En Az 224 İşçi Çalışırken Yakalandığı Covid-19 Nedeniyle Öldü

Türk Tabipleri Birliği(TTB)’nin, Covid-19 pandemisine ilişkin hazırladığı 6 aylık raporda pandeminin etkileri bir çok noktadan ele alındı. “Salgın yönetilemiyor, fırtına kapıda” başlığını taşıyan raporun “Covid-19 Nedenli İş Cinayetleri ve Güvencesiz Çalışma” bölümünde, Mart ayından bu yana “en az” 224 işçinin çalışırken kaptığı virüs yüzünden hayatını kaybettiği belirtildi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi(İSİG) Sözcüsü Murat Çakır’ın TTB için hazırladığı raporda;  “Şu ana kadar tespit edebildiğimiz kadarıyla, yani ilk
salgın vakasının açıklandığı tarih olan 11 Mart 2020 tarihi ile 31 Ağustos
2020 tarihi arasında, salgının ilk altı ayında Türkiye’de “En az 224 İşçi”
çalışırken COVID-19 hastalığına yakalanarak hayatını kaybetmiştir.” denildi.

“Neden En Az Diyoruz ?”

Raporda verilerle ilgili, “en az”, “elde edebildiğimiz veriler kadar” gibi belirtmelere dair de bilgi verilirken “31 Ağustos itibarıyla Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre
6,472 kişi salgın nedeniyle hayatını kaybetti. İSİG Meclisi olarak ölümlerin
yüzde 10’una dair bilgimiz bulunmaktadır. 224 işçi ölümü de bu bilgi ışığında tespit edebildiklerimizdir. Gerek bilgimiz olmayan resmi yüzde 90
ölüm, gerek salgın sonucu ölen ama kayıtlara salgın olarak kaydedilmeyenleri de düşündüğümüzde salgının ortaya çıkardığı “işçikırımı”nın boyutlarını
daha iyi anlayabiliriz. Bu duruma bir de işçi ailelerini ve emeklileri ekleyince “COVID-19’un bir işçi sınıfı hastalığı” olduğunun altını çizmemiz gerekir.
Bilgimiz dahilinde olan işçilerden hayatını kaybedenlerin 188’i ücretli (işçi
ve memur), 36’sı ise kendi nam ve hesabına çalışandır. Öte yandan
COVID-19 sonucu hayatını kaybeden emekçilerin yaş ortalaması 50’dir.
Bu durum özellikle Türkiye’de genç yaşlarda kronik hastalıkların başladığı
ve emeklilik yaşının 50’li yaşlara çekilmesi gerektiğinin bir kanıtıdır da.
Kaybettiğimiz işçilerin en az 20’si sendika üyesiydi. İş cinayetleri raporlarında ölen işçilerin oranı yüzde 1-2 iken, COVID-19 nedeniyle çalışırken ölen
sendikalı işçilerin oranı yüzde 10’dur. Bu durum pratiklerini sürekli paylaştığımız sendikalar (ve sendikal merkezler) dışında hakim sendikal anlayışın
üyelerini dahi koruyamadığını göstermektedir (Meslek odaları örgütlülüğü
bu oranlamaya dahil değildir).” diye belirtildi.

“Ölenlerin Yüzde 27’si Sağlık İşçisi”

COVID-19 nedenli ölen en az 224 işçinin çalıştıkları işkollarını sınıflarsak;

* Sağlık ve Sosyal Hizmetler İşkolu : En az 62 işçi
* Ticaret / Büro İşkolu : En az 55 işçi
* Tekstil İşkolu : En az 18 işçi
* Belediye İşkolu : En az 17 işçi
* Taşımacılık İşkolu : En az 13 işçi
* Metal İşkolu : En az 11 işçi
* Güvenlik İşkolu : En az 10 işçi
* Konaklama İşkolu : En az 9 işçi
* Diğer İşkolları : En az 29 işçi

Sınıflamadan görüleceği üzere COVID-19’dan en çok sağlık işçileri etkilenmektedir. Birçok hastanede sağlıkçılara günlük bir ameliyathane maskesi ve
eldiven ile haftada bir N-95 maske verilmektedir. Yemekhane, giyinme gibi
alanlar uygun değildir. Sağlık emekçilerine test yapılmamakta, hatta Sağlık
Bakanlığı Genelgesi’nde pozitif hasta ile 15 dakikadan fazla korunmasız
temaslı olan sağlıkçılara bile belirti gösterene kadar test yapmama ve pozitif
çıkana kadar çalıştırma uygulamaları hayata geçirilmektedir.

