Direnişteki Özer Elektrik işçilerinden Fevzi Usta: Korkumuzu yenmemiz lazım

Özer Elektrik’te sendikal örgütlenme mücadelesinin parçası olan Fevzi Usta’nın 33 yıllık işçilik hayatından çıkardığı ders şu: “Korkumuzu yenmemiz lazım. Mücadele etmeden kazanma şansımız yok.”
50 yıllık hayatında düştü, kalktı, ağladı, güldü ama tüm bunlar olurken hep bir mücadele vardı. Kendi deyimiyle haksızlığa karşı bir mücadele… Anlattıkları milyonlarca işçinin de yaşadıkları ve özlemleri aslında. Gebze’de kurulu olan Özer Elektrik’te Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlenme mücadelesinin içinde olan Fevzi Usta’nın 33 yıllık işçilik hayatından çıkardığı ders ise şu: “Korkumuzu yenmemiz lazım. Mücadele etmeden kazanma şansımız yok.”
Fevzi Usta nasıl bir hayat yaşadı?
Hayat şartları çocukluğu yaşatmadı. Yetimhanede kaldım. 12 yaşındayken ilk işim ayakkabı boyacılığıydı. Sabah okula, öğlen okul çıkışı boyacılığa gidiyordum. Tabi o zaman boya sandığını taşımaya gücüm yetmiyordu. Eve para götürmediğinde babamın akşam sopası vardı… Evdekiler ekmek parası bekliyor, ama ben çocuktum oyun oynamak istiyordum. Hep bir yanımız eksikti… Çocukluğumuz hep bir burukluk içinde geçti. Yatılı olarak okuduk. Çocukluğumda kara lastik giyiyordum. Kundurayı ilk öğretmende gördüm. Öğretmene özenirdik tabi… Kara lastiklerin altına tahta çakardık. Kundura gibi ses çıksın diye.
Peki gençlik yılların…
Gençlik yıllarım da çok farklı değildi. İstanbul Kartal’da 17 yaşımda tornacılığa başladım. Sigortasız çalışıyorduk. Günde 8 saat çalışmamız lazımdı ama bazen kesintisiz 24 saat çalışıyorduk, hiç uyumadan 42 saat çalıştığım günler de vardı. O dönem parmağım koptu. Özel bir hastaneye götürdüler. Doktor “Oğlum kimin kimsen yok mu?” diye sormuştu. Sonra askere gittim, gelince evlendim. 5-6 yıl inşaatlarda çalıştım. 1995’te tersaneye başladım. Tersaneler mayın tarlası gibiydi… Evden işe giderken eşimle helalleşiyordum. İş güvenliği yoktu. İşçiler bilinçli değildi. Örgütsüzlük had safhadaydı. Gemidelerde yatıyorduk. Ayda anca 2 defa eve gidiyordum. Taşeronun taşeronu vardı. Tependeki habire iş istiyordu. Aradaki teşeron tüyünce, maaş da alamıyorduk.
Bu yıllar az çok sendikal mücadeleye atıldığım yıllardı. Basın özgürlüğü bügüne nazaran daha iyiydi. Ulusal medya tersane ölümleri gündeme getiriyordu. Ama sonuç olarak 15 yıl sigortam olmadı. 7 yılda ise 7 gün sigortam yatmıştı.
Tersanedeki durumdan biraz daha bahseder misin?
Kaç işçi arkadaşımın cenazesini çıkardım hatırlamıyorum. İşçilik zordu, işçinin sahibi yoktu. Ama işçi sınıfının kendisinde de hata var. Biz bilinçlenmedik. Hakları verilmeyen işçiler için bildiri dağıtıyorum diye işçilerden sopa yedim. Çok dayak yedik, çok polis baskısı gördük. İşçi simsarları vardı, işçinin sırtından para kazanırdı. Ben yapabilirdim ama bulaşmadım. 6 kişilik aileyiz. Benim şu an oturduğum ev bile babama ait. Simsarlık yapmış olsaydım çok rahat yaşardım. Ama ben hiçbir zaman arkadaşlarımı satmadım, yarı yolda bırakmadım. Sedef Tersanesi patronu emekli albay vardı. “Ev kiranızı vereceğim, kahvaltı ve akşam yemeği vereceğim”diye Mersin’den 100 işçi getirmişti. Bizim patrona güven olmaz dedim. Patron sözünde durmadı. Birlikte direndik, işçiler hakkını aldı. Ben ise kapı önüne koyuldum. Bana sahip çıkılmadı. Buralara takılmadım, arkadaşlarım için mücadeleye devam ettim.

