Kaz Dağları madenler ve su! – Yusuf Gürsucu

Kaz Dağları diğer mitolojik adıyla İda, Türkiye’nin en önemli ve en çok oksijen üreten dağları olduğu gerçeği mazide kalmak üzere. Çanakkale Kirazlı’da gerçekleştirilen ağaç katliamından sonra oksijen seviyesinin nerelere gerilediğini bilmiyoruz.

Kirazlı’da Kanadalı şirket ile yerli uzantısı şirketin ağaç katliamını şirketten daha çok, onları buraya taşıyan iktidarın vekilleri ve bürokratları ya savundu ya da katliamı küçük göstermeye çalıştı. Bir diğer çaba ise Kirazlı’nın Kaz Dağları ile ilgili olmadığı iddiasıydı. Bilim insanları, Kirazlı’nın Kaz Dağları ekosisteminin bir parçası olduğu gerçeğini ortaya koymalarına karşın vekiller ve bürokratlar bölgenin Kaz Dağı olmadığı yalanını sürdürerek  algı yaratmaya çalışıyorlardı.

Gelelim Cengiz Holding’in Kaz Dağları’nda ortaya çıkan altın madeni sürecine. Türkiye halklarına ağza alınmayacak sözlerle küfür eden bir şahsın sahibi olduğu holding, Kaz Dağları’na da adım attı. Geçtiğimiz yıl Kaz Dağı’nın Halilağaköyü yakınlarında, ormanlık bir alanda ruhsatı Kanadalı Liberty Gold ve Teck Resorurces’a ait altın ve bakır madenini 55 milyon dolara Cengiz Holding satın aldı. Bu yılın ocak ayında ise ağaç katliamıyla işe koyulan Cengiz Holding’in icraatları hızlandı. Ormanlık içinde, Bayramiç Barajı’ndan Muratlar köyüne kadar geniş bir alanda yüzlerce sondaj yapıldı. Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür’ün hazırladığı bir raporda, bölgenin Kirazlı’dan başlayarak Kaz Dağı’nın büyük bir bölümününün maden sahasına dönüşeceğini ortaya koymuştu. Kaz Dağları, Çanakkale ve Balıkesir sınırları içerisinde uzanan bir dağ. Edremit Körfezi’nin kuzeyini takiben, kuzey doğu-güney batı yönünde 60 – 70 km uzunluğunda olan Kaz Dağları, batıda Dede Dağı, ortada Kazdağı, doğuda Eybek Dağı, kuzeydoğuda Gürgen, Kocakatran, Küçükkatran ve Susuz (Sakar Dağı) Dağlarından oluşuyor. Temmuz ayı içinde açıklanan ve ihaleleri süren Türkiye coğrafyasında yaklaşık 900 bin hektar orman ve meralık alanın 27 bin hektarı Balıkesir, 5 bin 500 hektarı da Çanakkale coğrafyası içinde yer alıyor.

Kaz Dağları’nda, altın madeni işletmek için bugüne kadar 16 şirket ruhsat almış durumda. Bu şirketler Kaz Dağları’nın 34 noktasında altın madeni için maden sondajları yapmış ve bazıları maden kazılarına başlamışken, diğerleri ise sırasını bekliyor. Kaz Dağları’nda altın madenlerinin tamamı çalışmaya başladığında 2,5 milyar ton kaya ve toprak işlenecek ve yaklaşık 400 bin ton siyanür kullanılarak cevherin içinde yer alan eser miktardaki altın, cevherden ayrıştırılacak. Bunun sonuçlarını düşünmek bile istemiyorum.

Atikhisar Barajı ve Bayramiç Barajı’nı şimdiden tehdit eden Alamos Gold ve Cengiz Holding ile diğer şirketler maden sürecinde suyu nereden bulacaklar sorusuna henüz yanıt verilmiş değil. Kaz Dağları’nın hayat verdiği Edremit Körfezi’nde bulunan başta Güre ve Küçükkuyu’da şu an ciddi bir susuzluk yaşanıyor. Su kesintileri halkı canından bezdirmiş durumda. Ancak bu susuzluğa neden olan şey aniden ortaya çıkmış değil. İklim değişimine bağlı olarak su varlığında azalmalar yaşanıyor. Oysa Kaz Dağları demek su demekti ve bölge dahil Midilli Adası’na kadar hayat veren İda bugün zor günler yaşıyor.

Tarım ve Orman Bakanı Ekrem Pakdemirli geçtiğimiz yıl eylem planları içinde yer alan ‘yer altı barajları’ lansmanında bulunmuştu. İzmir, Aydın, Mardin, Ankara, Konya, Çankırı, Malatya, Elazığ, Edirne, Tekirdağ, Bartın, Balıkesir başta olmak üzere birçok şehirde 100 adet yer altı barajı inşa edeceklerini açıklamıştı. Türkiye’de kurulmuş olan devasa barajlar tarımsal üretim yapan çiftçiye bir katkısı olmadığı, bu barajlarla birlikte suya erişemedikleri, eriştikleri noktada ise yüksek enerji ve su bedelleri nedeniyle üretim yapamaz hale geldikleri ise yaşanan gerçekler. Şimdi yer altı sularına göz dikilerek tüm su varlığını tamamen sermaye eline verilme süreci işletilecek ve ciddi bir ekolojik yıkım ortaya çıkacaktır. Yer altı barajlarının belirgin zararları ise yer altı barajıyla birlikte şiddetli yay boşalma değişimine özgü birçok büyük ve öngörülmesi zor olumsuz sonuçlara yol açabileceği ve (deprem, toprak kayması vb.) bölgesel yer altı sularının kendine yeni yollar bulup farklı alanlara kaymasıyla sonuçlanmasıdır. Ancak bu suya sahip olmak istemelerindeki temel neden çiftçiye ya da halka bu suyu ulaştırmak olamaz. Eğer böyle olsaydı yer üstü kaynakları zaten yeterliydi. Ancak tüm suları barajlara hapsedip enerjiye kurban ederlerken yer altı sularını da yine sermaye hizmetine koşmak dışında herhangi hedefleri olamaz. Bakanın açıklamasında yer tutan “…Balıkesir başta olmak üzere” sözleri Kaz Dağları’nda azalan suların madenlere yetmeyeceği gerçeği üzerinden sürece bakınca yapacakları yer altı barajlarının madenlere bağlanmak isteneceğini söylemek için yeterince nedenimiz var.