Kargo işçisi: Salgına yakalanan insanlar hastalığı değil, kirayı düşünüyor

İstanbul Gazi Mahallesi’nde yaşayan bir kargo işçisi ve ailesi salgın sürecinde yaşadıkları sorunları anlattı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre bile son 1 yıl içinde Türkiye’deki yoksul sayısı 550 bin bin kişi arttı. Bu veriye göre yoksul sayısı 11 milyon 641’e ulaşırken, yoksulluk oranı ise yüzde 14,4. Üstelik bunlar hem yalnızca TÜİK’in rakamları. Dahası salgın sonrası Türkiye’de yoksul sayısının iki katına çıkacağı uyarıları yapılıyor.

Kargo işçisi Erdoğan ve eşi Aysel anlatıyor. Erdoğan, “Bu dönemde soluksuz çalıştık ama yine de geçinemiyoruz. Domates, biber dolara bağlanmış gibi” diyor. Aysel Abla da ekliyor: “O kadar çalıştı ama bu dönemde destekler olmasa ayakta duramazdık. Bak bu sene meyveye hasret kaldık, 2 kere erik almışım o da kız çok istedi diye, bir de küçük kız şeftali şeftali dedi onu adım.”

Üstelik sadece “Biz değil” diyorlar: “Konu komşu da aynı durumda. Hasta olan insanlar hastalığın değil, kirayı nasıl ödeyeceğinin derdine düşüyor.”

“İnternet aldık ama bilgisayar yok”

Bugün yüz yüze eğitim kademeli olarak başlıyor. İster istemez önce onunla başlıyoruz. 4 çocuktan ikisi okulu bırakmış, diğer ikisi okusun istiyorlar.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un ‘1,5 milyon çocuğun uzaktan eğitime erişimiyle ilgili sorun yaşanıyor’ dediğini hatırlatıp ‘Sizde durum nedir’ diye soruyorum. Evlerinde internet var ama bilgisayar yok. Nasıl alacaklarını da bilmiyorlar, öyle diyor Aysel Abla. Bir ihtiyaçları olursa telefonla çözüyorlar şimdilik. O yüzden de Aysel Abla’nın telefonu kızlarda. Dersleri de EBA üzerinden takip etmeye çalışıyor çocuklar. Aysel Abla çocukların onu da takip etmediğini söylüyor: “Açıyorlar ama pek bir şey anlamıyorlar, kapatıyorlar. Kızıyorum ama ‘Anne biz televizyondan hiçbir şey anlamıyoruz ki’ diyorlar. Vallahi çocuklar çok geri kaldı.”

“Herkes çocuklarını işe koyuyor”

Pandemi süreci boyunca eğitimciler ‘uzaktan eğitimin yoksul çocukları eğitimden kopardığı’ uyarısını defalarca yaptı. Aslında ne kadar önemli bir uyarı olduğunu Aysel Abla somutluyor. Çevrelerinde çok sayıda kişinin çocuklarını işe gönderdiğini söylüyor: “Herkes çocuklarını işe koymuş, etrafımızda çok var, okul yok diye işe gidiyor çocuklar. Büyükleri, küçükleri… Hepsini de işe koymuşlar. Bizim komşular var mesela, bu sene çocukları 8’e gidiyor, sınav senesi ama işe koymuşlar, mecbur. 6-7’ye giden çocuklar var onları da… Bir de çocukları okuldan almayı düşünenler, alanlar var. Bir komşum var, kiracıdır. Kızı bu sene 6’ya gidiyor. ‘Okuldan alacağım, işe koyacağım’ diyor. Ben de 2-3 gündür göndermişim büyük kızımı, şişelere kapak koyuyorlar, bizim komşu gidiyor, onunla gidiyor. Ne yaparsın işte…”

“Kimsenin bizi düşündüğü yok”

Ekonomik olarak zaten zor geçindiklerini, pandemi döneminde işlerin iyice zorlaştığını söylüyor Aysel Abla. Anlattıkları aslında o kadar tanıdık ki:

“Önceden büyük oğlum da işe gidiyordu, sokağa çıkma yasağı olduğu günlerde evdeydi, maaşından-sigortasından kesiyorlardı. Ben de eve iş alıyordum, ne olursa perde temizleme, kurdele geçirme vs. Salgın olunca o işler de durdu, kaç ay iş gelmedi. Bir tek eşim çalışıyordu, 5 kişi evdeydik bir kişi çalışıyordu. Millet yardım etti, annem köyden bir çuval un gönderdi, bir çuval ekmek yaptı gönderdi, işte peynirdir, fasulyedir… Onları yedik valla, yoksa geçinemezdik… Bak bir de ev kira değil. Vallahi 400 milyon fatura ödemişim. Bak alt katımda kalan bir milyar kira veriyor, ben kirada olmadığım halde geçinemedim düşün. Geçim zor. Kimsenin bizi düşündüğü yok…”

“Meyveye hasret kaldık”

Çarşı-pazar ateş pahası malum. Erdoğan Abi “Domates biber de dolara bağlanmış” diyor. Bu dönemde soluksuz çalıştıkları halde yine de geçinemediklerini söylüyor.

