Beyaz Saray’ın Flynn affının Ak Saray’da bir karşılığı var – Armağan Kargılı

Flynn, Erdoğan-Putin-Trump üçlüsünün arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilecek isimdi. Onu affederek Trump, kendisini ve onunla el altından iş yapanların tümünü suçlu ilan etti.

Washington DC merkezli The Hill gazetesinin web sayfasında “Müttefikimiz Türkiye krizde ve desteğimize ihtiyacı var” başlıklı yazı yayınlandığı gün ABD’de başkanlık seçimleri yapılıyordu. Yazının başlığından da yayın tarihinden de daha önemlisi yazıdaki imzaydı.
Michael Flynn ismi, Türkiye – ABD ilişkilerini takip eden çoğu gazeteci gibi benim için de çok tanıdık bir isimdi. Açık söylemek gerekirse yazıyı okudukça şaşkınlığım arttı.
Michael Fynn, 2012 – 2014 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Askeri İstihbarat Örgütü DIA’in direktörlüğünü yapmıştı. Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour Hersh’ün London Review of Books’ta yayınlanan “Kırmızı Hat ve Sıçan Hattı” başlıklı yazısında temel aldığı Türkiye’nin Libya’ya, Suriye’ye silah yollaması ve Suriye’de sarin gazı saldırısının arkasında Türkiye’nin olduğu iddiaları DIA’in bir raporuna dayanıyordu.
Erdoğan ile Obama’yı ilk kez açık bir şekilde karşı karşıya getiren de o rapordu. Parmakların havada sallandığı, Beyaz Saray’daki o meşhur yuvarlak masa toplantısında Obama’nın masaya fırlattığı rapordan söz ediyorum. DIA’in bu raporun hazırlandığı dönemdeki direktörü is Michael Flynn idi.
DIA’den beklenenden 1 yıl önce emekli oldu Flynn.
Her ne kadar bunun nedeninin DIA’i kendi kuralları ile yönetme çabası olduğu söylense de durumun pek de öyle olmadığı anlaşılıyor.
İslam karşıtlığı hatta İslamofobik diye bilinen Flynn, Obama’yı defalarca Erdoğan’a karşı yumuşak davranmak ve IŞİD’in büyümesine göz yummakla suçlamıştı.
Ocak 2016’da yaptığı bir konuşmada Flynn, Suriye’de IŞİD’in giderek büyümesi konusunda Türkiye’nin tam tersi bir görüşte olduğunu söylemişti. Obama yönetimini de bu konuda eleştirmişti.
15 Temmuz 2016’da yani Türkiye’de bir darbe girişimi iddiasının olduğu gün yaptığı değerlendirmede ise Flynn, “Obama’nın yakını Erdoğan, Türkiye’yi laiklikten uzaklaştırıp İslamcılığa doğru götürüyor” yorumu yapmıştı.
Obama yönetimiyle çekişmesini, İslam karşıtlığını, Erdoğan yönetimine ilişkin endişelerini her fırsatta dile getiren Flynn, Trump’ın başkan adaylığını destekleyen kampanya ekibinde yerini aldı.
Flynn’e ilişkin bir not daha:
DIA’in başındayken Beyaz Saray’ın onayıyla Rusya’ya giden ve Rus istihbarat binasına girip Rus analistlere bir brifing veren ilk Amerikalı yetkili de oydu.
Bu kişinin ABD seçimlerinin yapıldığı gün, “Müttefikimiz Türkiye krizde ve desteğimize ihtiyacı var” diye yazı yazmasının bir nedeni olmalıydı.
Öğrenmekte gecikmedik.
Flynn Trump ekibinin ilk firesi olmayı da başarmıştı.
22 günlük Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinden 13 Şubat’ta ayrılmak zorunda kaldı.
Flynn hakkında başlatılan soruşturmalar ve haberler sayesinde Türkiye ilişkileri de aydınlığa çıktı.
