Görür: Bütün yöneticiler depremi bekliyor

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’nın düzenlediği “Sahi siz 21 yıldır ne yaptınız?” panelinde konuşan Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, “Bütün yöneticiler depremi bekliyor. Bunu da neye göre söylüyorum; 1939 Erzincan depreminden sonra yönetimlerin tümü deprem olduktan sonra işe koyuluyorlar” dedi.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümü dolayısıyla “Sahi siz 21 yıldır ne yaptınız?” başlığıyla panel düzenledi. Şişli’de bulunan Aykut Barka Konferans salonunda düzenlenen panele İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Emekli Öğretim Görevlisi ve Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Deprem Risk Yönetimi Ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan ve Tiyatro Sanatçısı Erdal Özyağcılar, konuşmacı olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Sevgi Kesim Güven yaptı. Panel 17 Ağustos depreminin 45 saniye sürmesi nedeniyle “46 saniye” ismiyle hazırlanan 3 video gösterimiyle başladı.

‘Ülkemiz altından kalkabilecek mi?’

Panelin açılış konuşmasını TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Sami Teymurtaş yaptı. Teymurtaş, nüfusunun yüzde 25’inin İstanbul’da yaşadığını hatırlatarak, “Buradaki büyük bir deprem sadece can ve mal kaybına yol açmaz. Milli güvenliği de tehlikeye düşürecektir. Olası İstanbul depremi giderek yaklaştığını biliyoruz. Olası depremde ülkemiz altından kalkabilecek mi? Jeoloji Mühendisleri Odası olarak toplumumuzu bilgilendirmek için belgeseller hazırlıyoruz. Toplumu depreme hazır hale getirmeye çalışıyoruz. Bu belgeselimiz 2022 yılında sunulacak” dedi.

‘Tüm dünya farkında’ 

Teymurtaş’ın konuşmasından sonra panele geçildi. Maden Fakültesi Emekli Öğretim Görevlisi ve Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, “Bu ülkeyi yönetenlere sesleniyorum. Neyi Bekliyoruz”  diye sordu. Görür, “Yaptığımız çalışmalar sonucunda geldiğimiz sonuç şu; Adalar Fay kolu ve Silivri fay kolu stres biriktiriyor. Stres ne demektir. Stres birim alana düşen yük demektir. Demek ki faylar boyunca aşırı bir yük biniyor. Bu fay hatlarındaki kayalar artık bu yükü taşımayacak duruma geldi. Bu yakında çatlayıp deprem olacak anlamına gelir. Bugün beklediğimiz deprem tetiklemiştir. Kim tetikledi? 1999’da İzmir’de olan deprem bunu tetiklemiştir. Yılda 2 buçuk santim batıya doğru bir kayma yaşanıyor.  1999 depremi yılda 2 buçuk kayan yapıyı 45 saniyede 5 santim fırlatmıştır. Eğer söz ettiğimiz fay kırılırsa minimum 7 büyüklüğünde deprem meydana gelir. Bundan kaçınılamaz. Artık son demlere geliyoruz. İşin şakası yok. Bunu duymayan bir bizler varız. Tüm dünya bunun farkında. Tekrar neyi bekliyoruz diye soruyorum” diye konuştu.

‘Bütün yöneticiler depremi bekliyor’

Ülkeyi yönetenlerin böyle bir tehlikede bilim dünyasına “tehlike nedir” diye sorması gerektiğini dile getiren Görür, şöyle devam etti: “Tehlike belli. Depremin ne zaman olacağı periyot olarak belli. Nerede, hangi fay kolunda olacağı belli.  Deprem olursa nasıl zarar göreceğimiz de belli. Yapılan depremde ne kadar can kaybının olacağı, ekonomik olarak ne kadar zarara uğrayacağımız belli. Buna rağmen neyi bekliyorsunuz? Yaptığımız çalışmaların hepsi uluslararası tanınırlığı ve güvenilirliği olan kişilerle yaptığımız çalışmalar ve elde ettiğimiz sonuçlar. Yine soruyorum. Bilmediğiniz ne var? Neyi bekliyorsunuz? Neyi beklediklerini bilmiyorum ama şunu biliyorum; bütün yöneticiler depremi bekliyor. Bunu da neye göre söylüyorum. 1939 Erzincan depreminden sonra yönetimlerin tümü depremi yönetmeye talipler. Yani deprem olduktan sonra işe koyuluyorlar. Bizim yöneticilerimiz riski yönetmeyi istemiyorlar. 2003’ten beri bağırıyorum. Biz söylediğimiz zaman bir şey olmuyorsa ‘tamam boş konuşuyor’ dersiniz. Ama olan depremler ortada.”  “Şimdi yapılması gereken nedir” diyen Görür, “İstanbul’da riskli alanlar için bir an önce harekete geçmeli. Yönetimi depremi yönetecek seviyeye getireceksiniz. Çevreyi deprem güvenli hale getireceksiniz, ekonomiyi depreme hazır hale getireceksiniz, yapı stokunu oluşturacaksınız, alt yapıyı güçlendireceksiniz. Şimdiye kadar yapılanlar değil ama bugün İBB’nin deprem için yaptıkları ümit vericidir” dedi.