Benzer biçimde market, tekstil, belediye ve kargo işçileri ile şoförler de
COVID-19 nedeniyle hastalanmakta ve hayatlarını kaybetmektedir.
Devlet ve sermaye cenderesi altında güvencesiz çalışma
Salgın, gerek siyasi iktidar gerekse patronlar tarafından “fırsat” olarak görülmüştür. Özellikle salgının ilk günlerinde, üretimin/hizmetin durması veya
yavaşlaması bahane edilerek pek çok işçi işten çıkarıldı. Patron örgütleri,
esnek ve kuralsız çalışma ile işsizlik fonunu daha çok yağmalamaya dönük
taleplerini daha yüksek sesle duyurdu.

Salgın krizini işgücü maliyetlerini düşürmek için “fırsat” olarak gören patronlar, kronik rahatsızlığı veya yaşı sebebiyle risk altında bulunan işçileri, ücretsiz izin dayatmasını kabul etmeyen işçileri, işyerinde alınmayan önlemlere itiraz eden ya da ücretli izin talebinde bulunan işçileri ve altı aydan az süredir çalışan işçileri hiçbir haklarını vermeden işten çıkardı.

İşsizliğin koz olarak kullanıldığı işyerlerinde üretim baskısı ve kötü çalışma koşulları devam ederken salgına dair hiçbir önlem alınmamış, işçileri korumaya yetmeyecek göstermelik önlemler alınmış veya pek çok işyerinde işçiler kendi imkanları ile kişisel koruyucu ekipman tedarik ederek sağlıklarını korumaya çalışmıştır.

“Devlet ve Sermaye Cenderesi Altında Güvencesiz Çalışma”

Salgın, gerek siyasi iktidar gerekse patronlar tarafından “fırsat” olarak görülmüştür. Özellikle salgının ilk günlerinde, üretimin/hizmetin durması veya yavaşlaması bahane edilerek pek çok işçi işten çıkarıldı. Patron örgütleri, esnek ve kuralsız çalışma ile işsizlik fonunu daha çok yağmalamaya dönük taleplerini daha yüksek sesle duyurdu.

Salgın krizini işgücü maliyetlerini düşürmek için “fırsat” olarak gören patronlar, kronik rahatsızlığı veya yaşı sebebiyle risk altında bulunan işçileri, ücretsiz izin dayatmasını kabul etmeyen işçileri, işyerinde alınmayan önlemlere itiraz eden ya da ücretli izin talebinde bulunan işçileri ve altı aydan az süredir çalışan işçileri hiçbir haklarını vermeden işten çıkardı.

İşsizliğin koz olarak kullanıldığı işyerlerinde üretim baskısı ve kötü çalışma koşulları devam ederken salgına dair hiçbir önlem alınmamış, işçileri korumaya yetmeyecek göstermelik önlemler alınmış veya pek çok işyerinde işçiler kendi imkanları ile kişisel koruyucu ekipman tedarik ederek sağlıklarını korumaya çalışmıştır.

Salgın sürecinde bazı sektörlerdeki talep artışı patronların işçiler üzerindeki
çalışma baskısını yoğunlaştırmıştır. Bu süreçte işçiler, açlık tehdidiyle çalıştırılırken, başta sağlık çalışanları, kargo emekçileri, market çalışanları olmak üzere pek çok sektörde aşırı ve esnek çalışma dayatılmaktadır. Çalışma süreleri fiilen uzatıldığı gibi, pek çok işyerinde fazla mesai ücreti ödenmemekte, salgından istifade eden patronlar işçileri angaryaya zorlamaktadır.

