Moskova’dan verilen Kürt mesajı – Fehim Taştekin

Rusya hasbelkader dış politika yürüten bir devlet olmadığını her defasında örnekleriyle gösteriyor. Bu çakışmalar ne tesadüftür, ne de naifliktir. Ev sahipliğinin ötesinde Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türk heyetinden hemen önce özerk yönetimin temsilcileriyle görüşüp poz verdi. Kürtleri kazanmaya matuf bir poz. Ankara’ya da “Bu işin çözümü herkesi çözüme ortak etmekten geçiyor” mesajını veriyor.

Libya ve Doğu Akdeniz’deki gerilimlerin gölgesinde ‘az çatışmalı’ bir yaz geçiren Suriye yavaşça kıpırdıyor. Geçen hafta gözler Suriye anayasasını yazmakla görevli komitenin Cenevre buluşmasındaydı. 25-29 Ağustos tarihinde BM’nin arabuluculuğu ve Astana ortaklarının garantörlüğündeki üçüncü buluşma gerçekleşti. Toplantı anayasayı yazım aşamasına geçmekten hâlâ çok uzak ama önceki iki toplantıya göre olumluydu.

Ardından 31 Ağustos’ta Moskova’da bir şimşek çaktı. Kürtlerin liderliğindeki özerk yönetimin sivil kanadı Suriye Demokratik Meclisi (SDM) ile Suriye muhalefetinden Halkın İradesi Partisi (HİP) ülkenin siyasi geleceğine dair bir yol haritasını paylaştı. Taraflar, Suriye’nin “toprağı ve halklarıyla bir bütün olduğunu” vurgulayıp dış müdahalelerin krizi derinleştirdiğini ve askeri değil siyasi çözümün yegâne yol olduğunu not etti.

Mutabakat zaptı özetle şunları öngörüyor:

 Suriye krizinin BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 nolu kararına göre çözülmesi.
 Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunması.
 Dışişleri, savunma ve ekonomiyi merkeze, diğer yetkileri yerele bırakan ademî merkeziyetçi bir modelin benimsenmesi.
 İşgal ve dış müdahalelerin sonlandırılması, tüm yabancı güçlerin çıkarılması.
 Eşit yurttaşlık ilkesiyle Kürt sorununa uluslararası hukuk ve temel haklara uygun demokratik ve adil çözüm bulunması.
 Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin olumlu-olumsuz tecrübelerinden yararlanılması, bu modelin Suriye’nin toprak bütünlüğü, egemenliği ve kamu yönetimi sistemini güçlendirmek için ulusal düzeyde geliştirilmesi.
 Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuna dahil edilmesi.
 SDM’nin Cenevre’deki anayasa komitesine dahlinin sağlanması.

***

Türkiye’nin kırmızı çizgilerine çarpan bu maddeler, özerk yönetimin öteden beri dillendirdiği hususlar. Bu ilkelere Fırat’ın ötesinden bir Suriye partisi paydaş oluyor. HİP, Suriye’deki cari siyasete yön veren büyük bir parti değil. Muhalefet içindeki yeri de küçük; ‘Şam ve Moskova yanlısı’ etiketiyle bir kenara zımbalanmış bir yapı. Bu yüzden birçoğu mutabakatı da küçümseyebilir.

Fakat Kürtler ve özerk yönetimin diğer paydaşları açısından mutabakat birkaç açıdan önemli ve anlamlı.

HİP, Marksist-Leninist bir çizgiye sahip olup “Hiçbir devletin vekil gücü olmam” diyen Kadri Cemil’in partisi. Kürtlerin en rahat el sıkışacağı bir hareket. Kadri Cemil, Suriye’de kriz patlak verdikten sonra ‘ulusal uzlaşı’ çabaları çerçevesinde 2012’de kurulan mutabakat hükümetinde bakan olmuştu. Sonra Devlet Başkanı Beşşar el Esad’dan habersiz dış temaslarda bulunduğu gerekçesiyle görevden alındı. Moskova ile var olan ilişkileri daha da arttı. ‘Meşru-yasal’ muhalefet olarak Suriye parlamentosunda olageldiler. Bu partiyle anlaşma Kürtlere hem Şam’da hem de Cenevre’de bir ortak kazandırıyor. Projenin sadece Kürtlere veya bir bölgeye değil Suriye’nin geneline hitap ettiğine dair anlatı az da olsa karşılık buluyor. Bu zemin büyütülebilirse Suriye’nin geri kalanında büyük bir çekinceye dönüşen ‘bölünme senaryosu’ ile ilgili korkular azalabilir. HİP, Cenevre’deki anayasa komitesinde Moskova Bloku olarak iki kişiyle temsil ediliyor. Biri Hristiyan hukukçu Sami Beytencani, diğeri Süveydeli Dürzi ekonomist Muhammed Dilegan. Özerk yönetimin temsilcileri Cenevre’ye Türkiye’nin vetosu yüzünden gidemiyor; ama masada bir ortağa sahipler. Bu da onlara süreci dolaylı olarak etkileme şansı veriyor.

