Askıda ekmek, askıda anayasa, askıda insanlık, askıda iş Yağma, yalan, hırsızlık iktidarda – Aysun Sadıkoğlu

Tarihe geçmenin birçok yolu olmalı. Hatta birçok yolu var, olmalı da ne demek. Bahçeli, öyle anlaşılıyor, “askıda ekmek” sahnesi ile tarihe geçmeye karar verdi. Bir makalede, “askıda ekmek-Bahçeli” sahnesini anlatmak mümkün mü bilmiyorum. Elbette mümkündür de, benim için zor. Hem sonra “sosyal medya” denilen yerde bu fotoğraflar o kadar yaygın ki, okuyucu mutlaka görmüştür. Böylece, “askıda ekmek-Bahçeli” sahnesini, bu tarihî sahneyi, bu Bahçeli’nin tarihe mal olma sahnesini tasvir etme zorunluluğumuz biraz olsun ortadan kalkmış oluyor.

Durum o kadar “tuhaf”tır ki, “absürt” kelimesi yerine oturur, başını bile kaldırmaz. Bir stand, standın üzerinde hafif yan bakan Bahçeli vesikalığının büyüğü, arkada, sağda, solda, önde asılı duran ekmekler. İşte size “askıda ekmek-Bahçeli” sahnesi.

Hatırlarsınız mutlaka, Erdoğan, nasıl oldu ise, kim tarafından arkadan itildi ise, üniversite sınavlarının tarihleri değiştirilen ve tepkili gençlerin önüne “YouTube” üzerinden çıktı ve protestolar öyle bir hâl aldı ki, program yorumlara kapatıldı.

Mesela bu olayı, bir “kamera şakası” diye yapsalar, Erdoğan da rol alsa, bu denli “etkili” olmazdı. “Dünya lideri” adlandırmasına son derece “şık” gitmiştir ve tüm zamanların “en” “YouTube” yayını olmaya adaydır, sadece en baştan ilk sıradan değil, en sondan ilk sıradan.

Damat’ın ekonomik program üzerine, döviz kurları üzerine analizleri, elbette önemli ölçüde “hiciv” sanatı içine alınabilirdi, tek şartla ki, ne dediğinin anlaşılması koşulu ile.

Soylu, daha çok “stand-up”çı gibidir, yine bir şartla, gülmenin yasaklanması şartı ile. Stand-up’çılığı “hazırcevap” olmasından değil, zaten her durumda aynı cevabı veriyor olmasından kaynaklıdır. Bu nedenle, karşısında birisi beklenmedik bir hareket yaparsa, mesela gülümsemek gibi, “çalışmadığı yerden soru gelmiş öğrenci gibi” şaşırıyor, ama öğrenci değil elbette, o hâlde makamının gücü ile hiddetleniyor.

Fakat hiçbiri Bahçeli gibi “zarif” değildir. Bahçeli’nin zarafet çizgilerinin 5×10 tahta kalınlığında olması, elbette bir kusur sayılmalıdır. Ama onu da, yani bu kusuru da, atasözlerini zarifçe ardarda sıralayarak gösterdiği tarih bilgisi ile kapatmaktadır. Yaratan, herkese bilgisini göstermek için, aynı yolu çizmiyor maalesef.

Tartışma şudur: Acaba, Bahçeli, bu “askıda ekmek-Bahçeli” sahnesini, hükümeti yıpratmak için, Erdoğan’ı aşağı indirmek için mi yaptı, yoksa iktidarda olduğunu unutup, muhalefet mi yapmaya çalıştı?

Bu soru değişik versiyonlarda sorulmaktadır. Mesela bir bölüm insana göre, ki şu günlerde ülkenin tüm küçük burjuvaları birer uzman-analist hâline gelmiş, meslekî “birikimlerine”, işsizliğin verdiği boşlukla yeni bir yetenek eklemişlerdir. Bunlara göre, Bahçeli, aslında iktidara destek verirken, gizlice onu gafil avlayıp düşüreceği anı beklemektedir. Hem kaset konusu ile kendisini sıkıştırdığı ve elini kolunu bağladığı söylenen Erdoğan’a sonsuz destek verecek değil ya. İşte böyle düşünenlere göre, Bahçeli, şimdi hamleye başlamıştır, “askıda ekmek-Bahçeli” bunun ilk ortaya çıkışıdır. Bahçeli, aslında iktidarı yıpratmak için bunu yapmıştır.

Böyle düşünenler, olayın “absürt” yönünü gördükleri ve bunu Bahçeli’nin “gafletine” veremedikleri için Bahçeli’nin Erdoğan’a karşı harekete geçtiğini düşünmüyorlar, en başından beri Bahçeli’yi bir türlü anlayamadıkları için böyle düşünüyorlar.

Elbette yanlış.

