Birçok tür tehdit altında: İklim değişikliğinin sebep olduğu sıcaklık artışları, biyoçeşitliliği alt üst ediyor

Günümüzün önde gelen problemlerinden olan iklim değişikliği, yalnızca bizleri değil, gezegenin tüm biyoçeşitliliğini tehdit ediyor. Birçok tür, iklim değişikliğinin sebep olduğu sıcaklık artışlarından olumsuz etkileniyor. Dünyanın farklı yerlerinden bilim insanları tarafından yürütülen çeşitli çalışmalar, artan sıcaklıkların farklı hayvan gruplarını nasıl etkilediğini ortaya çıkarıyor.

Ekolojik tuzağın kurbanları: Kestane taçlı yedikardeş kuşları

“Kurtarma Hipotezi” (İng: ”rescue hypothesis”), özellikle davranışları değişken olan çoğu türün değişen koşullara başarıyla uyum sağlayabileceğini öne sürer. Ancak Exeter Üniversitesi tarafından yürütülen bir çalışmada araştırmacılar, kestane taçlı yedikardeş kuşlarının (Pomatostomus ruficeps); yükselen sıcaklıklara karşın davranışlarını, başarılı bir şekilde üremelerini azaltacak yönde değiştirdiğini keşfetti.

Pomatostomus ruficeps
Pomatostomus ruficeps

 

Kestane taçlı yedikardeş kuşları, Güneydoğu Avustralya’daki çöl habitatlarında yaşar. Yumurtaları; 25°C’nin altındaki sıcaklıklarda tutulmamalıdır, gelişim ise en iyi ve en hızlı 38°C’de gerçekleşir. Bu yüzden kestane taçlı yedikardeş kuşlarının, ilkbaharın erken zamanlarında zirve yapan sıcaklıklara daha erken üreyerek tepki vermeleri oldukça kötü bir durum; çünkü ilkbaharın erken dönemlerindeki ortalama sıcaklıklar, son dönemlerindeki sıcaklıklara göre daha düşük olduğundan yumurtalar bundan olumsuz etkileniyor: Dişiler, son yıllarda soğuk havalar nedeniyle kuluçkada daha az vakit geçirmeye başladı ve bu durum onların soğuk havalarda hayatta kalma şansını arttırsa da gelişmekte olan yumurtaların kendileri için oldukça zararlı olan düşük sıcaklıklara maruz kalmasına sebep oluyor. Exeter Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimi sırasında bu araştırmada görev alan Alex Cones şöyle diyor:

“Yaşadıkları çevredeki değişimlere daha duyarlı olan canlıların iklim değişikliğiyle daha iyi başa çıkabileceğini umuyoruz ancak ne yazık ki içinde bulundukları durumu daha da kötü hale getirebilecek hatalar yapabiliyorlar.”

Exeter Üniversitesi, Penryn Kampüsü Ekoloji ve Koruma Merkezinden Profesör Andy Russell ise şunları söylüyor:

“Birçok hayvan, ilkbaharda olabildiğince erken ürer. İklim değişikliği ise bunun daha da erken gerçekleşmesine sebep oluyor. Çalışmamız, paradoksal olarak, artan sıcaklıklara karşılık olarak erken üremenin; yedikardeş yumurtalarının ve yavruların soğuğa daha fazla maruz kalması anlamına geldiğini gösteriyor. Yedikardeş kuşları buna karşılık olarak, kuluçkada daha fazla kalmalılar; ancak böyle yapmıyorlar. Düşük sıcaklıklarda kuluçkada kalmak, enerji bakımından anne için daha maliyetlidir. Bundan dolayı kendi sağkalımlarına odaklanıp kuluçkada yattıkları süreyi azaltıyorlar.”

Profesör Russell son olarak şunları ekliyor:

“Ebeveyn bakımı uyarlanabilir, sabit değildir ama içinde bulunduğumuz bu durumda kuşlar ekolojik bir tuzağa düşüyor, yavrularının hayatta kalabilmesi konusunda yanlış yönde adapte oluyor.”

