“Biz uçuyoruz”, “Hem de buzdolabımız var” – Fikret Soydan

Başka ülkeler, başka araçlarla uçmakta iken, Türkiye ekonomisinin buzdolabı ile uçması ilgi çekici bir İslamcı-Türk icadı olmalıdır.

Bugünlerde ülkemizde yaşananlar, biraz düşünen herkes için, traji-komik niteliktedir. İnsan, bir olay karşısında, gülmekten kendini alamıyor ama olay aslında trajiktir. Mutlaka o olay nedeni ile canı yanan ve “ağlayan” vardır. Ama birçok kişi, kendini gülmekten alamıyor. Belki de, artık akıl ve izanın bir anlamı kalmamış olmasındandır. Belki de, bu hâl, delirmeden önceki insan hâlidir; derler ki, delirmeden önce insanda bir gülme hâli oluşurmuş.

Mesela ekonomik kriz, pandemi ve bu ikisinin bileşimi, bu durum karşısında Muktedir ve Saray erkanının, Saray basınının vb. tutum ve davranışları ayrı ayrı traji-komiktir. Bir yandan insanlar pandemi nedeni ile ölüyor, kriz nedeni ile işlerini kaybediyor, ağır yaşam koşulları altında hayatta kalmaya çalışıyor, ama diğer yandan yaşananlar karşısındaki tutum, hayret verici, ibretlik sahneler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Mesela maske meselesini ele alın. Ülkede maske “dağıtıyoruz, dağıtacağız” diyen “Şahsım”, sizce bir talk-showcu olarak Cem Yılmaz’ın (Cem Yılmaz bizi bağışlasın) işine mi soyunmuştur? Belki de öyledir. Şahsım, bay %10 olarak da tanınır ve Cem Yılmaz’ın işinden eğer %10 Bilal’in vakıflarına gitmiyorsa, o işe de el atabilir. Bir ülkenin cumhurbaşkanı olmayı çoktan aşmış, bölge ve dünya “lideri” olduğu kesinleşmiş, hatta ve hatta kutsal bir kişi olduğu yolunda hayli söylentiler yayılmış olan bir kişi, nasıl olur da, maske meselesi ile kendini bu kadar gülünç duruma sokar ve bundan da utanç duymaz?

Mesela Muktedir, üniversite sınavlarını habire ertelemişken, tutup da, “ustalık dönemi” danışmanları ile birlikte YouTube’da, öğrencilerin karşısına çıkarken, kendisinin protesto edileceğini düşünmez. Gelen protesto mesajları karşısında “yorum”ları kapattıklarına göre, bu protestoyu beklemiyor, asrın liderinin üniversitelilerce sevgi ile kabul edileceğini sanıyor olduklarını kabul edebiliriz. Sizce bu hâl, komik değil mi? Peki, bu durumda Cem Yılmaz nasıl talk-show yapabilir ki?

İşte “Şahsım”, doların yükselmesi 7,30’lara ulaşması karşısında, Kurban Bayramı’nın ardından, ekonominin çok da iyi olduğunu anlatmak için, “biz uçuyoruz ama bazıları bunu görmüyor” diye bir konuşma yapmıştır.

Damat, Hazine Bakanı, “yanıtlarını sorulayan Ahmet Hakan”a, sen maaşını dolarla mı alıyorsun diye sormuştur. Program, Ahmet Hakan’ın, Bakan Damat’ın “yanıtlarını sorulaması” üzerine kurulmuş olduğu için, Ahmet Hakan, aslında aldığı dolarları düşünerek şaşırmıştır.

Sizce bu ikili, “Şahsım ve Damat”, bunları kendileri mi söylüyor, yoksa “söyleten” mi var?

Acaba “biz uçuyoruz” ama bunu kimse görmüyor dediğiniz zaman, buzdolabı ile bunun bağını kurabilmeniz büyük bir marifet midir? Bu işte derin bir zekâ, bizim anlamakta zorlanacağımız bir “derin” bilgi birikimi mi var? Yoksa, tüm bunları düşünmek yerine, beynimizin otomatik olarak devreye girmesine müsaade edip, kahkaha atmamızı sağlamasına izin mi vermeliyiz?

“Şahsım”, acaba, hangi durumlarda uçmaktadır?

