve hapsederek göz önünden uzaklaştırmayı,
  • Arşiv kaydı bulanan muhalif kişilere fişleme yöntemiyle kıdemli eylemci muamelesi yaparak, onları toplum dışına itmeyi,
  • Siyasal iktidarı eleştirmeye veya protesto etmeye meyyal kitleye gözdağı vermeyi,
  • Silivri’yi gösterip eve razı etmeyi, bu durumu kanıksatmayı, onun normalleşmesini sağlamayı,
  • Siyasal iktidar ile organik bağı olan şirketlere ihale edilen elektronik kelepçe üretimi ve kullanımını arttırarak kamu kaynağının yandaşlara aktarılmasını sağlamayı,
  • İnsanların sosyalleşmesinin önüne geçilerek evden çıkamayan bireylere dönüşmesini sağlamayı amaçladığı tespiti yapılabilir.
Elektronik kelepçe nasıl pazarlandı?

2013 yılında, şüpheli, sanık ve hükümlülerin, cezalarının infazı veya bu kişilere denetimli serbestlik tedbirlerinin uygulaması amacıyla başlatılan Elektronik İzleme Sistemi, Ocak 2021’de yerli ve milli elektronik kelepçe olarak takdim edildi ve muhalif yurttaşların ayak bileği ile buluşmaya başladı.

Siyasal iktidarın her zaman yaptığı gibi, kendine muhalif olanlara karşı bir silah olarak kullanacağı yeni “oyuncağı”nın kamuoyu ile ilk paylaşılma ve pazarlamasında ise özellikle kadına yönelik şiddet vakaları kullanıldı ki, insanların özgürlüğünü gasp eden işbu uygulama tepki çekmesin.

Pazarlama işini Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un üstlendiği elektronik kelepçe, topluma aşağıda özetlendiği şekliyle takdim edildi:

  • Tamamı İsrail’den ithal edilen elektronik kelepçelerin artık Türkiye’de üretileceği müjdesi verildi.
  • Elektronik kelepçenin tanıtım toplantısında hem yerlileştirilmesi, millileştirilmesi hem de daha ucuz bir maliyetle tedarik edileceği vurgulandı.
  • Özellikle kadına yönelik şiddette ve uzaklaştırma cezalarında kullanıldığına dikkat çekildi.
  • Sanayi İşbirliği Projeleri (SİP) kapsamında “milli”leştirilen ve ihaleye çıkarılan elektronik kelepçelerin Savunma Teknolojileri Müh. ve Tic. A.Ş. (STM) ana yükleniciliğinde Mahrek Teknoloji ile üretici Ortem firması ortaklığında imal edileceği duyuruldu. Bahsi geçen şirketlerin yandaş olduğunu belirtmek yersiz olur, aksi olursa şaşırmak lazım.
Cezaevindense evde olmak yeğ midir?

Denilebilir ki, “Silivri soğuktur” evde en azından internete girer, telekonferanslara katılır, misafirleri gelir, camdan dışarıyı seyreder, gardiyanı yok, hem dışarıda virüs var…

Ancak mesele buradan tartışılamaz, hak ve özgürlükler bu şekilde masaya yatırılamaz. Ev hapsi, konutu terk etmeme ile cezaevi kıyasını kafamızda bile yapmamalıyız. Çünkü, her şey böyle başladı.

Önce, her olur olmaz gözaltında “yurtdışına çıkış yasağı” kararı vermeye başladılar, umursamadık. Kaldı ki; tutsaklıkla kıyaslanmayacak bir adli kontrol olduğu için gündemimize dahi girmedi. Günümüz Türkiye’sinde yurt dışına yasal yollardan çıkabilen muhalif yok denecek kadar azdır. Yurt dışı çıkış yasaklarının yaygınlaştırılması ile ülke devasa bir cezaevine dönüştürüldü.

Bu durum kanıksanınca, önceleri haftada bir gün, sonraları üç, beş gün olacak şekilde keyfi ve kademeli olarak arttırılan, uygulanan “en yakın karakola giderek imza atma” tedbir kararları verilmeye başlandı. Her olur olmaz gözaltı işleminde verilen bu karar ile insanların hayatı inanılmaz bir şekilde kısıtlanmaya başlarken, daha da kötüsü bu insanlar haftanın belli günleri kolluk kuvvetleri ile muhatap olmak zorunda bırakıldı.

Vapur satıcıları misali cebinden habire bir şey çıkaran siyasal yargı, bunlarla yetinmeyerek “il veya ilçe dışına çıkma yasağı” kararları vermeye başladı. Çemberin daraldığı yıllardır ortada olduğu halde bu gidişata topyekûn bir karşı koyuş geliştirilemediği gibi kanıksandı ve hayatımızın bir rutinine dönüştü maalesef.

Yukarıda serimlemeye çalıştığımız şekliyle, yargıyı sopa olarak kullandığı halde sokaktaki muhalefeti bitiremeyen, aksine daha da kitleselleştiğini gören ve faşizmi kurumsallaştırma arzusunu gizlemeyen siyasal iktidarın elektronik kelepçe denilen prangayı yaygınlaştırmaktan başka seçeneği kalmamıştı.

Post-modern pranga

Bir hafta içinde olanlara bakarak yakın gelecekte yaşayacaklarımızı öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. Evvelce, hâkimliğin kararından sonra elektronik kelepçenin takılması haftalarca sürerken bu hafta gördük ki, Denetimli Serbestlik görevlileri iki gün içinde insanların evine gelip modemi kurarak, bilgilendirici sunumu ve ikazı yaptıktan sonra modern prangayı ayak bileğine takıyor ve ne kadar süreceği belli olmayan ev içi tutsaklık süreci başlıyor.

Hakkında konutu terk etmeme kararı verilen kişi kendisine gösterilen mesafenin dışına mazeretsiz olarak çıktığı takdirde tutuklanabilir, en fazla hastaneye gitmek için izin alabilir ancak bunun için de avukatının rapor ve belgeleriyle başvuru yaparak ilgili makamı ikna etmesi gerekiyor.

Şimdilerde yolun başındayız ve bu uygulama normalleşirse geleceğin tutsaklık modeli olan Elektronik Kelepçe hayatımızın olağan bir parçası, vücudumuzda görmeye alışık olduğumuz bir aksesuara dönüşecek.

Hep birlikte buna kafa yoralım, bunu gündemimize alalım, yaratıcı eylem biçimleri düşünelim ve özgürlüğümüzü elimizden alacak olan ev hapsi uygulamasından vazgeçilmesi için acilen bir şeyler yapalım diye naçizane bir katkıdır bu notlar.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here