İSİG Meclisi, 8 ayda Covid 19 nedenli en az 368 iş cinayeti meydana geldiğini açıkladı

İşçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) Meclisi, salgın nedeniyle meydana gelen ölümlerin saklandığını, açıklanan ölümlerde de kimlik bilgilerine ulaşmanın zorlaştırıldığı koşullarda; sekiz ayda tespit edilen Covid-19 nedenli en az 368 iş cinayeti meydana geldiğini açıkladı

İSİG Meclisi’nin hazırladığı rapor şu şekilde:

“İşçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) mücadelesini içinden geçtiğimiz süreçlerin özgünlüklerini tespit ederek yenilenen bir tarzda örgütlemek zorundayız. Mesela OHAL sürecinde üretim zorlamaları özellikle sanayi sektöründe hayata geçirilmiş ve bu dönemde sanayi işçilerinin (görece korunaklı-sendikalı kesimler dahil) ölümleri artmış, grevler-basın açıklamaları yasaklanmıştı. KHK marifetiyle üniversite başta olmak üzere tüm işkollarında muhalif işçiler işten çıkarılmıştı. OHAL, işçilerin ve genel olarak halkın varolan örgütlülüğünün dağıtılmasını da hedeflemişti. Bu dönemde iş cinayetleri Cumhuriyet tarihinde meydana gelen en üst sınıra ‘2000 ölüm’e ulaşmıştı.

Bir yıl önce Çin’de başlayan ve Mart ayında dünya düzeyinde pandemi ilan edilen bir salgın sürecinin içindeyiz. Türkiye’de de ilk resmi vakanın 11 Mart’ta tespit edildiği açıklandı. Ancak halk sağlığı-işçi sağlığına dair köklü önlemler alınmadı. Maske-mesafe-hijyen olarak tabir edilen önlemlerin bireysel inisiyatif temelinde alınması gerektiği iktidar sözcüleri tarafından dile getirildi. Diğer yandan hastanelere, fabrikalara, bürolara, atölyelere, tarlalara, inşaatlara vb. gidip çalışmak zorundaydık. Üretim-hizmet, ulaşım, beslenme, barınma vb. yani çalışma süreçlerinde içiçe olan, çalışma saatleri artırılan, fabrikadan çıkarılmayan, iş tanımı dışında işler yüklenen ve hastalansak bile ‘kapalı devre’ çalıştırılan bizler, yani işçi sınıfı salgınla yüzyüze kaldık. Yine işçi eylemleri yasaklandı ve binlerce arkadaşımız işten çıkarıldı. Geride bıraktığımız sekiz ayda onbinlerce işçi Covid-19 hastalığına yakalandı ve onlarca arkadaşımız hayatını kaybetti.

8 ayda en az 368 Covid-19 nedenli iş cinayeti

Salgın nedeniyle meydana gelen ölümlerin saklandığı, açıklanan ölümlerde de kimlik bilgilerine ulaşmanın zorlaştırıldığı koşullarda; sekiz ayda (11 Mart-10 Kasım), çoğunluğunu işçilerin mesai arkadaşlarından, yerel basından ve sağlık örgütlerinden öğrendiğimiz kadarıyla tespit edebildiğimiz en az 368 Covid-19 nedenli iş cinayeti meydana geldi.

• Tespit ettiğimiz işçi ölümleri ‘faal’ çalışanlardır. Ancak bu noktada ‘en az’ vurgusunu tekrar yapmalıyız, çünkü Covid-19 nedeniyle ölen işçi sayısı çok daha fazladır (Yine faal işçi sınıfının evvelki kuşağı olan 65 yaş üstü ölen emekli işçileri de mutlaka unutmamalıyız).
• Aylara göre ölümlere baktığımızda Mart ayının son yirmi gününde 14 işçi, Nisan ayında 104 işçi, Mayıs ayında 29 işçi, Haziran ayında 13 işçi, Temmuz ayında 16 işçi, Ağustos ayında 57 işçi, Eylül ayında 51 işçi, Ekim ayında 51 işçi ve Kasım ayının ilk on gününde 33 işçi Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti…
• Ölenlerin 58’i kendi nam ve hesabına (çiftçilere dair bilgimiz yok), 310’u ücretli (işçi ve memur) olarak çalışıyordu…
• En çok ölüm meydana gelen işkolları; 141 işçi sağlık (diğer işkollarında çalışan 4 doktor hariç), 90 işçi ticaret/büro/eğitim/sinema, 25 işçi belediye, 20 işçi tekstil/deri, 17 işçi güvenlik, 15 işçi metal, 14 işçi taşımacılık (şoför ve pilot), 10 işçi konaklama…
• Ölenlerin 25’i kadın 343’ü erkek işçi…
• Yaş ortalaması 51. Özellikle ölenlerin büyük çoğunluğunun kronik rahatsızlığı olduğunu gözönüne alınca bu durum ‘emeklilik tartışmaları-mücadelesi’ açısından da değerlendirilmelidir.
• Ölenlerin 34’ü yani yüzde 9’u sendikalı işçi. Sağlık işkolunda ve kısmen ticaret işkollarındaki emekçilerin meslek odası üyelikleri de düşünülünce örgütlülük oranı yüksek.
• En çok ölümün meydana geldiği şehirler; 108 işçi İstanbul’da, 25 işçi Ankara’da, 21 işçi Diyarbakır’da, 17 işçi Kayseri’de, 16 işçi İzmir’de, 15 işçi Kocaeli’de, 13 işçi Gaziantep’te, 10 işçi Bursa’da, 10 işçi Konya’da vd. hayatını kaybetti…

