DİB’ten helikopter raporu: Hala idari bir soruşturma yok

DİB’in, Van’ın Çatak ilçesinde helikopterden atılan yurttaşlara ilişkin hazırladığı raporda, tanıklıklara yer verilerek, “Avukatın beyanına göre, açılmış ve yürüyen idari bir soruşturma yoktur” denildi.

Demokrasi İçin Birlik (DİB), Van’ın Çatak ilçesinde operasyona çıkan askerler tarafından 11 Eylül’de gözaltına alınan Servet Turgut ve Osman Şiban’ın daha sonra helikopterden atılmasına ilişkin hazırladığı raporu yayınladı. DİB koordinasyonunu temsilen Perihan Koca, Salih Zeki Tombak ve Ayşegül Devecioğlu’ndan oluşan heyet, 9 Ekim’de Van’a giderek, Servet Turgut’un ailesiyle görüşme gerçekleştirmişti.

Yapılan görüşme ve edinilen gözlemler çerçevesinden hazırlanan rapor, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı, TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Van Cumhuriyet Başsavcılığı, AKP Grup Başkan Vekilliği, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkan Vekilliği, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkan Vekilliği, İyi Parti Grup Başkan Vekilliği, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grup Başkan Vekilliği, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Demokrasi ve Atılım Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İnsan Hakları Derneği (İHD)Genel Merkezi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Barolar Birliği,  İstanbul, Ankara, İzmir ve Van barolarına gönderildi.

‘6 aile bulunmakta’ 

Raporda, “11 Eylül 2020 günü, Van’ın Çatak ilçesi ile Şırnak’a bağlı Beytüşşebap arasında kolluk güçlerinin bir operasyon yaptığı biliniyor. Çeşitli yönleriyle anlatacağımız vakanın geçtiği yerleşimin etrafında önce 2, sonra 8 adet Skorsky helikopterin çatışmaya katıldığı ve çatışmalarda karşılıklı kayıpların yaşandığı köylülerce ifade edilmektedir. Operasyon sonrasında kolluk güçleri, aslen Beytüşşebap’a bağlı ama Çatak kırsalında bulunan Andiçen Mahallesi Sürik mezrasına, yanlarında Servet Turgut olduğu halde gelirler ve köyden Osman Şiban’ı da alırlar. Mezrada o tarihte 6 aile bulunmaktadır. Ayrıca mezranın ve çatışma bölgesinin yakınında göçer Yörük çadırlarının bulunduğu, yine olay günü Sürik mezrasında bulunan köylülerce ifade edilmiştir” denildi.

Valilik açıklaması

Van Valiliği’nin konuya ilişkin yaptığı açıklamaya da yer verilen raporda,  “Valilik açıklamasında Servet Turgut’un hastaneye kaldırılmasına ‘kayalık alanda düşme’ şeklinde bir açıklama getirilmeye çalışılmışsa da, Osman Şiban’ın neden hastaneye getirildiğine ve 9 gün boyunca hangi nedenle tedavi edildiğine dair bir açıklama yer almamaktadır. Valilik açıklamasında, Servet Turgut ve Osman Şiban’ın ‘usulüne uygun olarak muhafaza altına alındığı’ iddia edilmekle birlikte, ailelerin avukatı Baran Bilici, gözaltı usullerinin hiçbirinin uygulanmadığını ifade etmektedir. Ayrıca olayın tanıkları olan köylülerin anlattıkları da farklıdır” diye belirtildi.

