İş cinayetlerinin nedeni hükümetin tercihi! (Söyleşi – Selçuk Karstarlı)

İSİG Meclisi Kocaeli Yürütme Kurulu üyesi Selçuk Karstarlı’dan iş cinayetlerinin nedenleri: ‘Koronavirüs kaynaklı ölümler iş cinayetidir. İş ve işyeri ile bağlantılı tüm ölümler iş cinayetidir.”

YeniYaşam Gazetesi’nden Reyhan Hacıoğlu‘nun haberi..

Hemen hemen her gün iş cinayetleri haberleri ile ülkenin bir işçi mezarlığına dönüşmesine tanık oluyoruz. Gerekli önlemler alınmadığı gibi işçiler sağlıksız koşullarda çalıştırılıyor. Düşük ücret, güvencesiz koşullar ve yaşam şartlarının zorluğu yüzünden her gün binlerce işçi ölümüne çalışmaya devam ediyor. Üstelik koronavirüs salgın şartlarında. Her hazırladıkları raporlarla yaşananların kaza değil cinayet olduğunu ortaya koyan İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) en son verilerine göre, Haziran ayı içerisinde en az 188 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybederken, 2020 yılının ilk yarısında ise en az 934 işçi iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetti. Yaşanan iş cinayetlerini, nedenlerini, örgütlü durumun yaşanan tabloya etkisini İSİG Meclisi Kocaeli Yürütme Kurulu üyesi Selçuk Karstarlı’ya sorduk.

*İş cinayetleri her geçen gün artıyor, bunun temel sebebi nedir?

Aslında istatistiksel anlamda artıyor diyemeyiz, ama anlamlı bir oranda azalmıyor da. 2017 yılında en az 2006, 2018 yılında en az 1923, 2019 yılında en az 1736 işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Bilim ve teknikteki ilerlemeler aslında iş cinayetlerinin tamamının önlenebilir olmasını sağladı, ancak bu gelişmeler geri teknolojilerin ve emek yoğun üretimin başat olduğu ülkemiz vb.’nde göremiyoruz. Bu noktada üretim sürecinde emeği sadece artı değer olarak gören sistem devam ettiği sürece iş cinayetleri devam edecektir. Sendikal örgütlülüğün daha güçlü olduğu Avrupa ülkelerinde bilimsel gelişmelerin emekçiler lehine kullanımı için bir basınç da olduğu için işçi ölümleri daha az. Ancak ülkemiz için bunu söylemek pek mümkün değil.

* Yasalar var ama uygulama noktasında ciddi bir eksiklik var; bunda sendikaların da rolü var mı?

Sendikaları yasaların uygulanmasında birinci derecede sorumlu tutmak bence doğru olmaz. Onların yükümlülüğü işçileri örgütlemek ve sağlık ve güvenlik hakkı için mücadele etmektir. Yasal düzenlemeler mükemmel diyemeyiz ancak kötü de değil. Asıl olan yasaların hangi maddelerinin uygulandığı ve denetlendiğidir. Bugün işyerlerinde yasaların emekçilerin sağlık ve güvenliğini ilgilendirenlerinin uygulanması neredeyse hiç denetime tabi değil. Ya da denetimler usulen yapılmakta. Bunun örneklerini büyük işçi katliamlarında gördük. Son olarak da Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda. Bakan, Vali vb. tüm yetkili kişiler denetimlerin eksiksiz yapıldığını iddia etseler de 10 insan hayatını kaybetti. Soma’da, Ermenek’te, Davutpaşa’da, Gebze Akpınar Tekstil’de ve diğerlerinde işyerlerinin yasal mevzuatın zorunlu kıldığı tedbirleri dahi almadığını gördük.

