Cumartesi Anneleri, 684. haftalarında Halil ve Kasım Alpsoy’un akıbetini sordu

Cumartesi Anneleri 684. oturma eyleminde, kuşaktan kuşağa aktarılan adalet mücadelesinin 24. yılında Kasım ve Halil Alpsoy dosyasındaki hakikatin açığa çıkarılmasını ve kaybedenlerin yargılanmasını talep ettiler

Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınları, 684. kez evlatlarının akıbetini sordu. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları “Failler belli kayıplar nerede?” pankartı açarak gözaltında kaybettiklerinin fotoğraflarını ve karanfiller taşıdı.

Cumartesi Anneleri’nin 684. oturma eylemine CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile beraber çok sayıda insan hakları savunucusu katıldı.

Açıklamada konuşan Maside Ocak şunları söyledi:

Kullandırılmayan haklarımızdan vazgeçmediğimizin ifadesi olarak Galatasaray Meydanı’ndayız. 684. haftamızda 1994’te 1 hafta arayla gözaltına alınan ve gözaltına alındıkları inkar edilen iki kuzen olan Halil ve Kasım Alpsoy’un akıbeti açıklansın demek için buluştuk…

“Analar gelin hep birlikte olalım”

Ocak’ın ardından 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız söz alarak şunları söyledi:

Her zaman yanımızda olup da bugün cezaevlerinde olan insanlara buradan bir selamım olsun. Acı yılları kaplayınca yükü de söylemi de çok ağır oluyor. Maside Ocak, Hasan Ocak’ın dosyasında ‘Bugün Hasan Ocak’ın sofrası etrafında toplanmışız’ demişti. Baktım ki sofrada acı, öfke, isyan bundan başka bir şey görmedim… Herkes kendi eserlerinden bahsediyor. Bundan önceki hükümetin eserleri işte burada. Şimdiki hükümetin eserlerini saysam polisler yine bir şey diyecekler, yazacaklar, çizecekler burada konuştuklarımızı. Ama ben konuşacağım. Savcıya buradan selam da gönderdim. Oğlumu gözaltına alanlarla beni yüzleştirin. Ne yazık ki savcıdan bir ses çıkmadı. Roboski, Gezi, Suruç, Taybet Ana’nın sokak ortasında kalmasından tutun da  saymakla bitmez zulümleri. ‘Hukuk’ diyorlar. Avukatlar içeride. ‘Yargı, demokrasi var’ diyorlar ama basın susturuluyor, televizyonlar kapatılıyor. Bizim kayıplarımızı bizden aldıkları gibi haber haklarımızı da elimizden alıyorlar. Bu yapılanları meydanlarda duyurmak için de buradayız. Bu ülkede ateş düşmeyen ev yok. Ama bir araya gelemiyoruz. Buradan bütün ağlayan annelere sesleniyorum. Analar gelin hep birlikte olalım. Acılarımızı birlikte yaşayalım ama yaşayamıyoruz.

Yıldız sözlerini HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş ve diğer vekillerin tutukluluklarını eleştirerek sonlandırdı.

“Dedemin bir mezarı olsun”

Yıldız’ın konuşmasının ardından Kasım Alpsoy’un torunu Samet Alpsoy şu ifadeleri kullandı:

Ben Samet 9 yaşındayım. 24 yıl önce dedem Kasım Alpsoy kaybedildi. Ben dedemin bulunmasını istiyorum. Annem artık üzülmesin istiyorum. Annem dedemin bir mezarı olsun istiyor. Dedemin bir mezarı olsun.

“Dedemi ve kayıpları istiyorum”

Kasım Alpsoy’un torunu Gülbahar Alpsoy ise şöyle konuştu:

Tam 24 yıldır dedem kayıp. Dedemi aramaya 6 yaşında başladım ve bu meydanda soluk resminden tanıdım. Oysa elinden tutup gezmek isterdim… Benim dedem devrimci olduğu için kaybedilmiş. Ama sizden bir farkı yok ki. O da bir eş, baba, evlat. Dedemi bizden alan devlet er yada geç bunun hesabını gerçek yargı önünde verecek… Dedemi ve kayıpları istiyorum. Kayıplar bulunana kadar bu meydanı terk etmeyeceğiz.