Uçmak, oldukça imrenilecek bir eylemdir. Acaba, Ayasofya’yı camiye çevirmiş bir lider olarak Erdoğan, bazı saatlerde uçmakta mıdır? Eğer öyle ise, “uçmak” sözcüğü uçak ile gitmek anlamına da gelmiyorsa, nasıl gerçekleştirilmektedir? Mesela belli saatlerde, Galata Kulesi’nden Haliç’e kanatlanmak bunun içinde midir? Eğer öyle ise, saygı duyulacak bir eylemdir. Zira, Tophane’nin karanlık sokaklarında eroin ile uçmak eylemi ile tam zıt bir eylemdir.

Kimsenin görmemesi ise, bu uçma eyleminin “tanrısal”, “ilahi” bir eylem olduğu anlamına mı gelmektedir? Öyle ise, “gaipten haber verme” hâli de yakında ortaya çıkacaktır. Ne diyelim hayırlara vesile olsun!

Damat’ın maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz sorusu ise, aslında, 5-8 yaş arasındaki çocukların zekâ düzeyine işarettir. Damat, yaşına uygun bir zekâ düzeyini yansıtmıyor. Ya çok altındadır ya da bizim anlayamayacağımız kadar üstündedir. Damat, seyirciye diyor ki, sen maaşını dolarla almıyorsan, dolardan, doların artmasından sana ne? Oysa doğrusu, ülkemizde maaşını dolarla alan var ise, o kişi doların yükselmesinden olumsuz anlamda etkilenmez. Dolar ve enflasyon, aynı oranda yükselmiş ise, ki çoğunlukla dolar daha fazla artar, kişinin yaşam standartları bu durumdan etkilenmez. Ama eğer siz TL ile maaş alıyorsanız, maaşınız her dolar yükselişinde, biraz daha düşer ve hayat pahalılığı, sizin alım gücünüzü sürekli düşürür. Bunun için, asgarî ücretin kaç dolar ettiği bir ölçüm metodudur ya da asgarî ücretin kaç kilo et, kaç simit, kaç yumurta, kaç bira ettiği hesaplanarak gerçek durum için ölçüler aranır. Ama Bakan Damat, öyle bir zekâya sahiptir ki, “maaşın dolarla değil ise, doların yükselmesi karşısında sevinemezsin” demeye çalışıyor. Kendisi öyle yapıyor olmalıdır.

“Şahsım”, ne kadar şahsım ise, Damat da, o kadar kendi serveti ile ilgilidir. Hazineyi, kendi servetini artırmanın aracı olarak ele almaktadır. Bu durumda, dolar yükseldiğinde, “ülkenin hâli” diye bir dertten çok, mevcut dolarlarının karşılığının artması nedeni ile sevinç duymaktadır. Yüzündeki anlamsız gülme, aslında doların verdiği gıdıklanma hissinin dışa vurumudur.

Hem Şahsım, hem de Damat, aslında hiç ciddiye almadıkları halkın karşısında, değişik ruh hâlleri ile konuşmaktadırlar. Bu ruh hâlini anlatmak için halk arasında, “acaba ne içiyorlar” diye sorular sorulması, tam da yerinde olmalıdır.

Uçmamızın kanıtı, “buzdolabı satışları”dır. 2002’de onlar iktidara geldiklerinde, 1 milyonu biraz geçmekte olan buzdolabı satışlarının, bugün 2 milyon olduğunu söylemektedirler. O kadar özensizdirler ki, 1.750 bin buzdolabı satışı olduğunu beyaz eşyacılar derneğinden bile almamaktadırlar. 2002’de kaç aile vardı, bugün kaç aile var? 2002 yılında kaç aile büyük aile olarak yaşamakta idi, bugün kaç aile öyledir? Bu sorular bile fazladır. Başka ülkeler, başka araçlarla uçmakta iken, Türkiye ekonomisinin buzdolabı ile uçması ilgi çekici bir İslamcı-Türk icadı olmalıdır.

Ülkenin toplam borcu, 431 milyar dolardır. Borç yiğidin kamçısı olduğuna göre, bir şiddetli uçma hâline işaret olabilir.

165 milyar dolar, yıl sonuna kadar ödenmesi gereken borçtur ve buna cari açık eklenirse 190 milyar doları geçeceği tahmin edilmektedir. Bu durum, aşağıya doğru bir uçma hâlidir.