Burada asıl yükümlülük hükümetindir. Çünkü yürütmenin temel görevi kanunların uygulanmasını sağlamaktır. Ancak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki teftiş kurulu üye sayısı ve olanaklarının yetersizliği ve siyasi otoritenin sermaye sınıfını koruyan tutumu nedeni ile bu denetimler yeterince yapılamıyor. Denetim yapılan yerlerde ise işin durdurulmaması esas alındığı için pek bir yaptırımı olmuyor. Soma’da Enerji Bakanı’nın “işyerlerinde üretimi durdurunca Ankara’ya gidene kadar 50 yerden telefon geliyor” sözleri sermayedarlar ile hükümet arasındaki ilişkiyi de ortaya koymuştu. Öte yandan işçi ölümlerini işçinin kaderi olarak gören bir iktidardan kendi kararı ile etkin bir denetim sistemi kurması beklenemez. Etkin bir denetim mekanizması oluşması için başta işçi sendikaları olmak üzere tüm örgütlü kesimlerin ortak bir mücadele vermesi şart.

* İş cinayeti sayılmayan birçok kaza var ya da koronavirüs gibi olağanüstü durumlar. Bunun için ne düşünüyorsunuz?

Aslında Meclisimizin verilerini takip ederseniz biz tedbir alınmadığı ve çalışmanın salgına rağmen sürdüğü işyerleri ile sağlık emekçilerinin koronavirüs kaynaklı ölümlerine iş cinayetleri raporlarında yer verdik. Bakanlığın mevzuata aykırı olarak yayınladığı genelge ile koronavirüsü iş kazası ve meslek hastalıkları kapsamından çıkarmış olması gerçeği değiştirmez. İş ve işyeri ile bağlantılı tüm ölümler iş cinayetidir. Bunun dışında tarım işçilerinin ulaşımı sırasında ölümü, işyerinde kalp krizi vb vakaların tamamı iş cinayetidir. Esas olan işçinin ölümüne iş ilişkilerinin veya kaynağından işin yattığı bir sebebin olmasıdır. Mevzuattaki tanım bile bugün hükümetin, hatta bazı kitle örgütlerinin tutumundan daha net ve açıktır. 6331 sayılı kanunda tanım aşağıdaki gibidir.

“g) İş kazası: İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay,”

* Mülteciler, kayıt dışı çalışanlar için iş güvenliği nasıl ya da size gelen bilgiler var mı? Yine  çocuk işçiliği de bir o kadar artmış durumda. Bu alanlarda durum nedir ve salgında neler yaşandı?

İş cinayetleri raporlarını incelediğimizde ölümlerin yüzde 98’inin sendikasız işyerlerinde olduğunu görürüz. Sendikasız işyerleri daha kuralsız işyerleri olması nedeni ile bu sonuç ortaya çıkıyor. Mültecilerin çalıştırıldığı veya kayıt dışı çalışamanın yoğun olduğu işkollarında ise sağlık ve güvenlik önlemleri neredeyse hiç uygulanmıyor. Bu nedenle bu sektörlerde ölüm oranları daha yüksek. İSİG Meclisi raporlarına göre her yıl en fazla ölüm tarım ve inşaat işkollarında meydana gelmektedir. Bu işkollarında kayıtdışılık ve kuralsızlık da yüksektir, sendika ise neredeyse yok denecek düzeydedir.  Kayıtdışı işyerlerinde öne çıkan bir şey daha var; çocuk işçi ölümleri. 2019 yılında en az 67 çocuk çalışırken öldü.

Kayıt dışı kalan bir konu da meslek hastalıklarıdır. ILO verilerine göre her 1 iş kazasına bağlı ölüme karşılık 6 işçi meslek hastalığına bağlı ölmektedir. Oysa bırakın bu ölümler kayıt altına alınmasını Türkiye’de meslek hastalığı tanısı bile konmuyor.

* İSİG olarak raporlamayı nasıl yapıyorsunuz ve uluslararası alanlarda da raporlarınızı paylaştığınız oluyor mu?

Büyük çoğunluğunu ulusal ve yerel basından; geri kalanını ise işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri ve sendikalardan öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ediyoruz. Bu raporların aynı zamanda İngilizce’ye çevirilerini de yayınlıyoruz ve sendikal merkezlerle paylaşıyoruz. Diğer ülkelerde bizim gibi bu alanda mücadele eden örgütlerle de iletişim kuruyoruz. Hatta geçtiğimiz yıl Fransız aktivist ve Çalışmak Sağlığa Zararlıdır kitabının yazarı Annie Thébaud-Mony ile İstanbul ve Kocaeli’de söyleşi düzenledik.

*Bu cinayetler ve önlemsizlik nasıl önlenebilir?

