Rant, yağma, talan üçgeninde yaşam savunusu: Ünye Direnişi*

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…”

10 Kasım’da sondaj çalışmaları biten Ünye Üçpınar Direnişi son eylemini Nazım’ın dizeleriyle bitirdi. Peki bugüne kadar Üçpınarlılardan ne gördük, neler öğrendik, neler öğrenmeliyiz? Bu konuda daha fazla ilerlemeden belirteyim ki bu yazıda Üçpınar’a ziyaretimin ve Üçpınarlılarla sohbetlerimin izlenimlerini de aktaracağım.

Ordu’yu pek bilmeyenler için açıklayayım. Ordu Merkez(Altınordu’dan) Samsun’a doğru yola çıktığınızda sırasıyla Perşembe, Fatsa, Güzelyalı ve Ünye’den geçersiniz. Bu ilçelerin altında ise Kumru, Korgan, Çaybaşı ve İkizce var. Bu haritayı gözünüzde canlandırmanız önemli. Neden mi? Korgan halkı HES’lere karşı verdiği mücadeleyi daha yeni kazandı. 

Çok geçmişte değil, ağustos ayında ise Çaybaşı’nda ikinci Dipsiz Göl vakasının yaşanma ihtimaline karşı “Şelalemizi Definecilere Vermeyeceğiz” açıklaması yapıldı.

Kurçalı Ormanları’nın Ege Beyaz Mermer Madencilik’e ihale verilmesisinin sonucu olarak ise Ulubey, Gölköy, Gürgentepe, Çamaş, Perşembe ve Fatsa ilçeleri tehdit altında.

19 Temmuz’da ise Altınordu’da 4, Kabadüz’de 2, Mesudiye’de 2, Ulubey’de 1 alan maden için ihaleye çıkarıldı. 

Kumru, Korgan, Fatsa ve Ünye’deki tehdit ise yine aynı; maden sahaları.

Aslında bu şekilde yan yana koyup bir bütün olarak bakabildiğimizde Ordu’nun nasıl bir rant alanı haline getirilmek istendiğini de, sermayeye peşkeş çekildiğini de, talanın boyutlarını da tahmin edebiliyoruz.

Fakat bugün Ordu’da bir tarafta rantı görüyorsak diğer tarafta direnişi, bir tarafta yağmayı görüyorsak diğer tarafta mücadeleyi, bir tarafta talanı görüyorsak diğer tarafta yaşam savunusunu görmekle yükümlüyüz. Çünkü Ordu halkı direnişiyle aynı Kazdağları gibi kendi direniş kültürünü oluşturuyor ve kendi deneyimlerinden öğreniyor.

Üçpınar’ı ziyaretim esnasında maalesef o günkü eyleme yetişemedim fakat Üçpınarlı bir aile ile görüşme imkanı buldum. Sohbet esnasında dikkatimi çeken şeylerden ilki; eğer Fatsa’nın durumunu görmeseydik biz de anlamazdık beyanları oldu. Fatsa’da yaşam alanlarının zehirlendiğini gören Üçpınarlılar, bunu bize yapamazlar iradesini ortaya koymaya karar vermişler.

Elbette bizler, birçoğumuz Üçpınar direnişini teyzelerimizin, anneannelerimizin, ablalarımızın biber gazına boğulup jandarma tarafından yerlerde sürüklendiği videolarla gördük. Fakat onlar direnişlerini Fatsa’nın üzerine koyan, Korgan’dan öğrenen, sadece Üçpınar’ın değil Ordu’nun da tehdit altında olduğunu bilen bir yerden devam ettiriyorlar

Peki gaz yiyen teyzelerimiz neler düşünüyor? İlk kez gaz yedikleri için ilk başta korkmuşlar, biz nereden bilelim daha önce biber gazını fakat gerekiyorsa alışırız, tülbentimizi yüzümüze bağlar dayanırız diyorlar.

Benim gittiğim zaman merak ettiğim bir diğer soru ise şuydu: Eylemler neden oturma eylemine çevrilmişti? Dediler ki:

“Hukuki süreçler başlattı. Sonuç vereceğini düşünüyoruz. Bizim kendi toprağımız, vatanımız, memleketimiz için mücadele ediyoruz. Hukuk bize sahip çıkacaktır, o yüzden bu süreçte oturma eylemi ile devam etmek daha doğru geliyor.”

Bu cevabın ardından peki ya hukuk işe yaramazsa sorusunun akla gelmesi pek de tuhaf değil. Öyle bir durumda “Ölmek var, dönmek yok” diyor ablalarımız. Ölmek var, dönmek yok…

Üçpınarlıların öfkesi büyük. Bize sahip çıkmayan partiler bir daha bizden oy da isteyemez, buralara da gelemez, sokmayız diyorlar. Vatanımızı, memleketimizi satanlar olsa da biz sahip çıkacağız, bu bizim toprağımız, yaşamımız da diyorlar.

Bu bir izlenim aktarımı olduğu için çok da uzatmadan benim ne öğrendiğimi ifade etmek istiyorum. Bir süredir yaşam savunusuna dair eylemleri takip eden ve bunlara da katılan biri olarak şunu anladım ki bugün Üçpınarlılardan öğrenmemiz gereken şey kararlılığın ne olduğu. Hayatını kurduğu toprağı ile bağı kesilecek diye ödü kopan ablalarımızdan ve abilerimizden; yaşamı tehdit edilen Üçpınarlılardan; yaşamak ve doğayı yaşatmak için, doğa ve sermaye çelişkisinde doğayı savunabilmek için kararlılığı öğrenmeliyiz. Doğaya karşı sermayenin savaşının devam edeceğini öngördüğümüz bu günlerde; kararlılığın ne olduğunu tekrar tanımlamak ve Üçpınarlılardan öğrendiğimiz kararlılığı İstanbul’a, Ankara’ya, Mersin’e, İzmir’e; yani tüm Anadolu’ya ve buralardaki eylemliliklere taşımak; sermayeye karşı mücadelemizi kazanmamızı sağlayan yol olacaktır. 

*Üçpınar direnişinde ve bütün yaşam savunularında daha çok yan yana gelmek ve bu direnişlerin tüm Türkiye’de görünürlüğü arttırmak dileğiyle.