Araştırmacılar, “uyarlanabilir ebeveynliğin” (İng: “plastic- or adaptable-parenting”) türleri çevresel değişimden korumak adına bir “evrimsel kurtarma paketi” sağlayıp sağlamayacağını keşfetmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu söylüyorlar.

Durum köpek balıkları için de oldukça vahim!

Farklı bir araştırma ise iklim değişikliğinin okyanusların ısınmasına neden olduğu için yavru köpek balıklarının hayatta kalmaları zaten oldukça zor olan ortamlarda; daha küçük, bitkin ve yetersiz beslenmiş bir şekilde dünyaya geldiğini gösteriyor.

Hemiscyllium ocellatum
Hemiscyllium ocellatum

 

Araştırmanın başyazarı olan Carolyn Wheeler; James Cook Üniversitesindeki ARC Mercan Resifleri Araştırmaları Mükemmeliyet Merkezinde ve Massachussetts Üniversitesinde doktora öğrencisi. Ekibiyle birlikte embriyolar ve yavrular üzerinde çalışan Wheeler, artan sıcaklıkların; yalnızca Büyük Set Resifi’nde bulunan, yumurtlayan bir tür olan apolet köpek balıklarının büyümesine, gelişimine ve fizyolojik performansına etkisini inceledi ve şunları söylüyor:

“31°C’ye varan sıcaklıktaki sularda embriyoları inceledik. Sıcaklık arttıkça her şey daha da hızlı gerçekleşti. Bu, köpek balıkları için bir sorun olabilir. Embriyolar daha hızlı büyüdü ve yumurtada geliştiklerinden tek besin kaynağı olan yolk kesesi de daha çabuk tükendi. Bu da yavruların yumurtadan, normalde olması gerektiğinden daha erken çıkmasına sebep oldu.”

Bu, yavruların yalnızca olması gerekenden küçük olmadıkları; aynı zamanda önemli miktarda bir enerjiden yoksun bir vaziyetteyken, neredeyse hemen beslenmeleri gerektiği anlamına geliyor.

Yine James Cook Üniversitesindeki ARC Mercan Resifleri Araştırmaları Mükemmeliyet Merkezinden, çalışmanın da eş yazarı, Doçent Doktor Jodie Rummer; yüzyılın sonunda Büyük Set Resifi sularının yaz ortalaması sıcaklığının 31°C’ye kadar çıkacağını ve hatta daha fazla olacağını söylüyor.

Köpek balıkları yumurtladıktan sonra yumurtalarına bakmadıklarından, yumurtaların dört ay boyunca korunmasız bir şekilde sağ salim kalabilmeleri gerekir. Dr. Rummer; yükselen okyanus sıcaklıklarının, yumurtlayan ya da doğum yapan tüm köpek balıklarının geleceği hakkında büyük bir endişe uyandırdığına işaret ediyor ve şunları söylüyor:

“Apolet köpek balıkları, değişimlere karşı (okyanusların asidifikasyonuna bile) dayanıklılıklarıyla tanınır. Bu tür bile ısınan sularla başa çıkamazken diğer, daha düşük toleranslı türler bunun üstesinden nasıl gelecek?”

Köpek balıkları ve vatozların da içinde bulunduğu hayvan grubu, yavaş büyüyen canlılardır. Ayrıca diğer balıklara kıyasla o kadar sık üremezler. Bu canlıların dünya genelindeki popülasyonları, şimdiden tehdit altında.

Çalışma; gelecekte köpek balıklarının yalnızca bahsettiğimiz çeşitli dezavantajlarla değil, aynı zamanda dayanabilecekleri en yüksek sıcaklıklardaki ortamlarda dünyaya geleceğini gösteriyor. Wheeler şöyle diyor:

“Yapılan bu çalışma, köpek balıklarının şimdiden tehdit altında olduğu göz önünde bulundurulduğunda, endişe verici bir gelecek ortaya koyuyor. Köpek balıkları, okyanus ekosistemlerini dengede tutan önemli yırtıcılardır. Eğer yırtıcılar olmazsa, tüm ekosistemler çökebilir. İşte bu yüzden bu canlılar üzerinde çalışmaya devam etmemiz ve onları korumamız gerekiyor.”

