DİB’ten ‘ortak mücadele’ çağrısı

Gündemdeki konuları değerlendiren DİB Meclisi, demokrasi güçlerine “yerelde toplantılar, buluşmalar ve eylemlerle ortak mücadeleyi büyütme” çağrısı yaptı.

Demokrasi İçin Birlik (DİB) Meclisi, çoklu baro sistemine geçiş, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmek istenmesi, Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler başlıkları altında 5 Ağustos tarihinde gerçekleştirdiği toplantısının sonuç bildirgesini açıklandı. Yazılı yapılan açıklamada, demokrasi güçlerine “ortak mücadeleyi büyütme” çağrısı yapıldı.

Kazanımlar hedefte

Açıklamada, çoklu baro sistemine geçiş, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi ve İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı feshedilmek istenmesi, fiili gerici, dinci bir hukuk ve yönetim sisteminin inşa edilmeye çalışıldığı, Cumhuriyetin ilerici kazanımlarının ve laikliğin açıkça hedef alındığının göstergesi olduğu vurgulandı. Emekçilerin kıdem tazminatı başta olmak üzere kazanılmış tüm haklarına saldırıların arttığı belirten açıklamada, “Emekçilerin yaşam hakkı, ‘çarkların dönmesi’ için, sermayenin zorbaca uygulamalarına zemin hazırlanarak çiğnenirken, emekçiler güvencesizliğe mahkum ediliyor” denildi.

Yoksulluk olağan üstü derecede arttı

Yoksulluk ve işsizliğin olağanüstü derecede arttığı “normalleşme” adı altında toplumun sermayenin çıkarları için ismi konulmamış bir kitle bağışıklığı uygulamasına terk edildiği ifade edilen açıklamada, “Salgının yarattığı ekonomik ve toplumsal tahribata çözümü olmayan iktidar, salgını fırsata çevirerek yolsuzluğu, kent ve doğa yağmasını sürdürürken toplumsal muhalefetin ana iletişim kanalı olan sosyal medyayı zapturapt altına almaya çalışıyor” diye belirtildi.

AKP İhvancı bir yol izliyor

Toplumsal tabanı zayıflayan AKP’nin iktidarını korumak için izlediği saldırgan, İhvancı ve yayılmacı politika Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de açmaza sürüklendiği belirtilen açıklamada,  “Ülkenin kaynakları savaş ve savaştan palazlanan yandaş sermayeye aktarılıyor. Toplumsal itirazları bütün baskılara rağmen susturamayan iktidar,  siyasi partiler yasasında değişikliklerle kendi kazanacağı bir seçimi garantiye alma peşinde” denildi.

‘Muhalefet güç birliği yapmalı’

“Toplumsal muhalefet seçim ittifaklarına endekslenerek etkisizleştirilmemeli” denilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı: “Bu koşullarda, halkta adil bir seçim olabilecekmiş gibi beklenti yaratmak, toplumsal muhalefetin enerjisini her gün bir yenisi ortaya çıkan seçim ittifaklarının deli gömleğine hapsetmek, yanlış olmanın ötesinde gerçek dışı da.  Meclis içi ana muhalefetin odaklandığı olası bir seçimin halkın iradesini yansıtmayacağı bir yana, tek adam rejiminin ardındaki bütün yolsuzluk ve hukuksuzluk yüküyle seçimle iktidarı bırakmak istemeyeceği çok açık. Kaldı ki, örgütlü bir müdahale olmadığında milletvekillikleri düşürülerek ve hukuk dışı kayyım atamalarıyla halk iradesi çiğneniyor. Öncelikle adil ve demokratik bir seçimin yapılabileceği ortamın sağlanması için meclisteki ve meclis dışındaki muhalefetin, güç birliğiyle halkın örgütlü, aktif yurttaşlar olarak siyasi duruma müdahale edebilmesinin yollarını açması gerekiyor.”