Bunların ötesinde imzalar Moskova’da atıldı. Bu durum, belki bir arabuluculuk olmasa da Rusya’nın girişimi himaye ettiği sonucunu veriyor. Bu yüzden de Türk hükümeti Rusya’ya çatıyor! Bir de imzalar Türk Dışişleri heyetinin Moskova temaslarının arifesinde atıldı. Türk heyeti “Rahatsızlığımız görüşmede de iletilecektir” denilerek Moskova’ya gönderildi ama meselenin bir Rus perspektifi olarak masaya konulmuş olma ihtimali de dışlanamaz. Rusya hasbelkader dış politika yürüten bir devlet olmadığını her defasında örnekleriyle gösteriyor. Bu çakışmalar ne tesadüftür, ne de naifliktir. Ev sahipliğinin ötesinde Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türk heyetinden hemen önce özerk yönetimin temsilcileriyle görüşüp poz verdi. Kürtleri kazanmaya matuf bir poz. Ankara’ya da “Bu işin çözümü herkesi çözüme ortak etmekten geçiyor” mesajını veriyor. Heyette yer alan SDM Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Hikmet Habib’in aktardığı bilgilere göre Ruslar özerk yönetim ve SDM’nin katılımı olmadan siyasi çözümün mümkün olamayacağı görüşünü teyit etti. Siyasi sürece katılımın temini için destek sözü verildi. Konunun BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pederson nezdinde ve diğer platformlarda gündeme getirileceği belirtildi.

***

Türkiye’nin hassasiyetlerini hesaba katıp Kürtlerle ilgili açılımını sınırlı tutan, hatta Astana-Soçi toplantılarında yaptığı ‘kültürel özerklik’ önerisini de gündemin gerisine atan Ruslar, özerk yönetimi yeniden yakın plana alıyor. Ruslar, Barış Pınarı Harekâtı’nın önünü alan 22 Ekim Mutabakat Muhtırası’nın ardından geliştirdikleri hamlelerle Fırat’ın doğusuna intikal ederken Kürtleri Şam’a iten koşulları da yaratmaya çalışmıştı. Ama açılan yeni diyalog kanalında sadece patinaj yapıldı. Bir sürü nedenle, bir tarafta ABD askeri varlığını petrol bekçiliği misyonuyla ucu açık bir tarihe uzattı; Kürtler çözüme odaklı bir müzakere olmayınca Amerikan garantörlüğünden vazgeçmedi; beri tarafta Şam diyalog dışı yolları tüketmeden elini taşın altına koymaktan kaçındı; öte yanda Ruslar dört cepte Türk askeri mevcudiyetinin getirdiği zorlukları aşamadı. Müzakere ısrar gerektiriyordu, o da olmadı.

Şimdi ABD seçim sath-ı mailinde. Coğrafya fukarası Donald Trump sandıkta kaybetme korkusuyla “Irak ve Suriye’nin canı cehenneme” havasında, ilgisiz. Dışişleri özel temsilcileri duruma vaziyet etse de siyasi liderliğin başı dumanlı. Bu boşlukta Ruslar Fırat’ın doğusunda Amerikan güçlerine toz yutturan hamlelerle istikrarsızlık yaratıp “Hadi artık gidin” demeye getiriyor. Irak tarafında görülen nispi Amerikan çekilmesi Suriye tarafı için yeni ihtimallere kapı aralıyor. Trump seçmenine verdiği asker çekme sözünü tuttuğu izlenimini yaratmak istiyor. Ruslar, aynı mantıkla, Türkiye kendini Doğu Akdeniz’in sularına kaptırmışken Kürtler faslında biraz manevra alanı açmayı umuyor.

***

Bütün bunlardan ciddi bir kırılma beklenebilir mi? Elbette hayır. Suriye krizi çok fazla dinamik ve çelişki barındırıyor. Artık taraflar uzun soluklu koşmak zorunda olduklarını biliyor. ABD’deki seçimlerden çıkacak sonucun Suriye’de çok hızlı bir pozisyon değişikliği getirmesi beklenmiyor. Türkiye de Suriye’de ‘kördüğüm’ etkisi yapan pozisyonunda ısrarlı. Astana formatını doğuran ‘dayatmalar’ taraflar açısından geçerliliğini koruyor. Bu formatın son buluşma noktası Amerikan varlığı. Ki çakışma kendini Cenevre’deki üçlü açıklamada da tekrar etti:

“Suriye Arap Cumhuriyeti’ne ait petrol gelirlerine yasa dışı şekilde el konulmasına yönelik itiraz beyan edilmiştir. ABD lisanslı bir şirket ile gayrimeşru oluşum arasında ayrılıkçı gündeminin bir parçası olarak yapılan yasa dışı petrol anlaşması kınanmıştır.”

Rusya Türkiye’nin hassasiyetlerine ortak olurken Kürtleri kazanmadan da Suriye’yi bütünleştiremeyeceklerini tecrübe ediyor. Ankara’nın miyop olmayı seçtiği nokta da burası.