Flynn, kendi istifa mektubunda bile kendi ağzından ABD’nin çiçeği burnunda Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Başkanı Donald Trump’a yalan söylediğini itiraf ediyordu.
Konu, Rusya’nın ABD seçimlerine müdahalesiydi.
Barack Obama, 2016 yılında Başkanlık görevini devretmeden hemen önce Rusya’ya yaptırım kararı almış, ülkedeki 35 Rus diplomatın 72 saat içinde sınır dışı edileceğini açıklamıştı.
Aynı gün, Flynn’in en az 5 kez Rusya’nın ABD Büyükelçisi Sergei Kislyak ile telefonla görüştüğü ortaya çıktı. Hatta bu görüşmelerden birisi, Obama’nın kararı kamuoyuna açıklanmadan 1 saat önce yapılmıştı.
Flynn önce “Kislyak ile yaptırımları konuşmadım” dese de yalan söylediğini kendi istifa mektubunda itiraf etti:
“Rus Büyükelçi ile yaptığım telefon görüşmesi hakkında farkında olmayarak seçilmiş Başkan Yardımcısı’nı ve diğerlerini eksik bilgilendirdim. Başkan ve Başkan Yardımcısı’ndan özür diledim ve özrümü kabul ettiler. İstifamı veriyorum” dedi.
Moskova’da Russia Today’in 10. Kuruluş yemeğinde Putin’le aynı masada fotoğrafları da yine o günlerde medyada yer aldı.
Rusya’nın ABD seçimlerine müdahalesi konusunda özel savcı Robert Mueller’in açtığı soruşturmanın sanıklarından birisiydi artık Flynn.
Flynn’in DIA’den emekli olduktan sonra bir lobi şirketi kurduğu ve müşterilerinden birisinin de Türkiye olduğu istifasının hemen ardından ortaya çıktı. Soruşturma sırasında ceza alacağı kesinleşen Flynn, savcılıkla anlaşma yoluna gidip itirafçı olmayı seçti. Savcı Mueller de “19 kez görüştüğü ve çok önemli itiraflarda bulunan Flynn” için tutuklama talebinde bulunmadı.
Ağustos 2016 yılında ABD’de seçim kampanyaları sürerken Flynn’in lobi şirketi ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde kurulan Türkiye ABD İş Konseyi (TAİK) Yürütme Kurulu Başkanı Ekim Alptekin’e ait bir şirket, üç aylık bir anlaşma imzalamıştı. Flynn, savcılıkta yaptığı itiraflar çerçevesinde, seçim kampanyası döneminde Türk hükümetinin talimat ve yönlendirmeleri ile danışmanlık hizmeti verdiğini kabul etti.
Mueller, Ekim Alptekin’in de ifadesini aldı. Alptekin Mueller’e, “ 450 bin doları Flynn’e Türk-Amerikan ilişkilerinin gelişmesinin önünde bir engel olarak gördüğü Fetullah Gülen’in gerçek yüzünün ortaya çıkartılmasına yönelik bağımsız bir araştırma yapması için kendi cebinden verdiğini” söyledi.
Bu ifadeyi değerlendiren Mueller, Alptekin’in avukatlarına, “Müvekkiliniz yalan söylüyor. Bahsi geçen para kendisine ait değil. Türk hükümeti adına bu parayı verdiğini düşünüyoruz. İfadesini yenilemesini bekliyoruz” mesajı gönderdi.
Alptekin’in o günden bu yana ABD’ye gitmediği düşünülüyor. TAİK başkanlığı koltuğunu da Trump’ın İstanbul’daki iş ortağı Aydın Doğan’ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ’a devretti.
Bu arada Yalçındağ’ın da iş ortağı Trump’ın 2016’daki seçim kampanyasını desteklediğini söylemeye bile gerek yok sanırım.
Mueller’in hazırladığı soruşturma dosyasında yer alan bir diğer önemli konu da Fethullah Gülen’in kaçırılması girişimiydi.