Bahçeli bunları yaparken, Erdoğan’ın uyuduğunu söylemek çok çocukça bir düşünüş olur. Erdoğan, neden bunu beklesin ve neden elini ondan çabuk tutamasın?

Hem sonra, Erdoğan “askıda ekmek-Bahçeli” sahnesini eleştiri olarak da ele almaz. Öyle olsa idi, mesela “YouTube” yayınını organize edenleri işten atardı. Ya da mitinglerde çay fırlatma sahnelerinin aslında bir çeşit rezalet olduğunu kavrayabilirdi.

Ama bu görüş, yani Bahçeli’nin bir gün iktidarı arkasından vuracağı görüşü, iktidarı AK Parti-MHP iktidarı olarak görmekten geliyor. Parlamentoyu çok önemli saymaktan, seçimleri de çok işlevli saymaktan ileri geliyor.

Oysa ne parlamento parlamentodur, ne AK Parti, ne MHP diye bir parti vardır. Kâğıt üzerinde bunlar vardır evet, ama o kadar. Bu yokluk durumu o kadar gerçektir ki, adeta, kendilerini hatırlatacak “tuhaf”lıklar yapmasalar, Erdoğan, Bahçeli, Damat, Soylu da yok kabul edilecektir. Sağlık Bakanı, vakalar ne kadar doğru ise o kadar “doğru”, Milli Eğitim Bakanı okullar ne kadar eğitime hazır ise o kadar “anlama yeteneğine sahip”tir. Bu nedenle son ikisini hesap dışı bırakalım.

Artık, seçimler üzerinden bir eğilim analizi yapmak, bunu anlayacak anketler yapmak, seçim sonuçlarını tahmin etmek vb. bitmiş işlerdir. Belki eğilim araştırmaları işe yarar. Ama ülkenin ekonomik sorunlarını kim çözer sorusuna %46 hiç kimse yanıtı çıkıyorsa, siz de bunu kararsızlık olarak okuyorsanız, işte Saray Rejimi dediğimiz şeyi anlamamışsınız demektir.

Seçim ile kurtuluş arayışı tükenmektedir. Halk yığınlarında sistemden bıkmışlık gelişmektedir. Soruyu, acaba şöyle sorsanız, “bu iktidarın yerine, işçi ve emekçilerin iktidarı olmasını ister misiniz” ya da “hırsızlık, yolsuzluk, yalan, yağma işine karışmış her kişi ve şirketi açık mahkemede halk yargılasın mı” diye sorarsanız, belki başka eğilimler ortaya çıkacaktır. Sanki, bu ülkede “demokratik” seçimler yapılıyor. Sanki OHAL koşullarında yapılan seçim ve referandumlar “meşru” imiş gibi, sanki bu ülkede seçim sonuçlarını iktidar tanımıyor ve seçilmişlerin yerine kayyum atamıyor gibi. Araştırma şirketleri, sanki ortada bir Saray Rejimi yokmuş gibi davranıyor. Burjuva demokratlar, o kadar kafalarını kuma gömmüşlerdir ki, devekuşları kendilerine hayranlıkla bakmaktadır. Hiçbiri çıkıp, seçimin olacağının garantisi ne, seçim demokratik değilse kabul edilir mi vb. gibi sorular bile sormuyorlar.

İşte gerçeği görmeyip, sanki “eski sistem varmış” ve hatta “daha da demokratikleşmiş” gibi bir varsayımla konuştuğunuz zaman, Bahçeli’nin de kendi kendinin sonunu getirme ihtimalini kabul etmez ve bir planı varmış gibi düşünürsünüz.

Ülkenin bir ekonomik planı mı var, bir dış politikası mı var? Dahası, maske dağıtma becerisi mi var ya da milli eğitim bakanlığı mı var?

Yani Bahçeli, “askıda ekmek-Bahçeli” sahnesini, öyle Erdoğan’ı eleştirmek vb. için yapmadı. Belki, fazla parasından vererek, “şu fakire bir sakada” kampanyasına katılarak bir sevap kazanmak istemiş olabilir.

Hepsi, her gün, zaten bunun gibi işler yapıyorlar. Öyle işler yapıyorlar ki, Kılıçdaroğlu’nun muhalefetine göre kat be kat yıpratıcı olabiliyorlar.

Artık, ülkenin “muktedirleri”, ne yaparlarsa yapsınlar, gerçeği, sistemin çürümüşlüğünü gizleyemiyorlar.

Çünkü, bu ülkede, yağma, yalan ve hırsızlık iktidardır.

Ekmek askıdadır. Ama yalan ve hırsızlık iktidardadır.

Ekmek almanız için, birisinin, en çok da iktidar sahiplerinin hoyrat ve aşağılayıcı bakışları altında size “askıda” uzattıkları ekmek şovuna katılmanız gerekmektedir. Onların gösterisinin bir parçası olmadan, “askıda” ekmekten alamazsınız.