Kardeş Şiban’ın anlatımları

Raporda, Osman Şiban’ın kardeşi Cengiz Şiban’ın olaya ilişkin anlatımlarına ise şu şekilde yer verildi: “Bölgede bir operasyon olduğunu ve silah seslerinin duyulduğunu; o yüzden Servet Turgut dışında kimsenin o gün yaylaya çıkmadığını, sabah saatlerinde askerlerin helikopterle köy meydanına indiğini; ‘Öfkeliyiz. Acımız var, acısını sizden çıkartacağız’ dediklerini, herkesi diz çöktürdüklerini, bir kaç kişiyi tokatladıklarını, köylüleri ölümle tehdit ettiklerini, kimlikleri topladıklarını; ‘biz köyden gidinceye kadar çökmüş vaziyette kalın’ dediklerini anlatıyor. Cengiz Şiban, devamında akşam saatlerinde askerlerin köye yanlarında Servet Turgut olduğu halde yeniden geldiklerini; Servet Turgut’un o esnada her hangi bir darp izi olmamakla beraber, yüzünün korkudan bembeyaz olduğunu ve Osman Şiban’ı sorduklarını; ‘benim’ diyen Osman Şiban’ı da alarak köydeki tepeye götürdüklerini, götürürken her ikisinin de enselerine vurduklarını, sürüklediklerini Osman Şiban ve Servet Turgut’u yaka paça helikoptere ‘attıklarını’, ayakkabı ve şapkalarının orada kaldığını söylüyor.”

‘200 asker bulunuyordu’

Servet Turgut’un kardeşi Naif Turgut‘un, “Abimin tarlası çatışma bölgesine 1-2 km uzaklıkta. Askerler abim tarlada saman basarken yanına geliyor ve ‘sen bunlara yardım ve yataklık mı yapıyorsun?’ diye soruyor. Abim ‘geçim derdinde insanlar’ olduklarını söylemiş. Biraz kekemedir abim. Köye getirdiler ve Osman’ı da aldılar” sözlerine yer verilen raporda, “Osman Şiban’ın köydeki yakınları, askerlerin tehditlerine rağmen onları takip ettiklerini; her ikisini, Servet Turgut’un biçilen otları çuvalladığı, saman basma denilen çuvallama işini yaptığı alana götürdüklerini ve orada yaklaşık 200 askerin bulunduğunu anlatıyorlar. Cengiz Şiban köyde telefonların çekmediğini, iki gün sonra telefonların çalıştığı bir yere giderek ailelere bilgi verdiklerini de ekliyor. DİB heyeti olarak Van’da Servet Turgut’un ailesi ve yakınlarıyla görüştüğümüzde, bu telefon sonrasında yakınlardaki karakollara sorduklarını; rütbeli bir asker, kişinin ancak ‘basına gideceğiz’  demelerinden sonra yaralıların Van Bölge Araştırma Hastanesi’nde oldukları bilgisini verdiğini söylediler. Bu bilgiyi aldıkları tarih 14 Eylül 2020’dir” ifadelerine yer verildi.

‘İlk kez karşılaşılan bir olay değil’ 

Raporun devamında, “Fakat Valilik açıklamasında söylendiği üzere S.T ve O.Ş. önce özel Lokman Hekim Hastanesi’ne götürülmüşlerdir. Ancak bu hastaneden çıkarılmalarıyla, Van Bölge Araştırma Hastanesi’ne götürülmeleri arasında 4 saatlik bir boşluk bulunmaktadır. Özel Lokman Hekim Hastanesi’ne girişleri yapılırken, Epikriz tutanağına getirenlerin verdiği bilgi üzerine Osman Şiban için ‘Helikopterden düşme sonrası yaralanma’, Servet Turgut içinse ‘yüksekten düşme sonrası yaralanma’ açıklamaları yazılmıştır. Esasen bölgede sivillerin kolluk güçlerince hiçbir usule bağlı kalmaksızın gözaltına alınması ve sivil ölümleri ilk kez karşılaşılan bir durum değildir. Bu uygulamaların daha önce çok sayıda örneği görülmüştür. Bu olayı ilginç kılan ‘helikopterden atma’ uygulaması da değildir. Çünkü 1990’lı yıllardan başlayarak, sağ yakalanmış örgüt mensuplarının veya örgüt mensubu olduğu kabul edilen kişilerin helikopterden atılması iddiaları sıklıkla dile getirilmektedir” denildi.