Bu haftanın basın metnini Cumartesi İnsanları’ndan Hatice Onaran okudu. Onaran konuşmasına şu sözlerle başladı:

Elimizden zorla alınan sevdiklerimizden ve bize kullandırılmayan haklarımızdan u com vazgeçmeyeceğiz. Gözaltında kaybetmeler, geçmişle yaşanmış ve geçmişte kalmış ağır hak ihlalleri değildir. Gözaltında kaybedilenlerin akıbetleri açıklık kazanıncaya kadar bugüne laşınan, bugün de devam eden suçlardır. Devletin dün de bugün de gözaltında kaybetme suçlarını etkili bir biçimde soruşturma, kovuşturma ve hakikati açığa çıkartarak, failleri işlenen suçla orantılı bir biçimde cezalandırma yükümlülüğü vardır.

“24 yıllık cezasızlık son bulsun”

Konuşmasının devamında Kasım ve Halil Alpsoy’un gözaltına alındıklarının inkar edildiğini belirterek sözlerini şu şekilde tamamladı:

Gözaltında kaybedilen Kasım ve Halil Alpsoy’un başına gelenleri bilmek ailelerinin ve toplumun temel insan hakkıdır. Devlet, Kasım ve Halil Alpsoy’ un akıbetleriyle ilgili ailelerini ve toplumu bilgilendirme zorunluluğunu yerine getirsin. Gözaltında kaybedilişlerinin 24. yılında adli makamları Kasım ve Halil Alpsoy dosyalarında etkin bir soruşturma yaparak maddi gerçeği açığa çıkarma ve adaleti sağlama görevini yerine getirmeye çağırıyoruz. 24 yıllık inkâr son bulsun, Kasım Alpsoy’un bulunduğu yer açıklansın. 24 yıllık inkâr son bulsun, Halil Alpsoy’un gözaltmda kaybedildiği açıklansın. 24 yıllık cezasızlık son bulsun, Kasım ve Halil Alpsoy’u kaybedenler yargılansın.

Ne olmuştu?

37 yaşındaki Halil Alpsoy, 12 Mayıs 1994 gecesi eşi ve 40 günlük bebeğiyle birlikte, akraba ziyaretinden dönüyordu. İstanbul Kanarya’daki evinin önüne geldiğinde kendisini bekleyen sivil polisler tarafından gözaltına alındı. Eşi itiraz edip bağırınca kimliklerini gösteren polisler; “Merak etme, karakola kadar götürüyoruz, yarım saat sonra gelir.” dediler ve Halil Alpsoy’u Beyaz Toros marka araca bindirerek götürdüler. Halil Alpsoy bir daha evine dönemedi.
1 8 gün sonra işkenceden tamnmaz hale gelmiş bedeni, İstanbul’a 530 km uzaklıktaki Kırıkkale’de ormanlık bir alanda bulundu. Ailesi onu elindeki çocukluktan kalma izden teşhis edebildi.
Halil Alpsoy’un gözaltına alınmasından bir hafta sonra polisler amcasının oğlu Kasım Alpsoy’un Adana’daki evine de baskın yaptı, Uzun menzilli silah ‘taşıyan çelik yelekli polisler 18 Mayıs 1994 günü sabaha karşı 30 yaşındaki Kasım Alpsoy’u gözaltma alarak Adana İstihbarat Dairesi’ne götürdü.
Gözaltına alındığı günün akşamı Kasım Alpsoy’u serbest bırakıp kimliğini alıkoydular, “Yarın gel, kimliğini al” dediler. Eve geldiğinde işkenceden perişan haldeydi. Ertesi gün kimliğini almak üzere bir akrabasıyla MİT binasına gitti. Akrabası bütün gün kapıda bekledi ancak Kasım Alpsoy o binadan bir daha çıkamadı.
Bugüne kadar Kasım ve Halil Alpsoy’un gözaltına alındıkları inkâr edildi. Ailelerinin tüm başvuruları karşılıksız bırakıldı.

Kaynak: Sendika.Org