Armut piş ağzıma düş siyaseti ve CHP – Azmi Karaveli

Armut piş ağzıma düş siyasetiyle bu süreç değiştirilebilir mi? Hemen her konuda “iktidarın meşruiyet yastığı olayım, aman bir aksilik çıkmasın” ürkek siyasetiyle gelinebilecek noktanın sınırındadır CHP. Bu anlamda adı konmamış gizli bir koalisyon ortağıdır, dümen suyudur, can simididir. Eskiden güvenlik meselelerinde kendini gösteren bu saklı ortaklık, şimdi daha da sık karşımıza çıkıyor.

Daha önce sıkça dile getirmiş olsam da CHP, neredeyse her hafta kendini aşarak bu ülkedeki iktidardan sonra en büyük problemin bu değirmene su taşıyan muhalefet olduğunu bizlere hatırlatıyor. İktidarın; tam 19 yıldır, zaman zaman 180 derece dönüşler yaşasa da baskıya dayalı, Türkçü-Sünni İslamcı siyasetini sistematik biçimde uyguladığı konusunda hemen herkes hemfikir olsa gerek. Peki CHP bu tablonun neresinde duruyor?

Neredeyse her yıl, çeşitli konularda partinin yayınladığı, muhtemelen kimsenin okumadığı onlarca yüzlerce sayfalık raporlar var. Ancak çok somut sormak isterim: CHP’nin Kürt meselesindeki tavrı nedir? “Genç işsizliği biz çözeceğiz, fakirliği biz bitireceğiz, demokrasiyi biz getireceğiz” söylemleri güzel, eyvallah da, koskocaman başka soru daha var karşımızda: Tamam da NASIL? “Eli kulağında, aman biz çatışan parti olmayalım, ilk seçimde gidiyorlar nasıl olsa merak etmeyin” umut pompalamasına karşı “arkadaş güzel ama ya gitmezlerse, ya yine kaybederseniz, ya yine yıllardır bir gıdım geçemediğiniz yüzde 25’i aşamazsanız, ne olacak bizim halimiz” gibi sorular da yine havada kalıyor. Bütün anketlerde oranları sabitken, sırf muhafazakarlara yaranmak adına asgari laiklik söyleminden kaçmak da derin aymazlık yaratıyor. Deniz Baykal sürecinde sadece laikliğe vurgu yapılmış olmasının daraltıcı siyaseti yerini, laikliği her koşulda dışlayan bir başka siyasetsizliğe bırakmış durumda. Kılıçdaroğlu’nun bu hafta içinde yaptığı “AKP ne yapmak istedi de CHP engel oldu?” cümlesi bu anlamda mükemmel bir itiraftır. Zira 19 yılda ülkenin tarumar olması noktasında CHP herhangi bir konuya engel olamamış ya da olmamıştır. Kapıyı ardına kadar açık bırakarak, hırsıza davetiye çıkaran ev sahibinden hiç bahsetmeyelim mi yani? Niye, “çünkü şimdi sırası değil…” Oldu paşam emredersiniz…
Hiçbir somut aksiyon almadan “AKP gidiyor, hiç merak etmeyin” sallamasını gelin bir metafor üzerinden inceleyelim. Yazın çok sıcaklarda arabayla giderken sıcak asfalt, üzerindeki havayı ısıtarak yoğunluğunda ani bir değişikliğe neden olur, bu da ışığı büker. İnsan su gördüğünü sanır, oysa gördüğümüz gökyüzünün yansımasıdır. Tıpkı çöl serapları gibi, susamış faniler hiç çaba harcamadan, mücadele etmeden sadece oldukları yerde suyu görür. Yanındakileri de, gördüğünün serap olmadığına ikna etmeye çalışır, “Ben sana boşu boşuna yürümeyelim, kasmayalım dememiş miydim, bak suya ulaştık işte.” 19 yılda herhangi bir konuda ön alabilmek bir tarafa, dar küçük olsun benim olsun politbüro zihniyetiyle yönetilen partiyi aynı yerde, adeta demir bir çıpaya oturtmuşların somut adımlar atmasını beklemek, artık lüks olsa gerek. İktidarın ilk seçimde bu hiçbir şey yapmama stratejisiyle gidecek olması ya bir serap ise? Üstelik işsizlikten çevreye, ahlaki çürümüşlükten ekonomik krize kadar çok sayıda sorun gittikçe derinleşirken, 2023’te devralacakları bir ülke de bulacaklar mı orası da büyük muamma…