Çocuğum eksikliği yaşamasın diye çok uğraştım

Bunca zorluk ve sıkıntı ailene nasıl yansıyor?
Her baba çocuğuna güzel bir gelecek sunmak ister. Ama imkanlarmız elvermedi. Geceni gündüzüne katıyorsun. Emek harcıyorsun, emeğin karşılığınıhiç bir zaman alamadık. Patronlar kene gibi kanını emiyor. Hayatımın büyük bir kısmı işyerlerinde geçti. Mesela bak çocukluğumda hiç topum olmadı. Ama çocuğum böyle eksiklik yaşamasın diye çok uğraştım. Yetti mi gücüm, yetmedi. Emekçinin kazanacağı para ile anca bu olur. İşçi için hayat çalışmaktan ibaret olmuş. Sosyal bir yaşam yok. İnsan istemez mi? Ben hiç tatile gitmedim. Antalya’yı, Muğla’yı televizyondan bilirim. Evliysen 4 çocuk varsa kendini düşünecek bir zamanın yok demektir. Benim param olmadığı zaman çocuğumu dışarı çıkarmıyorum. Bir şey istese alamam. Bir baba için en zor durum.

Patron kazandıkça işçiler kamburlaştı

Özer Elektrik’te Birleşik Metal-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan işçilerden Fevzi Usta 3 aydır direnişte. Ustabaşı olduğu için herkesten çok ücret aldığı halde bu mücadelenin dışında kalmamış, Dilovası İMES’te ilk sendikalaşma mücadelesi içinde yer almış. Şimdi direndiği fabrikadan 2017 yılında da 3 arkadaşıyla birlikte haksızlığa karşı geldikleri gerekçesiyle işten atılmış. İşe iade davasını kazanınca tekrar işe başlamış.
Sendikalaşmaya nasıl karar verdiniz?
2017 yılında bu fabrika iflas eşiğindeydi. Ama şimdi kârına kâr katıyor. Zenginlik ürettik. Dün halimizden anlayan bir patron varken, kazandıkça değişti. Bizi insan yerine koymamaya başladı. İşten atma tehditleri arttı. İnsanları ekmeği ile korkutmaya başladılar. Sene sonu toplantılarında kendi kârındaki zararı bize söylerdi. Bir teşekkürü bile çok gördü. 100 kişi 60 kabin üretirken, 40 kişi 130 kabin üretmeye başladık. Patron kazandıkça işçiler kamburlaşmaya başladı. Sözün kısası işten atılma olunca sendikalaşma başladı.
Bir gecede çoğunluğu yakaladık. Ayakta kalmak için dirençli olmak gerekiyor. Bende patrona artık muhattabınız sendika dedim. Patron bize “DİSK terörist sendikasına neden üye oldunuz?” dedi. “Sendikaya vereceğiniz parayı ben size vereyim ikramiye olarak. Yeter ki üye olmayın” dedi.
Patron jandarmayı çağırdı. Tezgahlarımızın başından jandarma zoruyla kapının önüne koyulduk. Tehditlerle, para teklifleri… Biz satılık değiliz dedik. Bu sendikalaşmadan tüm İMES patronları rahatsız. Jandarma rahatsız. Belediye başkanı rahatsız. Biz bir kıvılcım yaktık. Bu aleve dönüşecek. Ama işçilerin birlik ve beraberliği olmadan bu işler olmaz.