‘Topyekun bir seferberlik içinde olmalıyız’

Ardından söz alan İBB Deprem Risk Yönetimi Ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman, Türkiye’nin bu güne kadar yapmadıkları yüzünden bu hale gelindiğini söyledi. Yaptıkları çalışmalarla bundan çıkmaya çalıştıklarını dile getiren Kahraman, “Burada olacak bir depremde etkilenecek ilk şey bizim alt yapımız. İlk önce en tehlikeli alanlardan başlayıp bunu düzeltmeye çalışıyoruz. Afet sonrasına ilişkin toplanma ve barınma alanlarını belirledik. 3 milyon kapasiteli 17 geçici koruma alanı belirlendi. Şuanda bu alanlar İBB sayfasında ulaşılabiliyor. Bugün de bir deprem parkı açacağız. Bu alanlar bizim geçici barınma alanlarımız olacak. Depremde bu alanların nasıl kullanılacağı, deprem çantasının nasıl kullanılacağına ilişkin farkındalıklar yapacağız. İstanbul’da farkındalığın artması çok önemli. Afet sonrasında yerinde ve acilen müdahale edecek kişilere eğitim vererek olası deprem için eğitimler veriyoruz. Bu sadece bizim ya da ülkeyi yönetenlerin yaparak altında da kalkacağı bir şey değil. Hepimizin üzerine görev düşüyor. Topyekün bir seferberlik içinde olmalıyız” ifadelerini kullandı.

‘Kurumsal alt yapı yetersiz’

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan ise, meslek örgütlerini ve toplumu bilgilendirmek için uzun süredir çalışmalar yaptıklarını ifade etti. Alan, “Kendi camiamızdan başlamak üzere halkı ve mimarları diğer kesimleri bir araya getirerek önerilerimiz sunuyoruz. Meslektaşlarımızı bu konuda bilgilendirmek için toplantılar yapıyoruz. Erzincan, Marmara, Afyon, Van ve en son Elazığ depreminde raporlarımızı ve çalışmalarımızı yaptı. Ne yapacağımız konusunda bir bilgi birikimi eksikliği olduğunu düşünüyoruz. Burada bir sıkıntı var. Kurumların alt yapı ve kapasiteleri yetersiz. 8 aylık zaman diliminde yaşananlarda 102 vatandaşımız yaşamını yitirdi. Türkiye’nin maddi kaybı 7 milyar dolar. Birçok şehrimizde kurumsal alt yapı yok. Türkiye’de deprem oluyor ne kadar büyüklükte olduğunu başka yerlerden öğreniyoruz” diye konuştu.

‘Halkı bilinçlendirmek için…’

Deprem gerçekliğinin hep gündem dışına itildiğini ifade eden Tiyatro Sanatçısı Erdal Özyağcılar, halk düzeyinde de bir bilinçsizliğin olduğunu ve halka çok iş düştüğünü dile getirerek, “Çünkü itici güç halk. Şimdi diyeceksiniz insanlar ‘işinde gücünde depremle nasıl ilgilenecek’. İlgilenmeli, kendisini çocuklarını düşünüyorsa ilgilenmeli. Bu noktada bize çok iş düşüyor. Burada 17 Ağustos depremini halka unutturmayacak birimler oluşturulmalı. Herkes kendi içinde bir çaba gösteriyor. Ancak bir arada çalışarak risk yönetimini azaltabilir.  Burada halkı bilinçlendirmek için deprem öykülü hikayeler çekilebilir, tiyatro oyunları oynanabilir. Halk bilinçlenirse niye tiyatro oyunları olmasın? Bizler buna hazırız ve talibiz” diye belirtti.

Konuşmaların ardından panel gazetecilerin sorularıyla devam etti. Panelin ardından panelistlere birer plaket verildi.