İş askıdadır. İş bulmak, çalışmak istiyorsanız, muktedirlerin size gösterdiği şeyleri yapacaksınız. Mesela sosyal medyada yalan paylaşımlar yapacaksınız, mesela otobüste mini etek giyen bir kadına saldıracaksınız, mesela komşunuzu her ihtimale karşı ihbar edeceksiniz, mesela yalakalık yapacaksınız ve işte o zaman işe girebilirsiniz.

Askıda durana, kediler gibi, açlıktan kemikleri çıkmış hâlsiz köpekler gibi sıçrayarak ulaşacaksınız ve bu arada “hoşt” küfürleri, aşağılanmalarını dinlemek zorunda kalacaksınız.

Kış geliyor. Kömür, doğalgaz faturanız askıya çıkacak. Siz, yaltaklanmadan, onurunuzla, askıda olanı kapmadan, dürüstçe, çalışarak yaşayamazsınız. İnsanlık onurunuzu çiğneyecekler ve size askıdan bir kırıntı düşecek. Pandemi ve ağırlaşacak olan kış koşulları, olur da canınızı sizden almamış ise, hastahane köşelerinde ölmemiş iseniz, en sevdiklerinizle birbirinize sokularak ısınacak, askıda faturanız ödenirse kendinizi şanslı hissedeceksiniz.

İşte bize aşağılanma, bize onurunun çiğnenmesi, bize rezillik olarak görünen bu “askıda ekmek-Bahçeli” sahnesi, onların gözünde, bu “yok” hükmündeki insanlara, allahın sırt çevirmiş olduğu yoksul kullarına bir “sadaka” misalidir. Yoksa Bahçeli’nin Erdoğan’a eleştirisi ya da yakında “yan çizecek” olmasının ilk işaretleri değildir.

Ülkenin anayasası, uzun dönemdir askıdadır. Hatta askıdan çıkıp, rafa kaldırılmıştır. Hoş halk için, halktan yana bir anayasa değildir hiçbir zaman. Ama ülkenin anayasasını askıya alanlar, sadece iktidardakiler değildir, aynı zamanda CHP, İyi Parti gibi muhalefet göreviyle iştigal edenlerdir de.

İktidarda hırsızlık ve hırsızlar vardır.

İktidarda yağma ve rant, yağmacılar ve rantçılar vardır.

İktidarda savaş kundakçıları vardır.

İktidarda yalan ve yalancılar vardır.

İktidarda karanlıklar, karanlığa sığınanlar vardır. Bu, modern ortaçağ karanlığıdır, bunlar da modern engizisyonun temsilcileridir.

Öyle ise, onların askıya çıkardıklarından faydalanmayı, buna minnet etmeyi seçmeyeceğiz.

İşçi, aç, yoksul, işsiz, genç, kadın, herkes, ama hepimiz, kendi onurumuz, kendi irademiz ile, bu sisteme karşı savaşmayı seçeceğiz.

Onurumuzu, insan olma durumumuzu, emeğimizi ezdirmeyeceğiz.

Bunun tek yolu vardır.

Sakince, durumun ciddiyetini kavramış bir canlının kararlılığı ile, gözümüzü sistemi yıkmaya dikerek, sağdan soldan önden arkadan gelen saldırılara aldırmadan, direneceğiz. Direnmek, insan olmanın, insan olarak kalmanın, örgütlenmek direnişi zafere ulaştırmanın tek yoludur.

İşçiler, sadaka istemiyorlar.

İşçiler, alınterlerinin karşılığını istiyorlar.

İşçiler, kendilerinden soyularak alınanların bir damla kırıntısı bile olmayacak şeylerin askıda kendilerine sunulmasını istemiyorlar.

İşçiler, insan olarak yaşamak, savaşsız ve sömürüsüz bir dünya kurmak istiyorlar.

İşçiler, yalanlarla yaşamak istemiyorlar. Kendi ülkelerindeki salgın sayısını bile açıklamayan bir yalan makinasını reddediyorlar. İşçiler, doğrudan iktidarı istiyorlar. Üreten biziz ve yöneten de biz olacağız, diyorlar.

İşçiler, kendi emekleri ile üretilen şeylere “askı” ile ulaşamaz hâle gelmek istemiyor, bu hâlin tümden son bulmasını istiyorlar.

İşçiler, çok uzun süredir yaşadıkları bu sistemi artık istemiyorlar.

Sizin, sisteminizi askıya çıkartıyoruz.

Sizin Saray Rejimi’nizi askıya çıkartıyoruz.

Gelene geçene, şu ya da bu emperyalist efendiye sadaka diye vermek için değil, tarihin sayfalarına gömmek için askıya çıkartıyoruz.

Kaynak: Özgür bir dünya için Kaldıraç / Aralık 2020 / Sayı 233

https://kaldirac.org/askida-ekmek-askida-anayasa-askida-insanlik-askida-is-yagma-yalan-hirsizlik-iktidarda/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here