Bunun için önce ölümle yüzleşen emekçilerin bir talebi olması ve bunun için örgütlü mücadelesi gerekir. Burada sendikalara özel bir görev düşüyor bence. Daha çok işyerlerinde örgütlenmeli, işçi sağlığı ve iş güvenliği taleplerinin toplu sözleşme konusu haline gelmesi gerekir. Ayrıca tüm emek ve meslek örgütleri hatta tüm toplum kesimleri, hem yasal düzenlemelerin yapılmasını hem de etkin bir denetimin yapılması için hükümet üzerinde bu konuda baskı yaratmalı.

*Sakarya’da olduğu gibi günah keçisi olarak iş güvenliği uzmanları seçiliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve gerçekten uzmanların bir göz yumması da olabilir mi?

İş güvenliği uzmanlarının çalışma şartları hem İSG Kanunda hem de İş Güvenliği Uzmanlarının Görev Yetki ve Sorumlulukları hakkında Yönetmelik’te tanımlanmaktadır ve genel olarak işverene rehberlik etme üzerine kurgulanmıştır. Hatta mevzuat iş güvenliği uzmanı yaptığı işten dolayı işverene karşı sorumludur. Kanuna karşı sorumlu kişi ise işverendir. Kanundaki bu tanım aslına hayatın akışına da uygundur. Çünkü uzmanların işyerinde talimat verme, işi durdurma ve işin gidişini değiştirmesi hem kanunda tanımlanmamış hem de iş ilişkileri açısından pek mümkün değildir. Uzmanın yaptığı işle ilgili kusur ve eksikleri olabilir ama bu da yine işverenin eksikliğidir. Çalışılan işe en uygun uzmanı istihdam etmek ve onu yetkilendirmek de işverenin elinde olan bir husustur. Dışsal denetim dediğimiz bakanlık denetimleri olmayınca sorumluluk içsel denetimi yapan uzmanlara atılıyor, ancak bu koşullarda içsel denetimin işleme şansı yoktur.

İşyerlerinde çalışma şeklinin belirlenmesinde, güvenlik yatırımlarının yapılmasında, güvenlik için yapılacak harcamaların kararlarının verilmesinde, hatta riskli bir işin durdurulmasında karar vericiler işverenler olduğuna göre gerçek sorumlular da işverenlerdir. Dolayısı ile yargılanan da onlar olmalıdır. Bu iş cinayetlerinin önlenmesi için maliyetlere işverenlerin katlanması için de itici bir güç olur.

Burada iş güvenliği uzmanlarına da bir çağrım olacak, uzman arkadaşlar da dernekleri vasıtasıyla sadece uzmanların yargılanması sorununa odaklanmamalı, iş cinayetlerinin önlenmesi için yürütülen mücadelede yerlerini almalılar, sorunu bütünlüklü şekilde ele almalılar. Aksi halde emekçiler ölmeye uzmanlar da yargılanmaya devam edecektir.

* İşçiler zaten güvencesiz olduğu gibi şimdi kıdem başta olmak üzere birçok hakları elllerinden alınacak bu işçileri daha çok güvencesiz kılmaz mı?

Bu konuyu işçi sendikaları daha doğru değerlendirecektir. Kıdem tazminatı ülkemizde iş güvencesi adına var olan tek kazanımdır diyebiliriz. O da kaybedilir ise işten çıkarmalar daha kolay ve kitlesel olabilir. Bu hakkın korunması için sendikaların daha etkin bir mücadele yürütmesi ve güçlerini ortaya koyması şart.

*Dünya genelinde iş cinayetleri oranları nedir?

Dünya genelinde iş cinayetleri kıyaslaması 100.000 çalışana karşılık gelen ölüm oranı ile yapılmaktadır. Bu orana bakıldığında Avrupa’da en fazla ölüm ülkemizde meydana geliyor. 2019’da ülkemizdeki oran en az 100.000’de 8.6 iken örneğin İngiltere’de yaklaşık 0.5’tir. Dünya genelinde ise her ülke sağlıklı istatistik vermediği için kıyaslama zor ama Asya ülkeleri, Güney Kore, Meksika gibi işçi haklarının baskı altında olduğu ülkelerde ölüm oranları daha yüksek.