Avukat Arın: Kadını, kendi haklarını korumak zorunda bıraktıysan cezalandıramazsın

Avukat Canan Arın, Melek İpek davasının, TCK’da tanımlanan ‘meşru müdafaa hakkı’ kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Antalya’da kendisini cinsel saldırı ve işkenceye maruz bırakan Ramazan İpek’in, yaşadığı boğuşma sırasında ölümüne neden olan Melek İpek, Türkiye’de kadınların siyasi, toplumsal, ekonomik durumunu bir kez daha gündeme taşıdı.

İpek, olayın öncesinde saatlerce şiddete maruz kaldı, ölümle tehdit edildi. Ramazan İpek’in çocuklarına da şiddet uyguladığı psikolog yardımıyla ifadelerine başvurulduğunda ortaya çıktı.

‘Kadınlara ‘niye seni öldürmesine izin vermedin’ diye soruluyor’

“Kadın, cinayet kurbanı olmadığında ve kendisini savunabildiğinde katil mi?” sorusu Melek İpek olayı sonrası sıkça soruldu. Feminist Avukat Canan Arın, Türkiye’deki hukuk sisteminin kadınlara, “Niye seni öldürmesine izin vermedin?” diye sorduğunu ve “Bıraksaydın seni öldürseydi. Sonra biz, sonsuz davalar açardık, kapatırdık, sonra ‘iyi hal’den adama çok az bir ceza verirdik, onu da daha sonra affederdik, ama sen niye kendini öldürtmedin” yaklaşımında olduğunu belirtti.

Artı Gerçek’ten Yağmur Kaya’nın haberine göre, hukukun, kadınların kendini savunmasını ‘büyük bir suç’ olarak gördüğünü söyleyen Arın, kadınlar üzerinde böylelikle bir ‘korku’ ikliminin yaratılmak istendiğini vurguladı.

‘Hükümet, erkek şiddetini önleme konusunda irade göstermiyor’

Arın, “Ve özellikle din kurumları başta olmak üzere, paganizm dışında dinlerin hepsi kadını bastırmak, erkeğin kadından üstün olduğu gibi saçma sapan bir savdan hareket ediyor. Ayrıca bu hükümet, hukuk kurumlarını da kullanarak kadın üzerinde inanılmaz bir baskı uygulamaya çalışıyor. Çünkü bütün derdi ne tür şiddet olursa olsun, ne olursa olsun kadın o evden ayrılmayacak, her türlü dayağı yiyecek, cinsel şiddete maruz kalacak, ama kadın evde oturacak. Yani ‘kol kırılır yen içinde kalır’ diyecek. Dolayısıyla kadın hiçbir şey söylemeyecek, bütün görevi çocuk doğurmak ve karın tokluğuna hizmetçilik etmek. Ee bunları yapmıyorsa o zaman kadın suçlu demektir” diyerek, hükümetin kadına yönelik erkek şiddetini önleme konusunda irade göstermediğini vurguladı.

‘Cinayeti erkek işlese mutlaka bir bahane bulur, mağdur gösterilir’

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “Ataerkil veya anaerkil değil ‘aileerkil’ bir millet olduğumuz şuuruyla hareket ediyoruz” sözünü hatırlatan Arın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Utanmadan, sıkılmadan Türkiye’nin taraf olduğu onlarca sözleşmelerin ataerkilliğe karşı olduğunu bildiği halde bu sözleri söyleyebiliyor. Mahkemeler aynı cinayeti bir erkek işlese mutlaka bir bahanesini bulur, onu (erkeği) mağdur gösterirdi” dedi.

Kadını, şiddetten korumanın devletin görevi olduğunu vurgulayan Arın, “Ama devlet, kadını şiddetten korumuyor. Sen devlet olarak bu kadını korumadıysan, kadına meşru müdafaa hakkını verdiysen, kadına kendi hakkını korumak zorunda bıraktıysan o zaman cezalandıramazsın. Burada çok ciddi bir nefsi müdafaa var. Adam bu kadını çırıl çıplak soymuş, ellerini kelepçelemiş, inanılmaz işkenceler yapmış. O zaman neredeydi bu sevgili devlet, sevgili hukukçular, sevgili emniyet mensupları? Şimdi de kadına ‘sen kendini nasıl öldürtmedin’ diye ceza veriyorlar” diyerek Melek İpek’in, Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanan “meşru müdafaa hakkı” kapsamına alınması gerektiğini vurguladı.