Bu konuda son olarak, Dr. Rummer şunları söylüyor:

“Ekosistemlerimizin geleceği, iklim değişikliğini sınırlamak için acilen harekete geçmemize bağlı.”

Yüksek sıcaklıklarda, kızböceklerinin de hayatta kalma oranları düşüşte

Böcekler de iklim değişikliğinin sebep olduğu yüksek sıcaklıklarla başa çıkmada güçlük çeken bir diğer hayvan grubu. İsveç, Lund Üniversitesinde yapılan yeni bir araştırmaya göre böceklerin -dünyanın kuzey bölgelerindekiler bile- hayatta kalma ve üreme becerileri, artan sıcaklıklardan etkileniyor.

Böcekler soğukkanlı hayvanlar olduklarından kendi vücut sıcaklıklarını düzenleyemez. Bunun yerine yaşadıkları çevrenin sıcaklıklarından etkilenir. Bahsettiğimiz bu çalışmada, araştırmacılar İsveç’teki iki kızböceği türünü inceledi. Çalışmanın hedefi, kızböceklerinin sağlamlıklarını ve sıcaklık değişimlerine karşı dayanıklılık kabiliyetlerini anlamaktı.

 

Calopteryx splendens
Calopteryx splendens

 

Araştırmacılar, bunu incelemek için Güney İsveç’teki saha çalışması ile doğal koşullarda vücut sıcaklığını ölçmeyi mümkün kılan bir teknoloji olan kızılötesi kamera teknolojisinin (termografi) bir kombinasyonunu kullandılar. Elde edilen veriler, daha sonra kızböceklerinin hayatta kalma oranlarıyla ve doğal popülasyonlarındaki üreme başarılarıyla ilişkilendirildi.

Sonuçlar, kızböceklerinin hayatta kalma oranlarının nispeten düşük sıcaklıklarda (15-20°C); üreme kapasitesinin ise, türe bağlı olarak, yüksek sıcaklıklarda (25-30°C) daha yüksek olduğunu gösteriyor. Lund Üniversitesi Biyoloji Bölümünden, çalışmayı yürüten Profesör Erik Svensson şöyle söylüyor:

“Bu nedenle; hayatta kalma oranlarıyla üreme kabiliyeti arasında, sıcaklığa bağlı bir bağdaşmazlık bulunuyor.”

Çalışma, kızböceklerinin ısıya bağlı stresle başa çıkma yeteneklerinin sınırlı olduğunu da gösteriyor. Böcekler soğukkanlı omurgasızlardır, bu yüzden vücut sıcaklıklarını yükseltmek için güneş ya da sıcak taşlar gibi dış kaynaklara bel bağlarlar. Erik Svensson son olarak şunları ekliyor:

“Sonuçlar, soğukkanlı hayvanların -kuzey yarımkürenin uç kısımlarında yaşasalar dahi- aşırı ısınmadan muzdarip olabileceğini ve yükselen dış sıcaklıklara karşı vücut sıcaklıklarını koruyabilme yeteneklerinin sınırlı olduğunu gösteriyor; aynı zamanda hayvanların esnekliğinin (bireysel uyumluluk) ısı dalgaları gibi daha şiddetli çevre koşullarında hayatta kalmalarına yardımcı olabileceğini öne süren popüler bir teoriyi de yanlışlıyor.”

Sonuç

Türümüzün bencilce faaliyetleri; gezegenimizin, geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru hızla ilerlemesine sebep oluyor. Yedikardeş kuşları, apolet köpek balıkları ve kızböcekleri; bu durumdan olumsuz etkilenen sayısız canlıdan sadece birkaçı. Tehdit altında olan çoğu türü hala kurtarabilme şansımız olsa da yakında her şey için çok geç kalmış olabiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here