Pandemi döneminde sağlık işçilerinin sıkıntıları da arttı kaygıları

Sağlık işçileri ücretten işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerine kadar yaşadıkları sıkıntıların çözülmesini istiyor

Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan sağlık işçileri, ücretten işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerine kadar çeşitli sıkıntılar yaşadıklarını söylüyor. Pandemi süreciyle sıkıntılarının ve kaygılarının arttığını belirten emekçiler, bir taraftan da üyesi oldukları Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş’e tepkili. Bu tepki yaşanan sıkıntılara karşı sendikanın sessiz kalması nedeniyle istifalara da dönüşüyor.

Yaşadıkları hak gasplarını anlatan işçiler şunları söyledi: “2018 nisan ayında imzaladığımız sözleşmede yüzde 15’lik zammı içeren bir madde de bulunuyordu. Fakat ücretlerimize hiçbir zam yapılmadı. Dahası elimize geçen maaşın net bir miktarı da yok. Kimi zaman 2 bin 400, kimi zaman 2 bin 600 lira maaş alıyoruz. Bir saatlik mesai ücretimiz 14.5 lirayken kesintilerle epey düşüyor. Bu süreç bizler için artık çok daha zor bir hal aldı.”

Temizlik işçileri imzaladıkları iş sözleşmesindeki “Her alanda görevlendirilebilme” ibaresiyle sağlıklarını olumsuz etkileyebilecek alanlarda çalışmalarının önünü açıldığını belirtti. Görevlendirildikleri alanlara göre yoğun kimyasallara ya da radyasyona maruz kaldıklarının vurgusunu yapan bir sağlık işçisi, “Hiçbirimiz kendi işimizde çalışmıyoruz. Örneğin ben girişimsel radyoloji bölümünde görev yapıyorum. Yani hastanede radyasyonun en yoğun olduğu bölümde. Ancak bana ve aynı işi yaptığımız arkadaşlara dozimetre verilmiyor. Sebebinin yoğun radyasyona maruz kalan çalışanların sterilizasyon iznini vermek istemediklerinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Başka bir hastanede aynı işi yaptığım bir arkadaşımın dozimetresi vardı, onu da fazla doza maruz kaldığı için kendisinden söküp aldılar. Zaten pek çok hastanenin de dozimetrelerdeki oranları kendilerinin düşürdüğünü biliyoruz. Bundan önce taşeron olduğumuz için vermediklerini söylüyorlardı. Şimdi söylüyoruz yine verilmiyor” diye konuştu.

Pandemi başlangıcında ise hastanedeki görev alanlarına ve izinlerine ilişkin kimi değişikliklerin bulunduğu bir belgeyi imzalayarak değişiklikleri kabul etmek zorunda kaldıklarını aktaran işçiler bu gibi sorunları daha fazla yaşamamak adına şeffaf bir iş tanımı istediklerinin altını çizdi.

“Bizden sonra giren daha fazla alıyor”

İşçilerin dikkat çektiği noktalardan biri de yemekler. Salgın döneminde bağışıklığın güçlü kalması ve beslenme arasındaki bağın altını çizen işçiler artık yemeklerin bir sonraki gün başka bir şekilde önlerine yine geldiğini, et ve protein ağırlıklı yemeklerinse çok nadir olduğunu ifade etti.

696 sayılı KHK ile taşerondan çıkıp sözleşmeli olarak çalışmaya başlayan işçiler, yaklaşık beş ay önce İŞKUR üzerinden işe başlayan temizlik personellerinin kendilerinden daha yüksek ücret aldıklarını dile getirdi. Bir işçi, “5 ay önce işe başlayan arkadaşlar bugün bizden daha fazla maaş alıyor. Böyle söylüyoruz ama biz onların az maaş almasını istiyoruz sanmasınlar. Hepimizin borcu var, ödemesi gereken banka kredileri var. Bir ailemiz ve bakmamız gereken çocuklarımız var” diye konuştu.