Aysel Abla devam ediyor: “2-3 ay zaten pazara gitmedim salgında, e şimdi pazara gidiyorsun fiyatlar her hafta artıyor. Bu sene meyveye hasret kaldık. Çocuklar istiyor, yalan değil benim de canım çekiyor. İşte maaşı alınca anca… Bak bu sene 2 kere erik aldım, o da kız çok istedi diye. Bir de küçük kız ‘Şeftali, şeftali’ dedi onu adım. Geçen sene ‘Kötü, her şey çok arttı’ diyorduk bu sene geçen seneden de kötü. Daha birkaç sene önce 50 lira ile gidiyordum pazara vallahi bir sürü şey alınıyordu. Şimdi 200 lira ile gidiyorum, ama ne almışım ne almamış anlamadan bakıyorum para bitmiş.”

“Sadece biz değil konu komşu hep aynı”

Son dönemlerde çevrelerinde koronavirüse yakalananların bir hayli arttığına da dikkat çekiyor Erdoğan Abi, bununla birlikte yoksulluğun da katlandığına… Sadece kendi yoksulluğu değil anlattıkları, “Konu komşu hep aynı durumda, hasta olan insanlar hastalığı değil, kirayı nasıl ödeyeceğinin derdine düşüyor” diyor. Yan apartmanda oturan komşularından bahsediyor Aysel Abla, “Kaç gündür hastaydı” diyor ve ekliyor:

“Adam tekstilde çalışıyordu, yanlış değilsem maske yapıyorlardı. Adam iş yerinden getirmiş, adam, çocukları, karısı… Hepsi hastalanmış, ambulans geldi götürdü, sonra eve geldiler. Eve getirmişler yine. Çalışmayınca nasıl olacak, millet hastalığı düşünemiyor bile, çalışmayınca ne yapacağım derdinde. Başka bir komşum var, çocukları ile kadın tek kalıyor, adam bırakmış gitmiş. O da kızını göndermiş dün, ‘500 TL var mı diye.’ Kirayı ödeyememişler, kadın hastaydı, onu da ambulansla gelip götürmüşlerdi. Çalışamamış tabi, şimdi kirayı istiyorlar kadından.  Bende de yoktu ki… Böyle çok var, insanlar borç içinde, iş bulan çoluğu çocuğu işe koyuyor işte, yarın ne olacağı belli değil diye.”

“Mesai yok, test yok, önlem de çalışana kadar”

Peki iş? Pandemi dönemi boyunca en yoğun çalışanlardan oldu kargo işçileri. İşyerinde kendi vardiyasında 4-5 kişiye Kovid-19 tanısı konduğunu söylüyor Erdoğan Abi. Diğer vardiyada da 3-4 kişiye tanı konduğunu söylüyor. Kovid-19 tanısı konulanların eve gönderildiğini, kalanların da çalışmaya devam ettiğini belirtiyor: “Test falan yapılmadı bize mesela, devam işe. İşyerinde Yemeğe giderken çapraz oturuyoruz, az oturuyoruz mesela. Ama iş esnasına gelince… Dün saydım mesela bir TIR’ın içinde 15 kişi vardık.”

Çalışma koşulları ağır, üstelik mesainin başlama saati net ama bitiş saati yok, yani normalde var ama yok. Saat 16.00’da iş başı yapıyor, gece yarısı da bırakıyor olması lazım, yani 4-12 vardiyası. Erdoğan Abi’den dinleyelim:

“Mesai diye bir şey yok bizde. İş kaçta biterse, iki, üç… Ramazanda örneğin ikiden önce hiç eve gitmedik, kaç sahuru iş yerinde yaptık… Ücret desen asgari ücret, işte AGİ ile birlikte 2 bin 500 lira falan. İtiraz edince cezalı oluyorsun, sürülenler oldu sendikayı getirmeye çalıştığı için.”