Adım atmak hayati bir öneme sahip

Açıklamada, tek adam rejimine karşı yargı bağımsızlığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, katılımcılık ve yerel demokrasiyle zenginleştirilmiş bir parlamenter sistem etrafında en geniş birliğin sağlanması için adım atmanın hayati bir öneme sahip olduğu vurgulanarak, “Artan işsizlik ve yoksulluğa karşı demokrasi güçlerinin, iktidarın can simidi gibi sarıldığı savaşçı politikalara karşı barışı da öne çıkaran halkçı bir seçenek etrafında ortak bir mücadele hattı oluşturabilmesi. Bu hat, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerin ve stratejik sektörlerin kamulaştırılmasına, daha adil bir gelir dağılımı ve vergi sistemine, halkın her düzeyde söz ve karar sahibi olmasına dayanmalı” diye belirtildi.

Tespit ve öneriler

Mahallelere, sokaklara, işyerlerine dayanan örgütlenme ve katılım mekanizmaları ve dayanışma ağları ortak mücadele hattının can damarları olması gerektiği belirtilen açıklamada, şu tespit ve önerilerde bulunuldu:

“* Muhalif yerel yönetimlerin, iktidarı halkla paylaşması, yerel örgütlenme tarzını halkın katılımına ve denetimine açacak biçimde yenilemesi gerekiyor. Halkın bilinçli, aktif yurttaşlar olarak demokrasi mücadelesine katılmasını sağlayacak organlar ve modeller oluşturma görevi, halkçı bir seçenek etrafında ortak bir mücadele hattı yaratabilmenin biricik yolu olarak demokrasi güçlerinin tam önünde duruyor.

* Korona virüs salgınının ilk günlerinde Demokrasi İçin Birlik olarak, salgın koşullarında halkın dayanışmaya, salgınla ve krizle mücadeleye karar alıcı ve denetleyici olarak katılmasını sağlamak için, yerel yönetimlerin eşgüdümünde, tabipler birliğinin, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların, meslek odalarının ve dayanışma ağlarının katılacağı alternatif bir koordinasyon merkezi önermiştik. Bütün yakıcılığını sürdüren bu ihtiyacın karşılanması için muhalif yerel yönetimler adım atmalı.

* Salgın koşullarında, bütün kaynakların öncelikle halkın temel ihtiyaçları dikkate alınarak kullanılması talebi güçlendirilmeli.

* Savaş harcamaları ve askeri tatbikat operasyonları durdurulmalı, hazine garantili kamu özel işbirliği projelerine ve sermayeye akıtılan teşviklere son verilmeli. Sermayenin çıkarları doğrultusunda, işsizlik, yoksulluk ve güvencesizliği arttırıcı politikalar, çocukların sağlık, eğitim ve yaşam hakkı çiğnenerek saptanan eğitim politikaları, başta sağlık emekçileri olmak üzere bütün emekçilerin, işsiz ve yoksulların yaşam hakkını hiçe sayan uygulamalar teşhir edilmeli.

* Ülkede yaşayan herkese düzenli olarak verilecek bir temel gelir talebi etrafında toplumsal güç biriktirilmesi sağlanmalı.

* Salgın fırsata dönüştürülerek artırılan doğa yıkımına karşı çıkılmalı. Bir ekolojik yıkım ve rant projesi olmasının yanı sıra, hükümetin halk iradesine ve yerel yönetime rağmen siyasi dayatmaya dönüştürdüğü Kanal İstanbul’a karşı toplumun en geniş karşı çıkışı örgütlenmeli.

* İktidarın kadın düşmanı politikalarının sonucu olarak, kadınları şiddete karşı korumakta devleti yükümlü kılan İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmek istenmesi, hukuk devletini, anayasayı ve medeni hukuku ilga edecek yeni gerici ve dinci sistemi de işaret ediyor. İktidarın kadınlar tarafından ilk elde püskürtülen bu hamlesine karşı en geniş toplumsal tepki ortaya konulmalı.

* Bütün demokrasi ve halk güçlerini bu somut adımlar etrafında ortaklaşarak, yerellerde halk toplantıları, buluşmaları ya da farklı demokratik eylem biçimleriyle toplumsal mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.”