“Hizmet-İş beklentileri karşılamıyor”

Özellikle pandeminin başından bu yana örgütlü oldukları Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş Sendikasının hastaneyi bir kez dahi ziyaret etmediğini dile getiren işçiler bir süre önce sendikadan istifa etmeye başlamış. Sağlık Bakanlığının işçilerin 31 Ekim tarihinden itibaren yeni iş sözleşmesiyle birlikte kamu personeli olabilecekleri ihtimalini dile getirmesiyle de kimi işçiler Sağlık-İş Sendikasına üye olmuş. Yaşanan süreci anlatan bir işçi, “Bugün 350’yi geçkin arkadaşımızın istifa etmesi Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan’ın ‘İşçilerin başka bir sendikaya üye olmaya zorlanması, bireysel sendika özgürlüklerine aykırıdır’ şeklindeki açıklamalardan sonra oldu” dedi.

Vergi dilimi nedeniyle mesainin arttığı oranda ücretlerinde yapılan kesintilerin de arttığını getiren işçiler pek çok kez mesai ücretlerini alamamış. Bu zamana kadar sendikanın bu gibi hak gaspları için bir adım atmaması ya da yürütülen süreçlerde şeffaf olunmaması işçilerin sendikaya duyduğu güvenin zayıflamasına neden olmuş. Bir işçi, “Birkaç sene önce sendikanın türlü bahanelerle süreci uzatması sonucu mesai ücretlerimizi alamadık. Ayrıca fazla mesai ücretlerini 22 ay üzerinden yatırmaları gerekirken 11 ay üzerinden yatırdılar. 2019’un ilk ayından bugüne bir çalışanın 18 aylık geriye dönük ücreti 15 bin lirayken bize verilen 2 bin 300 lira. Bu reva mıdır?” dedi.

“Sendika arkamda değilse ne anlamı var?”

Başka bir işçi de yaşadıkları sorunları şu şekilde anlattı: “Sendikana güvenirsin, hakkını ararken zorbalığa uğrasan da yine sesini çıkarabilirsin. Bir insanı sendika temsilcisi olarak seçiyoruz ama sonra yönetimin arka tekeri gibi hareket etmeye başlıyor. Oysa bir hak kaybı yaşandığında temsilci gelip bunu bize açıklasa, ‘Hepimiz ses çıkaralım, biz de en önde olalım’ dese ancak o zaman bu iş hakkıyla yürür. Ben arkama baktığımda eğer orada yoksa sendikanın ne anlamı kalır? Ben zaten hastanenin en alt kademesinde çalışan bir insanım, durum bu haldeyken her türlü şeyle tehdit edilebilirim. Yine de ‘Buna da şükür’ fikri var bir yandan.”

Yaşadıkları türlü sorunlara karşı çözüm arayan sağlık çalışanları öncelikle kendilerinin yasal haklarının ne olduğuna ilişkin bilgi sahibi olmak, yasal güvencelerini bilerek haklarını aramak istiyor. Bir işçi, “Hastanedeki konferans salonunda özlük haklarımıza dair bir eğitim düzenlemek istiyoruz ancak salgından dolayı bize konferans salonunu vermiyorlar. Arada evrak bırakmaya gittiğimizde kimi zaman çeşitli seminerlerin yapıldığını ve salonun kullanıldığını görüyoruz. Dolayısıyla biz istediğimizde salonun verilmemesinin taraflı bir tutum olduğunu düşünüyoruz. Bazılarına var da bize neden yok? Yine de aklımızda birkaç fikir var fakat şu an yetkili sendikamız olmadığı için onları da gerçekleştiremiyoruz. Daha kalabalık buluşmalarda yan yana gelmek 1 Kasım’dan sonra yani yeni sözleşmenin ardından hayata geçebilir. Ancak biz bugünden daha küçük gruplarla sendikayla olmasa bile bilgilendirici toplantılar düzenlemeye başlamalıyız” dedi.

Kısa bir süre önce istifa ettikleri Hizmet-İş sendikası ile uzun bir süredir çeşitli problemler yaşayan işçiler, “Bizim için DİSK, Hak-İş, Türk-İş hangi sendikaya üye olacağımızın hiçbir önemi yok. 31 Ekim’deki iş kolu değişikliğinden sonra eğer Hak-İş bize ‘Siz Hizmet-İş sendikasındaydınız ama artık Öz Sağlık-İş’e geçin, sendikal faaliyetinizi orada sürdürün. Biz sizin için gereken neyse yapacağız’ dese biz elbette bunu da kabul ederiz. Fakat Hak-İş’in bugün yaptığı kendi haklarımızdan vazgeçtirme noktasına varıyor” diye konuştu.