Akar Tekstil işçisi: Bizim canımızın hiç mi kıymeti yok?

Akar Tekstil işçisinden mektup: Arkadaşlarımız hasta oldu, üstünü örtmeye çalıştılar. Tepki gösterdiğimizde sopalarla saldırdılar. Dip dibe çalışıyoruz ama maskemiz bile yok
Merhaba ben İzmir Çiğli’de yer alan ve H&M, Zara, Mango, LCW gibi büyük firmalara üretim yapan Akar Tekstil Fabrikasında çalışan işçi bir kadınım. Covid-19 salgınından sonra yerlerin çamaşır sularıyla silinmesi ve girişlere dezenfektan konulması haricinde fabrikada neredeyse hiçbir önlem alınmadı, Dip dibe çalıştığımız yerde maske bile verilmiyor bize. Ücretli izin burada hayal olmakla birlikte rapor götürenlere dahi tutanak tutulacağı tehditleri yapılıyor ve hakkını aramaya kalkışan herkes işten çıkarılmakla tehdit ediliyor. Eşimle yollarımızı ayırdık ve kızımla birlikte bu büyük şehirde yaşam mücadelesi veriyorum. Kızımı da işten çıkardılar ve şimdi geçim korkusuyla bu işe devam etmek zorundayım. Geçen günlerde Covid-19 testi pozitif çıkan bir işçi arkadaşımızdan sonra konuyu ört bas etmeye çalıştılar ve hepimizi susturdular. Öncesinde de testi pozitif çıkan birkaç kişi olduğuna dair duyumlar alıyorduk ancak muhtemelen bunların da üstü kapatılıyordu çünkü ateşi çıkanlar apar topar götürülüyor, bayılanlar oluyordu.
Sözde gönüllü ama aslında zorunlu olan mesailerle günde 12-13 saate kadar çalıştığımız fabrikada, yediğimiz küfrün haddi hesabı ise yok. Bağışıklığımızın kuvvetli olması lazım ama, gece yarısına kadar mesaiye kalmak zorunda olduğumuz Akar Tekstil’de öğlen 12’den sonra yemek bile yok.

Şu anda sadece H&M’e üretim yapıyoruz

Hakkımızı aramak için işi bıraktığımız ve sopalı saldırıya uğradığımız günün sonunda ise tam 7 kişi hiçbir sebep gösterilmeden işten çıkarıldı. İşveren sürekli olarak “Şu tarihe kadar idare edin yoksa maaşlarınızı ödeyemem” tarzı söylemlerle hem bizi tehdit ediyor hem de oyalıyor çünkü bu lafı bu süreçte daha önce de idare etmemize rağmen hala bir önlem alınmadı. Ayrıca diğer birçok marka bu süreçte çalışmayı durdurmuşken H&M hala ürün istemeye devam ediyor ve bu süreçte depolarını doldurmak için işçilerin hayatlarını tehlikeye atmaktan çekinmiyor. Şu anda sadece onlara üretim yaptığımız için bu çileyi çekiyoruz.
Benim yaşım bu hastalığı kaldırmak için müsait değil ve KOAH hastasıyım. İl Sağlık Kurulu tarafından bile “Çalışılabilir” onayı alan bu yerden çıkarsam haklarımı alamayacağıma dair korkularımdan tazminatıma güvenerek bile işten ayrılamıyorum. Bu konuda yalnız değilim benim gibi yalnız yaşayan ve çocuğuna bakmak zorunda olan, hasta ve korkutulmuş birçok kadın var burada. Sorarım sizlere, bu kadar büyük bir şehirde tek başımıza nasıl geçineceğiz? Bizim canımızın hiç mi kıymeti yok, biz de ölmek istemiyoruz, çocuklarımıza bakabilmek istiyoruz! Hükümet artık buna bir dur demeli.