İşsizlikle tehdit edilerek uzaktan çalışmanın olduğu yerler de dahil olmak üzere esnek çalışmanın kalıcılaşması üzerine adımlar atılmaktadır. Talep ve iş yükü artan sektör ve alanlarda patronların işçi istihdam etmek yerine var olan işçilerle sürdürdüğü aşırı/yoğun ve kuralsız çalışma, işçilerin vücut direncini düşürmekte, salgına yakalanmaya daha da açık biçime getirmektedir.

COVID-19 pandemisi sürecinde alınması gereken önlemlerin bireysel önlemlere indirgendiği ve “evde kal”, “fiziksel mesafe”, “kendi OHAL’ini ilan etme” çağrısı gibi söylemlerin yaşamak için çalışmak zorunda olan ve evde kalamayacak olan milyonlarca işçiyi ve ailelerini kapsamadığı bir gerçektir.

İşçi sınıfına “şantiyede ol”, “fabrikada ol”, “markette ol”, “tersanede ol” denmeye devam edilmektedir. Siyasi iktidar, sermaye ile kolkola girerek, üretimin devam etmesi ve patronların çıkarlarının korunması temelinde politik “tedbirler” almaktadır.

Salgın sürecine ayrılan kaynakların nasıl kullanılacağına ilişkin “Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi”, yaş sınırlamalı sokağa çıkma yasağı, 20 yaş altına uygulanan sokağa çıkma yasağının işçilerde istisna olması, şehirlerarası geçiş yasağında işçilerin istisna tutulması, işçi eylemlerini yasaklayan valilik kararları, işyerinde alınmayan önlemleri deşifre eden sendikacıların gözaltına alınması gibi uygulamalar üretimin her koşulda devam ettirileceği bir politikayı net bir biçimde ortaya koymuştur.

Salgın dönemi, hem üretim ilişkilerinde hem siyasi karar alma süreçlerinde mevcut sınıfsal ayrımı keskinleştirmiş ve görünür kılmıştır.

İşçilere bir gelir güvencesi ve devlet korumasının sağlanmaması, işçilerin kendi ödediği fonda biriken parayı aldığı ve asıl olarak patronları korumak üzere başvurulan “kısa çalışma ödeneği” dahi fazla bulunmuştur. “İşten atmayı yasaklama” adı altında “ücretsiz izin” görünümlü, günlük 39 TL’lik (aylık 1,177 TL) bir miktar optimum sefalet ücreti olarak işçilere dayatılmaktadır. Bu uygulama yıl sonuna kadar uzatılmıştır.

“COVID-19 Meslek Hastalığıdır”

Sosyal Güvenlik Kurumu, sermayeyi korumak için COVID-19’un iş kazası
olmadığına dair bir genelge yayınladı.

Tabi bu genelgeye karşı TTB, SES, Dev Sağlık-İş, Nakliyat-İş gibi sendikalar dava açtılar. Bu süreçte uluslararası sendikal hareket de bir çağrı yaptı. Küresel sendikal federasyonlar sermayenin ve devletin sorumluluklarını belirtip COVID-19’un işçiler için meslek hastalığı sayılması ile ilgili bir deklerasyon yayınladılar. İşçi ve ailelerinin korunması konusunda adımlar atılması gerektiğini belirtip en riskli meslek gruplarını sıraladılar. Yine Türkiye’nin önemli işçi sınıfı hukukçuları da yaptıkları açıklamalarda COVID19’un iş kazası/meslek hastalığı olduğu hususunun altını çizdiler.

Tekrar yinelemek gerekli: Bu süreçte emek örgütlerimizin ve tüm işçilerin
COVID-19’un iş kazası/meslek hastalığı olduğunun bilincinde olması ve bu
yaklaşımı/talebi savunması önemlidir. Sadece dava açarak ve davaları takip
ederek değil aktif bir kampanya haline getirerek bu talep savunulmalıdır.
Diğer yandan salgın koşulları önümüzdeki dönem daha da ağırlaşarak devam edecektir. Bizler; “İş Cinayetlerine, İşsizliğe, Açlığa, Güvencesiz Çalıştırılmaya ve Salgına Karşı: Direniş ve Dayanışma Yaşatır” şiarını yükselterek
meydana gelen “işçikırımı”na dur demeliyiz. Çünkü emeğin korunması
yaşamın savunulmasıdır.

Raporun ilgili bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.