Helikopterden atılan Turgut’un kuzeni: Devleti teşhir eden gazeteciler hedefte

Helikopterden atıldıktan sonra yaşamını yitirdiği belgelerle kanıtlanan Servet Turgut’un kuzeni Mahir Turgut, “Devleti teşhir eden gazeteciler hedef alındı. Bu sessizlik onlara güç veriyor” dedi

Van’ın Çatak ilçesi kırsalında operasyona çıkan askerler tarafından 11 Eylül’de gözaltına alındıktan sonra işkenceye uğrayıp helikopterden atılan iki köylüden Servet Turgut kaldırıldığı hastanede 20 gün sonra yaşamını yitirmiş, hafızasını yitiren Osman Şiban’ın tedavisi ise Mersin’deki evinde devam ediyor. Yaşanan hak ihlalini belgeleriyle yayınlayan 4 gazeteci ise dosya savcısı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Olayın yaşandığı Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Çığlıca köyünün Yoğurtlu (Sîrk) mezrası, 1990’lı yıllarda devletin baskılarından dolayı boşaltıldı. Köylülerin bir kısmı baskılardan dolayı Türkiye metropollerine, bir kısmı Irak ve Federe Kürdistan Bölgesi’nin aylarca süren göç yolculuğundan sonra Musul’a bağlı, Erbil’e yaklaşık 100 kilometrede bulunan Mahmur Kampı’na yerleşmek zorunda kaldı.

‘Zulümden kaçtırlar’

Yaşamını yitiren Servet Turgut’un kuzeni Mahir Turgut, baskılardan dolayı 1990 yıllarda Mahmur Kampı’na yerleşmek zorunda kaldıklarını söyledi. Son dönemde köylerinde yaşanan durumun kendilerini derinden üzdüğünü dile getiren Turgut, “Bu olay insanlığın vicdanını yaraladı. Devletin Kürtlere beslediği kin ve nefrete bir kez daha bu olayda tanıklık ettik. Bizim köy tarihten beridir devletin hedefinde olan bir köy. 90’lar da bu köyün hepsi yakıldı. Halk göçe zorlandı. Zulüm ve işkence metropollere göç edenlerin bırakmadı. İşkencenin her türlüsüyle karşılaştılar. Ama bütün bu zulme karşı halk mücadelesinden vazgeçmedi. Devletin ırkçı yüzü kendini metropollerde de gösterince halk, köyünü yeniden inşa edip dönmek zorunda kaldı” şeklinde anlattı.

Dönenler 90’ların politikasıyla karşılaştır

Köye dönen akrabalarının devletin 90’larda yürüttüğü politikalarla yeniden karşılaştığını belirten Turgut, köyün aradan geçen 30 yıla rağmen halen devletin hedefinde olduğunu vurguladı. Turgut, “Bu köy her zaman devletin hedefinde olan bir köydü. Devlet her seferinde operasyonlarla, işkencelerle ve ambargo ile zulüm etti” diye konuştu. Turgut, özellikle son 2 yılda köylerinin çevresinde gerçekleştirilen her askeri operasyon sonrası oradaki halkın hakaretlere ve işkenceye maruz kaldığını söyledi.

‘Suskunluğu bozma zamanı’

Tek dertleri geçim olan köylülere yönelik işkence uygulamalarının kabul edilebilir olmadığını ifade eden Turgut, “Bizler bu düşmanlığa yabancı değiliz. Devletin amacı Kürtleri yok etmek ve kırımdan geçirmektir. Kürtleri zulme alıştırmak istiyorlar. Bugün devlet dünyanın gözü önünde iki masum insana zulüm etti. Şüphesiz devletin bu yüzünü teşhir eden gazeteciler, her zaman olduğu gibi bugün de devletin hedefinde. Her seferinde basını sansürleyerek bu yüzünü görünmesine engel olmak istemiştir. Batman’da tecavüz olayında da görüldüğü gibi fail değil, haberi yapan kişiye soruşturma başlatıldı. Bu sadece yaşananların bir örneğidir. Ama bizler ne zamana kadar susacağız? Artık suskunluğu bitirme vakti geldi” diye konuştu.

 Floyd’u hatırlattı

ABD’de George Floyd’un polis tarafından katledilmesinin ardından halkın sokaklara dökülmesini hatırlatan Turgut, şunları söyledi:

“Servet’in taziyesine bile saldırdılar. Bu dünyanın neresinde görülmüştür? Bizler ne kadar susarsak, devletin şiddeti ve işkencesi o kadar çok artacaktır. Bu sessizlik onlara güç veriyor. Devletin ‘En iyi Kürt ölü Kürt’tür’ politikasını bertaraf etmemiz gerekir. Bu zulüm elbet bir gün hesap verecektir.”