Flynn’in ‘’Gülen’i kaçırma planı’’ yaptığı toplantının ayrıntılarını, aynı toplantıya katılan CIA eski Başkanı James Woolsey açıklamıştı.
New York’ta bir otelde gerçekleşen toplantıya, Woolsey de davet edilmiş.
Wall Street Journal’ın 17 Mart 2018’de yayınladığı haberde, toplantıya iki Türk bakan, Berat Albayrak ve Mevlüt Çavuşoğlu ile birlikte dönemin TAİK Başkanı Ekim Alptekin’in de katıldığı bilgisi yer alıyordu.
WSJ, Türkiye’nin Flynn’e, Gülen’i kaldığı kamptan kaçırarak bir özel jetle İmralı adasına teslim etmesi halinde, 15 milyon dolar ödemeyi vaad ettiğini yazdı.
Flynn’in Trump’ın yakın çevresinden uzaklaşmasının ardından Erdoğan, görünen o ki, kendisine yeni lobiciler bulmakta pek de zorlanmışa benzemiyor. Trump’ın avukatı ve hala bu ay başında yapılan seçimleri Trump’ın kazandığını iddia eden en sadık adamı Rudy Giuliani’nin Halkbank davasında Türkiye’nin avukatlığını yapması da başka bir yazının konusu olsun.
Ama öyle görünüyor ki, Trump’ın 2016’daki seçim kampanyasına verdiği desteğin karşılığını kat be kat alan Erdoğan yönetimi, 2020 seçimlerinde verdiği desteğin ise bir bedeli olduğunu şimdiden görüyor olmalı.
Konumuza dönersek, Michael Flynn, Rusya’nın ABD seçimlerine müdahalesi soruşturmasında yer alan tek isim olmasa da düğümü çözecek en önemli kişilerden birisiydi. Belki de Erdoğan – Putin – Trump üçlüsünün arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilecek kilit isimdi.
Bugüne dek ABD başkanlarının genellikle görev devir tesliminin hemen öncesinde kullandıkları af ve ceza indirimi yetkisini Trump, başkanlığı boyunca kendisine yakın isimler için kullanmaktan geri durmadı.
Giderayak da 4 yıl boyunca ülkeyi kilitleyen tartışmanın odağındaki ismi büyütünüyle affetti.
Trump hakkındaki azil soruşturmasını da yürüten ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi’nin Demokrat Partili Başkanı Adam Schiff, Trump’ın Flynn için af yetkisini kullanmasını ağır sözlerle eleştirdi ve “Donald Trump bu yetkisini, arkadaşlarını ödüllendirmek ve kendisini koruyanlar için defalarca kötüye kullandı. Bu kez Ruslarla olan ilişkilerini gizlemek için yalan söyleyen Michael Flynn’i affetti. Kimse için sürpriz değil, Trump nasıl geldiyse öyle gidecekti.
Sonuna kadar çarpık…” değerlendirmesi yaptı.
Şimdi de medya, Trump’ın koltuğunu bırakmadan önce kendi kendisini de affedebileceği senaryolarını ve bunun mümkün olup olmadığını tartışıyor.
Şimdiye kadar hiç bir başkan böyle bir yetki kullanmasa da.
ABD başkanının affedildiği tek örnek var. Watergate olayının aktörü Nixon, koltuğunu devrettiği Gerald Ford tarafından affedilmişti.
Başkanlığı sırasında görevini kötüye kullandığı bir çok ilke imza atan Trump’ın bile bunu yapmaya cesaret edemeyeceği, çünkü bu durumda kendisinin suçluluğunu da tescil etmiş olacağı söyleniyor.
Öyle ya, yalan söylediğini kabul edip bir çok itirafta bulunan Flynn’i affetmesi demek Flynn’in suçluluğunun bir kanıtı sayılmaz mı?
Bunun yanısıra kendisinin ve kendisiyle birlikte gizli saklı iş çevirenlerin tümünün de suçluluğunun açık bir itirafı değil mi bu af?..