“Bize şükredin diyenler lüks araçlardan inmiyor”

İşçilik hayatının büyük kısmında AKP vardı. Nasıl değerlendiriyorsun?
AKP iktidarında koşullar düzelmedi. Utanmasalar alacağımız nefesi vergilendirecekler. Eğitim yok, gençler okuyor ama geleceğin işsizleri olacak. Geçim çok çok zorlaştı. Ben 50 yaşındayım. Bir ayağım çukurda. Saraylarda yaşayan bir insan halkının ne çektiğini bilemez. Evine ekmek götüremeyen insanlar var. Çöpten geçinenler var. Sosyal medyada görünüyor, hemen iktidar yalanlıyor. Gelsinler ben Gebze’de göstereyim. Gözümle gördüm kadın iki çocuğuyla çöpten ekmek topluyor. Boşanmalar ve intiharlar almış başını gidiyor. Din ile karşımıza çıkıyor. Bize şükredin diyenler lüks araçlardan inmiyor. Yoksulluğa şükretmemi söylüyor. Kendi yandaşlarına peşkeş çekilen paralar var. AKP aleyhine konuşamıyorsun. Hak istiyorsun tutuklanıyorsun.
İktidarın politiklarını onaylamıyorsun ve eleştiriyorsun. Peki hangi partiye desteğin var?
Ben AKP’ye hiç oy vermedim. Yıllardır CHP’ye oy verdim. Bakarsan CHP de aslında zengin partisi, emekçinin oy vereceği bir parti değil. CHP’de gelse, diğeri de başa gelse işçiler için bir şey değişmeyecek. Ama CHP’ye oy vermemin sebebi Atatürk.
Özer Elektrik patronu CHP’li olsaydı, bugün sizin için yaşadığınız farklı mı olacaktı?
Olmazdı (Gülüyor). Peki, kime oy verelim? Vermediğin her oy iktidarın işine yarıyor. Bence CHP yıllardır iktidara gelmek istemiyor. İktidar olmak isteyen bir parti böyle yapmaz. Biz toplum olarak farkındayız. İnsanlar Atatürk için oy veriyor. Başka da birşey yok.
Hiç kendine oy verdin mi? İşçiyim diyorsun, mücadele veriyorsun…
Emek Partisini duydum. Ama oy vermedim. CHP’yi düşünüyorsun bu kitle ile başarısız. Mecliste milletvekilleri var. Diyelim sol partilere oy verdim geleceği nokta belli yani.
Peki, hangi hakkını Meclisle, seçimle kazandın?
(Duraklıyor) Hiçbir hakkı… Bugün bu hakları işçiler mücadeleyle kazandılar. Her şeyimi dişimle tırnağımla kazandım. Şimdi geçenlerde CHP’li Milletvekili Tahsin Tarhan bizi ziyarete geldi. Kendisinin iki fabrikası var. Ama sendika yok. İçimden bu adamın bize faydası olmaz dedim. Oy verdiğim için kendimden utandım. Ama HDP’li milletvekili bizi Meclise taşıdı. Direnişe başladıktan sonra CHP’ye bakışım da değişti.

“İşçi kardeşlerimizi biz dışlıyoruz”

