Marketlerde angarya ‘normalleşti’

Pandemi sürecinde market işçilerinin iş yükleri arttı, koşulları ağırlaştı. Epey bir zamandır ‘Normalleşme’ süreci ilan edildi ancak işçilerin koşulları hafiflemek bir yana kalıcı hale geldi

Pandeminin başından bu yana normal hatta normalin üzerinde çalışanlar hiç şüphesiz market işçileri oldu. BİM kuruluşu olan File Market’te görüştüğümüz işçinin anlattıklarına göre bu dönemdeki ağır çalışmadan işçilerin payına daha fazla baskı ve sömürü düştü. Angarya ve yenilen yemeğin bile işçilere satış fiyatından verilmesinin içinde olduğu çalışma sisteminin kalıcı hale getirilmeye çalışıldığına dikkat çeken işçi, patronun en büyük dayanağının işçilerin bölünmüşlüğü olduğunu söyledi.

5 yıldır File Market’te çalışan ve şu an yönetici pozisyonunda olan bir çalışanla bir araya geldik. Bu kadar süre çalışabilen sayılı kişilerden. İşe girdiği dönem ücretlerinin diğer marketlere göre daha iyi olduğunu hatırlatan işçi “İlk başladığımda asgari ücretin yüzde 30 üstünde alıyordum, şimdi aldığımız maaş asgari ücretin yüzde 10 üzerinde. Şirket büyüdükçe şartları kısmaya başladı” dedi.

“Yemek başlı başına problem”

30 personelin çalıştığı mağazanın herhangi bir yemek firmasıyla sözleşmesi yok. İşçilerin yemeğini ya evden getirmesi ya da markette hazırlaması bekleniyor. İşçi şunları söyledi: “Önceden yeni açılan mağazalara büyük buzdolabı koyulurdu, ocak mikrodalga fırın koyulurdu. Çalıştığımız mağazada bozuk kettle bile değiştirilmiyor. Mağazanın mutfağında yemek yapma şansınız yok, ocak, kap kacak hiçbir şey yok. Bir dönem bir hafta kadar çayı da yasakladılar sonrasında sallama çay olarak içmemize müsaade ettiler. Personel yaklaşık 8-10 saat mağazada kalıyor ve mağazada bisküvi ve çikolatanın dışında yiyebileceği bir şey yok. Bir soğuk sandviç var o da 10 lira, işyerinin bize yemek ücreti olarak verdiği tutar 8 lira.”

Bekar olduğu için aldığı ücretle geçinebildiğini ama birikim yapamadığını ifade eden işçi “Yöneticilere kesinlikle geç kalma hakkı vermiyorlar, eskaza geç kaldığım bir gün kesinlikle taksiye binmek zorundayım. Oturduğum yerden mağazaya taksi ücreti 60 lira. Ayda 2 defa geç kalsam 120 lira ekstradan yol parası vermem gerekiyor. Evli 2 çocuk babası olan arkadaşım ciddi problemler yaşıyor. Ek iş kesinlikle yasak, ek iş de yapamıyor. İşyerinden çıkan kartonları tenekeleri topluyor. Yemek ücreti çalışanların sırtında ağır bir yük en azından işyeri bize konserveleri sandviçleri yarı fiyatına verebilir. Ben 240 lira yemek ücreti alıyorum şirketten, ama bana sattığı üründen zaten 100 lira kâr ediyor. Yani sadece 140 lira vermiş oluyor” diye konuştu.

“Angarya çalışma pandemiyle yaygınlaştı”

Pandemi sürecinde çalışmak zorunda kaldıklarını ifade eden File Market işçisi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çalışma saatlerimiz kesinlikle mesai saatlerine uymadı, hep fazla fazla çalıştık. Sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde mağazayı açıp çalışmaya devam edenler vardı. Hem sevkiyatları almak, hem de iş yükünü hafifletmek için çalıştılar ama o günlerin mesai ücretleri verilmedi. Sürekli insan içinde olduğumuz için hijyen kurallarına dikkat edemiyoruz. Mağazada herkes ‘Bana kesin bulaşmıştır’ diye düşünüyor. İsteyenler kendileri gidip test yaptırdı, mağazanın personele test yaptırmak gibi bir girişimi olmadı.”