Farklı kılan dört unsur 

Bu olayı farklı kılan 4 unsur ise raporda şöyle sıralandı: “1- Helikopterden düştüğü söylenenlerin sıradan köylüler olması. 2- Daha önemlisi ölmemiş olmaları. 3- Ağır yaralı halde hastaneye getirilmeleri. 4 ‘Helikopterden düşme sonucu yaralanma’” ibaresinin, bizzat yaralıları hastaneye getiren kolluk kuvveti mensuplarınca kayda geçirtilmiş olmasıdır.”

Raporda, “Osman Şiban boyun, el, elmacık kemiği ve kaburga kırıkları, ezik ve iç kanama teşhisi ile tedavi altına alınmış; 20 Eylül 2020’de taburcu edilmiştir. Savcılığın, her iki ailenin de avukatı olan Av. Baran Bilici’nin de hazır bulunduğu bir ortamda ifade alma girişimi, Osman Şiban’ın, zaman ve mekân algısının olmaması, ağır hafıza kaybı yaşaması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Kendisi şu anda ailesi tarafından götürüldüğü Mersin’deki evindedir. Servet Turgut ise kafatasında, kaburgalarında, parmak, el ve kollarında, bacak ve ayaklarında kırıklar ve iç kanamalarla hastaneye kaldırılmış 21 gün yoğun bakımda ve bilinci kapalı kaldıktan sonra hayatını kaybetmiştir” denilerek, görgü tanıkların her ikisinin de sağlıklı bir halde gözaltına alındığını söyledikleri belirtildi.

Ölüm belgesi verilmedi

Kolluğun aileye tehditkâr yaklaştığı belirtilen raporda, “Servet Turgut’un ölümünden sonra taziyeye gelenlere polisin saldırısında da ortaya çıkmıştır. Kolluk güçleri taziye esnasında aileye de, taziyeye gelenlere de şiddet uygulamıştır. Servet Turgut’un 30 Eylül günü yaşamını kaybetmesinden 9 gün sonra ailesi ile görüştüğümüzde, ‘ölüm belgesi’ almak için günlerdir uğraştıklarını fakat savcılığın sözlü talimatı nedeniyle bu belgeyi alamadıkları için, bürokraside ve bankalardaki işlemleri yapamadıklarını ifade etmişlerdir” denildi.

‘Kızı hayallerini anlattı’

Turgut’un ailesi ile yapılan görüşmeye de yer verilen raporda, şöyle devam edildi: “Hayatını kaybeden Servet Turgut’un kardeşi Naif Turgut, olayın nasıl gerçekleştiğini anlattıktan sonra, ‘Askerlik yapmak, vergi vermek, seçimlerde oy kullanmak dahil her türlü vatandaşlık sorumluluğunu yerine getirdiğimiz halde, devlet bu hukuksuzlukları, bu vahşi cinayetleri bize neden reva görüyor’ dedi. Servet Beyin büyük kızı Emine, babasıyla ortak hayallerini anlattı. Acısını çarpıcı bir dille dile getirdi. Amcaoğlu Adil Bey de, durumdan nasıl haberdar olunduğundan başlayarak, sürecin gelişimi üzerine kendi tanıklıklarını anlattı. Görüşme bittikten sonra arabalara gidilirken Servet Turgut’un o ana kadar hiç konuşmamış olan eşine başsağlığı dilediğimizde önce akıcı bir Kürtçe ve daha sonra akıcı bir Türkçe ile ‘Onu 20 sene hapse atsalardı, gider ziyaret ederdik. Silahla üzerine ateş etseler, öldü diye üzülürdük. Ama vücudunun bütün kemiklerini kırmak. Bunu bir insana neden yaparlar; bunu yapanlar nasıl insanlardır?’ dedi ve ‘o gün, o helikopterde olan ve bu suçu işleyenlerin kimler olduğunun ortaya çıkarılmasını, yargılanmalarını istiyorum’ diyerek konuşmasını bitirdi.”