İşçilerin mültecilere yönelik tutumu nasıl değerlendiriyorsun?
Dur ben sana bir şey söyleyeyim. Zayıf olanı hor görmek, savunmasız olana saldırmak, ona karşı güç denemek kolay. Suriyelilere saldırı buradan çıkıyor. Kimse bu konuda Cumhurbaşkanına sesini çıkaramıyor. Diğer taraftan “A” dediğinde zaten gözaltına alınırsın. Zaten patronlar mültecileri kullanıyor. Sigortasız ve düşük ücretle çalıştırıyor. Bizim vatandaş okuyacak mezun olacak ama iş bulamayacak. Gençler okulu yarıda bırakıyor. Çalışmak zorunda bırakılıyor. Ama mülteciler suçlu değil. Sistem bunu böyle istiyor. Bakın biz Suriyelilere ve Afganlara kızıyoruz. Kendi ülkesinde yaşam şartları güzel olsa bizim ülkeye niye gelsin, gurbete niye çıksın? Bizim ülke de bize göre zor. Emekçiler dünyada her yerde sıkıntı yaşıyor. Ben böyle görüyorum. Biz Suriyeli, Afgan diyerek ırkçılık yapıyoruz. Yaşam şartlarımız kötü olunca, işsizlik ve yoksulluk olunca öfkemiz mültecilere yöneliyor. İşçi kardeşlerimizi biz dışlıyoruz.

İşçiler politika yapmalı

33 yıllık işçilik, yaşatılmayan çocukluk… Yüzlerce hak kaybı… 50 yıla ne sığdırdın?
Hayatıma mücadele sığdırdım. Mücadele olmadan hak sahibi olunmaz. Ölene kadar da bu mücadele devam edecek. Bu mücadelem sadece bana değil gelecek gençlik için. Ben çocuğuma bu mücadeleyi anlatmam ve aşılamam lazım. Mücadeleyi diğer kuşaklara miras bırakmamız lazım. Bakın kimse acından ölmemiş, biraz yürekli olmamız lazım. Bir kuru ekmeğe yine yaşarız.
Anayasal hakkını kullandın ama patron tanımıyor. Bu yasaların yürütücüsü iktidar. Yaşananları siyasetten bağımsız ele alamıyoruz. İşçi politika yapmalı mı? Siyaset yapmalı mı? Yapmalıdır. Neden Mecliste hakkımız arayacak işçi temsilcisi yok? Burada en büyük hata işçilerde. Bugünkü hükümet pandemide işçi kovulmayacak diyor. O kadar şikayet ediyorsun. Bir tane müfettiş gelmiyor. Nerde Anayasa! Anayasa işçiden yana değil, patrondan yana. Hepsi göstermelik. İşçiye hak sunuyor gibi gözüküyor. İşten atılma yok dediler. Biz işten atıldık. Üç aydır haklı olduğumuz halde kapı önündeyiz. Ücretsiz izni 1 yıl uzatıyorlar. Her şey patronlar için.
Sadece bizim değil tüm dünyada benzer. Zenginlere bir şey olmuyor. Amerika’ya bakıyorum açlıktan ölenler var, Avrupa’ya bakıyorum soğuktan ölen emekçiler var. O yüzden işçiler politika yapmalıdır. Şimdi milyonlarca işçiyi ilgilendiren bir haber saniyelik geçiyor. Alt yazı olarak geçiyor. Her gün işçi ölüyor, işten atmalar oluyor hangi kanal veriyor?
Son olarak ne demek istersin?
İşsizlikten kırılıyoruz. Kendi vatandaşına değer vermeyen bir ülkede yaşıyoruz. İşçi sınıfının yapacağı tek bir şey var; korkmayacak ve kenetlecek. Birbirimize sahip çıkacağız. Tek olduğun zaman sesin ezik çıkar, gücün yetmez. Fabrikada, sokakta, ailede mutlaka birlik olmalıdır. Tek bir çatı altında birleşmeliyiz. İşçiler şunu bilmeli tamam patron iş veriyor. Ama ona paraları kazandıran da biziz. İşçi olmadan işveren olmaz. Yoksa her zaman sermayeye boyun eğeriz. Şu anki ortam, iş hayatı, siyaset işçiler açısından kölelik sistemidir. Genç işçilerin önünde güzel günler var. Tabii geleceği için birlikte mücadele etmelidir. Mücadele etmeden kazanma şansımız yok.