İzinde olduğu dönemde bir arkadaşının testinin pozitif çıktığını anlatan işçi, “14 gün evde kalması istendi. Mağazaya geri döndüğünde normalde kasap personeli olan arkadaşımızı manav reyonuna verdiler 2-3 gün böyle mobbing uygulamışlar başka iki personeli de şahit gösterip işten çıkmaya zorlamışlar. Çıkan personele neden istifayı imzaladığını sordum, ‘Çok üstüme geldiler, artı benim 1 yıl çalışmam var bunlarla uğraşacağıma gider kendi işime bakarım’ dedi. İş çıkışlarının yüzde 90’ı istifa diye geçiyor” diye konuştu.

Pandemi ile beraber yaygınlaşan mesai gasbının sürekli hale getirildiğini anlatan işçi, şunları dile getirdi: “Önünde askerlik engeli olan kimseyi işe almıyorlar. Yeni evlenmiş kadınları da çocuk olur ihtimaline karşı almıyorlar. Mesai ücreti isteyen birini kesinlikle terfi ettirmiyorlar. Mağazadaki ilk 4 yılımda çıkış saatim 4 olmasına rağmen çoğu zaman 8’e kadar çalışıyordum. Zaten personele verilen işler kesinlikle çalışma saatleri aralığında bitmiyor. Çıkış saatine kadar görevleri tamamlayamazsan baskı uyguluyorlar, baskıdan kaçmak için mecburen fazla çalışıyorsun. Bir iki iş aksattığın zaman mutlaka bunlar senin karşına geliyor, mesaiye kalıp tamamlamazsan, her defasında daha memnuniyetsiz daha az iş yapan personel olarak görünüyorsun.”

“Sosyal hayatım sıfır, baskıcı itici bir insan oldum”

İşyeri yönetiminin çalışanları birbirine düşmanlaştırdığını söyleyen işçi, “Burada kârlı çıkan patronlar oluyor. İşçiler terfi için birbirleriyle yarıştırılıyor, personel terfi için geldiği zaman yönetici, ‘Ahmet bugün 5 saat fazla çalıştı izinli gününde işe geldi’ diyor. Bu defa personel gidip Ahmet ile çatışıyor. İşçi burada işyerinin rolünü görmüyor Ahmet, Mehmet ile tartışıyor onu geçmek için daha fazla çalışıyor. İşten çıkarken de ‘Yönetici bana bir şey yapmadı ki ben Ahmet ile tartıştım’ diyor. Yönetici pozisyonuna getirdikleri insan da personelin en kansızı olur, işyeri beni bu hale getirdiği için böyle söyleyebiliyorum. En acımasız olabilirseniz, angarya çalışmayı da kabul ederseniz yönetici olabilirsiniz. Yükselen işçiye de sürekli ‘Sen çok çalışıyordun, geceni gündüzüne katıyordun, onlar senin gibi değiller’ diye telkinler veriyorlar. Yönetici personel de işçilerin kendisi gibi çalışkan olamadıkları için bu halde olduklarını düşünüyor” dedi.

İşten atılma korkusuyla burun buruna çalışan işçilerin sosyal hayatlarının da etkilendiğini anlatan işçi, şunları söyledi: “Sosyal hayatım sıfıra doğru gitmeye başlamıştı. Kendimi geliştirmek için işyerinin dışında kurslara gitmeye başladım. En son gittiğim kursta kendim hakkındaki izlenimleri dinledim. Ben aslında o stres altında; farkında olmadan inanılmaz itici, sürekli ters konuşan, millete baskı kuran bir insana dönüşmüşüm. Ben aslında kendimi biliyorum, işyerine girerken çevremde bıraktığım imaj şuydu: Naif kimseyle çatışmaya girmeyen iyi niyetli bir insan olarak tanınıyordum. Bu stresin altında insanlar fark etmeden değişime uğruyorlar.”