Kadın tutuklu Özge Akyüz’den 8 Mart mesajı: Zincirlerimiz Kaderimiz Değil

“Savaşa Hayır” dediği için gözaltına alınarak tutuklanan İstanbul üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi, Kaldıraç okuru Özge Akyüz 8 Mart dolayısı ile emekçi kadınlara hitaben bir mektup yazdı.

Afrin saldırısına karşı Barış Bloku’nun çağrısıyla 21 Ocak günü Kadıköy’de “Savaşa Hayır” dediği için gözaltına alınıp tutuklanan Kaldıraç okuru Özge Akyüz 8 Mart Emekçi Kadınlar gününü kutladığı bir mektup yazdı. “Zincirlerimiz kaderimiz değil” diyen Akyüz’ün mektubu şöyle:

Merhaba Dostlar

Daha bundan bir ay öncesine kadar sizinle fakültenin kantininde çay içiyor, havuzlu bahçede sohbet ediyor, koridorlarda volta atıyorduk. Şimdi ben, bu süreçte herkesin kendini bir anda içinde bulabileceği bir mekanda 32 m2’lik gökyüzüyle sınırlandırılmış bir cezaevinde, yola devam ediyorum. Suriye’de altı yıllık savaşın yıkımına uğramış birkaç şehirden birinini Kibele’den Afrodit’e İnanna’ya sokaklarında tanrıçaların dolaştığı, savaşın mağdur ettiği halklara ev sahipliği yapan bir kentin yıkımına hayır dediğim için buradayım.

Bir kadının savaşın karşısında neden durduğunu anlamak için önce her yanımızı sarmış olan savaş kültürünü anlamak gerekir. Tarihsel bir varlık olarak insan, doğal toplumda işbölümüne dayalı ilişkilere sahip olan, doğanın bir parçası konumundadır. Bugün bize uygarlık olarak ifade edilen, aslında insanı tutup doğadan koparan bir istila kültürünün varlık bulmuş halidir. Bu istila; aklın, bilimin, emeğin, bedenin, doğanın istilasıdır. Savaş kültürü bu istila kültürünün kendisidir, bir varlığın diğer varlığa tecavüz etmesidir.

İçinde yaşadığımız sistemde halklar da kadınlar da bu istila kültüründen nasibini almaktadır. Ne kendi kaderini avuçlarının içinde tutan, özgürce yaşamı emeğiyle oluşturan halklara saygı göstermektedir ne de kendisine biçilen rolleri reddeden kadınlara. Buna göre savaş, şiddet, politika erkeğe aittir; yemek yapmak, çocuk bakmaksa kadınlara. Yani ne halklar ne de kadın bizzat var olabilir; varlıkları erkeğin, ailenin, devletin varlıklarına tabidir. Eğer bu tabiyet yani aitlik dışında kalırsa istila edilmeyi, tecavüz edilmeyi hak edendir. Kendilerine biçilen rol bellidir; onlar ezilendir, sömürülendir, kendine yabancılaştırılandır. Sizce; istila edilen bir toprakta önce kadınlara tecavüz edilmesi bir tesadüf müdür?

İşte ben de; savaşa hayır demenin suç ilan edildiği, evlerin basıldığı, gözaltı ve tutuklamaların durmadığı, hukuksuzluğun kol gezdiği bu süreçte hukuk fakültesi öğrencisi olarak bu istila kültüründen nasibimi aldım. Beni cezevine götüren polislerce önce tecavüzle tehdit edildim sonra da “git evlen, çoluk çocuğa karış; bir daha seni eylemlerde görmeyeyim. Çıktıktan sonra seni üniversitede de takip edeceğim” denilerek tehdit edildim. Benim şahsımda kadına verilen mesaj çok net; ya bir erkeğe ait olur evinde oturursun ya da seni istila ederim.

Biz kadınlar; insanın doğayla bütünleşmesini yeniden sağladığımız özgür bir dünya istiyoruz. Zincirlerimiz, kaderimiz değil, biliyoruz. Bedenlerimizi, topraklarımızı, aklımızı, emeğimizi, kimliğimizi, doğamızı istila eden erkek egemen sistemin ve onun koruyucusu olan devletin karşısında her daim direnişimizle, yüreklerimizdeki özgürlük arzusuyla dimdik duracağız ve özgür bir dünyayı ellerimizle öreceğiz.

Saç örgüleri bellerine kadar uzanan; kahkahaları, kendini çevreleyen beton yığınını aşıp dünyaya karışan, gözlerinde kararlılığı, inancı görebileceğiniz, dokunduğu yeri güzelleştiren kadınların selamını gönderiyorum size.

Üniversitelerimizde, evlerimizde, sokaklarımızda, cezaevlerinde hareketimiz ve bereketimiz bol olsun.
Dünya Emekçi Kadınlar Günü’müz kutlu olsun. Direnişle kalın!

Bakırköy Kadın Kapalı Ceza infaz kurumu Zuharatbaba Mah. Dr. Tevfik Sağlam Cad. No.28 Koğuş: B10

Özge Akyüz