Bir heyet de Mersin’e gitti

Raporda, DİB bileşenlerinden Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ile Halkların Köprüsü Derneği Genel Sekreteri Yusuf Ak’ın, Adana ve Mersin’den HDK İl Meclisi üyelerinin ve HDP yöneticilerinin yer aldığı diğer bir heyetin ise, Mersin’de hem Turgut’un ailesiyle ve hem de Şiban’ın ailesiyle görüştüğü belirtilerek, “Osman Şiban’ın hafıza kaybına ek olarak hastaneye götürülmeye direndiğini ve gitmek istemediğini, doktorun ise eve gelmediğini öğrendiler. Tıbbi ve psikolojik destek için sorumluluk üstleneceklerini aileyle paylaştılar” denildi.

Hukuki sürece de yer verildi 

Hukuki sürece ilişkin ise raporda şunlara yer verildi: “Rutin olarak olay sonrasında adli ve idari soruşturma açılması gerekirdi. Avukatın beyanına göre, açılmış ve yürüyen idari bir soruşturma yoktur. Başsavcılık soruşturma açmış olmakla birlikte Servet Turgut bilinci açılmadan hayatını kaybettiği ve Osman Şiban hafıza kaybı yaşadığı için mağdur tanıklıkları şu ana kadar söz konusu olamadı. Köylülerin tanıklığına başvurulmadı. Buna rağmen Dosya hakkında gizlilik kararı verildi. Dolayısıyla avukatların da soruşturmanın seyri hakkında bilgi sahibi olması engellenmiş bulunuyor. Konuyu haber yapan gazeteciler ise, bu haberi yayınlayarak ‘devlet aleyhine propaganda’ yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındılar ve tutuklandılar. Devlet, kamu görevlilerinin Kürtlere karşı işlediği her türden suçun yargı süreçlerine karşı himaye edilmesi ve mutlak cezasızlık politikasını bu davada da sürdürmeye kararlı görünüyor.

 Aydınlatılmalı 

Bölgedeki bu ağır ve karanlık hava devam ettiği sürece; rejimin baskısı ve kolluk güçlerinin hukuk dışı uygulamaları ve vesayet altındaki yargının suçluları cezasızlıkla ödüllendirmesi benzer olayların önü açacaktır. Servet Turgut ve Osman Şiban’ın gördükleri işkence, Servet Turgut’un ölümüne neden olan helikopterden ‘düşme’ olayı aydınlatılmalı, suçu işleyenler, bu yönde emir verenler ve suçluları himaye edenler rütbe ve makamları ne olursa olsun yargı önüne çıkarılmalıdır. DİB bu davanın hukuki süreçlerini, demokrasi güçlerinin en geniş birliği ve dayanışmasıyla, ısrarla takip etmeye; bu davanın unutturulması ve hasıraltı edilmesine karşı ülke içinde ve dışında kamuoyu baskısı yaratmaya kararlıdır.

İnsanlık dışı tutum 

DİB olarak, insani, ekonomik, toplumsal, ekolojik yıkıma yol açan ve 40 yılı aşkın süredir devam eden çatışmaların, ortak yaşamı gözeten demokratik, barışçıl yöntemlerle sona erdirilebileceğine inanıyoruz. Kürt sorunu, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi temelinde çözülebilir.  İnsanlık dışı tutum ve davranışlar ve bizzat devlet eliyle yöneltilen anti demokratik hukuk dışı uygulamalar, sorunun derinleştirmesinden ve bütün ülkenin yararına olacak barışçıl çözümden uzaklaşılmasından başka bir şeye hizmet etmez.”

https://demokrasiicinbirlik.com/2020/10/23/demokrasi-icin-birlik-van-raporu/