Başlıca taleplerimiz

Sermaye, üretim ve hizmet süreçlerini pandemi koşullarına uygun olarak yeniden yapılandırmakta, devlet Covid-19’u iş kazası/meslek hastalığı olarak değerlendirmemektedir. Türkiye, tarihinin en büyük (sağlık emekçileri merkezli) ‘işçikırımı’ ile karşı karşıyadır. Bu noktada:

• Covid-19 sağlık emekçileri için meslek hastalığı, diğer işkollarında çalışan işçiler için ise iş kazası olarak tanınmalıdır.
• İşyerlerinde başta üretim alanları olmak üzere ulaşım, beslenme, barınma gibi tüm alanlarda İSİG önlemleri alınmalıdır.
• Kronik hastalığı olan ve belli bir yaşın üzerindeki işçiler bu süreçte idari-ücretli izne çıkarılmalıdır.
• İşten atmalar yasaklanmalı ve 1168 TL değil tam ücret ödenmelidir.
• Çalışma saatleri, ücretlerde kesintiye gitmeden azaltılmalı, 4-6 saat olarak düzenlenmelidir.
• İşçilere ücretsiz-yaygın testler yapılmalı, vakaların arttığı işyerlerinde üretime ara verilmelidir.
• Evden çalışan işçilerin çalışma saatleri düzenlenmeli ve iş için yaptıkları harcamalar karşılanmalıdır.

(Özellikle ‘Covid-19 sağlık emekçileri için meslek hastalığı, diğer işkollarında çalışan işçiler için ise iş kazası’ olarak tanınması talebinin aciliyetinin altını çizelim. TTB, DİSK, bağlı sendikalar vd. tarafından bu noktada davalar da açıldı. Ancak bu talebi kendi alanında şu an fiilen örgütleyen süreçten en çok etkilenen meslek olan doktorların örgütlenmesi TTB. Diğer yandan geldiğimiz noktada Türk-İş ve Hak-İş de iş kazası/meslek hastalığı talebine yaklaşan değerlendirmeler yapmaya başladılar. Acaba önümüzdeki süreçte tıpkı kıdem tazminatının kaldırılması ve esnek çalıştırmaya karşı olduğu gibi konfederasyonlar ortak bir açıklama yapamaz mı? diye bir not düşelim…)

İşyeri salgın komitelerini örgütleyelim, taleplerimizi hayata geçirelim

Önümüzde kritik olan bir görev var: İşçi sağlığını işyerlerinde yöneticilerin (sermayenin) iradesine bırakmamak ve komite/meclis yapılanmaları ile mücadeleyi işyerlerine taşımak…

Kapitalistler açısından esas olan işin sağlığıdır. İş süreçlerinin aksamaması, kar oranlarının düşmemesi için önlemler alınır. İşçi sağlığı önlemleri bu politikalarla çeliştiği yerde işçiler için ‘tehlikeli’ olan sermaye için ‘gerekli’ olan haline gelir. Koronavirüs salgını döneminde yaşanılanlar bu gerçeğin en güncel kanıtlarını ortaya koymaktadır. Sadece toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayacak üretim süreçlerini güvenli çalışma koşullarını sağlayarak devam ettirmek yerine tüm meta tedarik zincirlerinin devamı sağlandı. Esas öncelik sermaye birikim süreçlerinde kesinti yaşanmaması oldu.

Doğası itibariyle tehlikeye göz yuman kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu bir emek rejiminde, tehlikeyle kaynağında mücadele etmenin yolu emek sürecinde ‘işçi denetimi’nin devreye girmesinden geçer. Bu alandaki mücadelede sorunların tespiti kuşkusuz çok önemlidir. Bu sorunları çözmek için yukarıda belirttiğimiz genel ve işyerlerine özel talepler de oluşturmak elbette ki zorunluluktur. Ancak mücadele bunlardan ibaret kaldığında sorunun kaynağı olan kesimlerden, soruna çözüm bulmasını beklemekten ibaret bir talep siyasetine sınırlanmış olarak kalırız.

Koronavirüs salgını özelinde değerlendirildiğinde işçi sınıfının karşı karşıya olduğu ‘tehlike’ net olarak ortadadır. Yakın temasa neden olan ulaşım, toplu çalışma ortamı, yetersiz havalandırma, kişisel koruyucuların eksikliği, hastalanan kişilerin izolasyonu, temaslıların taranması gibi çok sayıda risk unsuru ve yapılması gereken uygulama sayılabilir. Tüm bunlar yapılmıyorsa veya eksik hayata geçiyorsa o halde tehlikeyi kaynağında önleyecek işçi denetimi unsurlarını emek sürecinde hayata geçirmek zorundayız. Çalışma esnasında tehlike unsurunun kazaya/hastalığa dönüşmemesi için o anda ve o mekanda müdahale eden, gerekirse üretimi durduran bir refleksi ve iradeyi işyerlerinde hayata geçirmeliyiz. Bu refleksi gösterebilmek kuşkusuz yaptığı işin risklerini bilen, tehlikeyi öngören, dayanışma halinde örgütlü hareket eden bir işçi tutumu ve önderliği gerektirir.

Gün belli sınırlar içinde kalma zamanı değil yaşamak için bize çizilen sınırları zorlamanın, mücadele etmenin ve kazanma iradesini açığa çıkarmanın zamanıdır…”