Yanlış anlaşılmasın, aman diyeyim, AKP’nin asla gitmeyeceğini falan söylemiyorum, aksine yeni ittifak görüşmeleri, yeni oyuncuların sahaya çıkması ya da eski aktörlerin tekrar devreye girmesi gibi alametler, her an her şeyin olabileceğini işaret ediyor. Ama armut piş ağzıma düş siyasetiyle bu süreç değiştirilebilir mi? Hemen her konuda “iktidarın meşruiyet yastığı olayım, aman bir aksilik çıkmasın” ürkek siyasetiyle gelinebilecek noktanın sınırındadır CHP. Bu anlamda adı konmamış gizli bir koalisyon ortağıdır, dümen suyudur, can simididir. Eskiden güvenlik meselelerinde kendini gösteren bu saklı ortaklık, şimdi daha da sık karşımıza çıkıyor. Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini adeta ispiyonlayan açıklaması, asla taklidine yönelmeyecek Yozgatlı, Erzurumlu seçmenlere yönelik bomboş bir çabadır. Üstüne üstlük “nasıl olsa bu Boğaziçi tayfası bize oy verir, elleri mahkûm” şark kurnazlığının sonucudur. Mesajı hatırlayalım: “İnsanlığın mukaddes değerlerine yönelik hiçbir saldırıyı ve aşağılamayı kabul edemeyiz. Bu alçak provokasyonu şiddetle kınıyoruz. Görünen ve görünmeyen sorumlularının bir an önce ortaya çıkarılmasını bekliyoruz.” Öztrak Boğaziçi öğrencilerini ziyarete gitse sanırım: “Hocam hiç utanmanız yok mu” diye karşılanırdı. Bu noktada soru çok basit aslında: Söz konusu yaklaşımın, İçişleri Bakanı’nın “4 LBGT sapkını gözaltına alındı” demecinden ne farkı vardır? Çünkü Bakan, tam bir uyum içinde Öztrak’ın isteğini yerine getirmiştir. Ali Duran Topuz’un dünkü yazısında ifade ettiği gibi: “İktidar dini ve dine dair her alameti, her beyanatı, her yorumu tekeline almış, dahası bu tekeli devletin bütün kurumlarını dinselleştirerek anayasayı yerle bir ediyor, muhalefet buna itiraz edeceğine neden onunla tepki yarışına girer?”

Siyaset, hele ki iktidar hedefleyen siyaset, boşlukları doldurma uğraşıdır. Zaten dolu olan çukurlara toprak atmak olsa olsa çukurları sağlamlaştırır sadece. Taklitler aslını yaşatır olarak da okuyabilirsiniz siz bunu. Siyaseti seçimlerden 2 ay önce kampanya yapmaya indirgeyerek, her salı Meclis’te esip gürleyerek, basın toplantıları düzenleyerek, eski ve yeni iktidar aparatlarına bel bağlayarak bu işin olmayacağını herkes gördü, CHP görmedi. Çözüm, siyaseti Ankara’nın tozlu koridorlarının dışına çıkartmaktan geçiyor. Keşke Adalet Yürüyüşü Maltepe’de hiç bitmeseydi, Kılıçdaroğlu başkan olduğundan beri yakalamış olduğu en büyük ivmeyi hiç sonlandırmasaydı, belki absürt gelecek ama hâlâ yürüyor olsaydı… Yaşamın içinde, binlerce sıcak problem varken siyaseti dar alanda kısa paslaşmalardan çıkartıp ekmek kuyruklarına, işçi eylemlerine, EYT mücadelesine, öğrenci hareketine taşısaydı…Hoş, burnunun dibine gelen Baro başkanlarını bile Ankara girişinde ziyaret etmek aklına gelmemiş bir liderden bahsediyoruz…

Türkiye’de siyaset bütün partiler için, ne yazık ki tam da Saadet Partili Oğuzhan Asiltürk’ün ittifak sorusuna verdiği cevaptaki gibi şekilleniyor: “Seçime bir hafta kala karar verilir.” Muhterem diyor ki özetle, “her şey seçim zamanları yapılan pazarlıklar içindir, siyaset çıkar ilişkileri üzerine kuruludur. Nasıl ki iki bayram arası düğün olmaz ise, iki seçim arası da Türkiye’de siyaset olmaz.” O zaman ver mehteri, öpün elini Seval Türkeş’in, ispiyonlayın bakalım öğrencileri… Hem ne kaldı şunun şurasında yüzde 26’ya?

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here