Yıllarca sistematik işkenceye maruz kaldı

“Çünkü” diyen Arın, Melek İpek’in yıllarca sistematik işkenceye maruz kaldığını söyledi. Bütün dünyada sisteme, erkek egemen devlete en iyi muhalefeti kadınların yaptığını belirten Arın, aynı zamanda bütün dünyada bir yobazlığın yükselişte olduğunu ve “Aynı zırva gerekçelerle İstanbul Sözleşmesine karşı çıkan ülkeler var. Onun için bütün dünyada yükselen -muhafazakârlık demeyeceğim, muhafazakârlık çok kibar bir sözcük kalıyor- bir yobazlık söz konusu. Erkekler iktidarlarının sarsıldığının farkına vardılar. Yani kadının güçlenmesiyle ‘ataerki’ sarsılmakta. İşte ataerkiyi korumak için kadını daha fazla eziyorlar. Mümkün olduğunca daha fazla baskı uyguluyorlar ki; kadın sussun, sinsin, eve çekilsin, çocuk doğursun, sokakta dolaşmasın… Onun için bütün mesele kadını susturmak ve sindirmek” diye konuştu.

‘Kadın, ben bireyim dediği zaman devletin kutsal aile sistemi sarsılıyor’

Kadının, “Ben bireyim, benim de hakkı var, insanım, sana dayanmak zorunda değilim, o nedenle seni artık istemiyorum” dediği zaman devletin ‘kutsal aile, kutsal yuva’ diye tanımladığı sistemin sarsıldığını sözlerine ekleyen Arın, “Bu nedenle bütün kurum ve kuruluşlar kullanılarak kadın üzerindeki baskı arttırılıyor” dedi.

‘Gelenek göreneği değil taraf olduğu sözleşmeleri uygulamalı’

Arın, iktidarın, hukuku kullanarak kadına yönelik şiddete yeşil ışık yaktığın belirtti. Arın, “Uluslararası sözleşmeler ve Türkiye Cumhuriyeti, öyle bir cumhuriyet hâlâ kaldıysa, anayasanın, anayasa hâlâ uygulanıyorsa, 92’inci maddesi açıkça der ki; taraf devletler kendi ülkelerindeki yasaları uygulamaz ise uluslararası sözleşmeler uygulanacaktır. Türkiye sözleşmeleri göz önünde tutmak zorunda. Gelenek ve görenek bahanesi ileri süremez çünkü sözleşmeler, kadına yönelik herhangi bir ayrımcılık söz konusu olduğunda gelenek ve görenekleri imzacı devlet bertaraf etmek zorundadır, der. Gelenek göreneği bertaraf etmediği gibi hukuksal gerekçe olarak kullanıyor. Onun için imzaladığımız sözleşmelere de uymuyoruz” dedi.

‘Şiddete açıkça yeşil ışık yakılmakta’

Türkiye’nin kadınları korumadığı ve taraf olduğu sözleşmeleri uygulamadığı için defalarca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) tarafından mahkûm edildiğine dikkat çeken Arın, “Türkiye boşuna mı herkesten önce İstanbul Sözleşmesi’ne imza attı. Ama şimdi ne diyorlar; biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni de tanımıyoruz. E neyi tanıyacaksın?” diye sordu.

Mahkemelerin aldığı emre göre karar verdiğini vurgulayan Arın, “O zaman hukukun olmadığı yerde de ne yazık ki kadınlar öldürülüyor, katilleri serbest bırakılıyor, kız çocukları evlilik adı altında istismar ediliyor. Şiddete açıkça yeşil ışık yakılmakta” dedi.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here