İnsanların kredi kartı borçları, bireysel kredi borçları, şirketlerin ticari kredi borçları tavan yapmıştır ve bu da batağa doğru uçma hâlidir.

Pazarda alışveriş yaparken insanların filelerinin yarısı uçmuştur, ceplerindeki paralarının yarısı uçmuş buharlaşmıştır. Bu fakirleşme, yeni zenginler yaratmak demek olduğuna göre, bir başka uçma hâlidir. Bir avuç azınlık yukarı doğru, dolarlarına dolar, servetlerine servet katarak uçmaktadır, milyonlarca insan ise yokluk, yoksulluk ve açlığa mahkûm durumdadır.

İşsizlik, %30’lara dayanmıştır. Ama TÜİK istatistikleri, çalışan sayısı artmadığı halde, çalışan sayısı 2 milyon 411 bin azaldığı hâlde, işsizliğin düştüğünü göstermektedir. Bu, gerçekliğini kaybetme anlamında bir uçma hâlidir.

Toplam çalışanların %30’u, TÜİK istatistiklerine göre kayıtdışı, yani sosyal güvenceden yoksun olarak çalışmaktadır. Bu, uçmak değil ise nedir?

Türk Telekom, yaklaşık 10 milyar dolarlık bir dolandırıcılık rakamı ile özelleştirilmiş, sonuçta da üç bankaya devredilmiştir. Bu yağma, bir uçma hâlinin göstergesi olarak ele alınabilir, kuşkusuz.

Tekel, 300 milyona özelleştirilmiştir. Ardından Tekel’i alanlar 900 milyona satmıştır ve onlar da 2 milyara satmıştır. Bu, aslında bazı zenginlerin yağmalamaktan uçma hâli yaşadıklarının kanıtıdır.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi olayı, bir başka yağma olayıdır ve birilerini uçurduğu konusunda şüpheye yer yoktur.

SEKA, kâğıt fabrikaları, öyle özelleştirilmişlerdir ki, tam bir uçma hâline, yağmaya örnek olarak gösterilebilir.

TÜPRAŞ, benzer bir başka yağmalama, bir başka uçma hâli örneğidir.

Maden ocakları, HES projeleri, otoyollar, dolarla fiyatlanmış ve geçiş garantisi verilmiş köprüler, birer uçma hâli göstergesidir. Mesela Damat bilir mi bilmiyoruz, o dolar kuru yükseldikçe, borçlar yükseldiği gibi, köprülerden vb. kazanan firmaların gelirleri de uçmaktadır.

Merkez Bankası’nın hâli de bir uçma hâlidir. Merkez Bankası (MB)’nın döviz rezervleri, doları bir düzeyde tutmak için harcanmış ve bugün -32 milyar dolar düzeyindedir. Eksi (-) rezerv ne demektir? Bankalara dolar hesabı açmış olanların açtıkları hesapların belli bir oranını, bankalar MB’na karşılık olarak yatırmak zorundadır. Diyelim ki, 1000 dolar hesabı olan bir kişinin 1000 doları karşılığında ilgili banka, MB’na, 220 dolar yatırır. İşte eksi 32 milyar dolar rezerv dediğimiz zaman, bu karşılıkların harcanmış olduğu söylenmiş olur. Yani, MB’da rezerv olarak dolar yok, hatta 32 milyar dolar da fazladan harcanmış demektir. Biz MB’nı soysak, bu suç olmaktadır, ama mevcut Saray Rejimi, MB’nı soymuştur.

Doları bir seviyede tutmak için, MB, kamu bankaları aracılığı ile piyasaya dolar satmıştır. Bu bankalar, aslında kendilerinin olmayan bir parayı vermişlerdir ve kamu bankalarının dolar açığı da 11 milyar dolardır.

İşsizlik fonu yağmalanmıştır. 110 milyar tekellere, Saray Rejimi’nin desteklediği bir gruba aktarılmıştır.

“Rant, yağma ve savaş ekonomisi”, tam anlamı ile iflas etmiştir. Ve bu elbette ki bir uçma hâli olarak değerlendirilebilir.

Ülkenin tarımı yok edilmiş, uçurulmuş, uluslararası tekellerin çiftliğine çevrilmiştir. Ülkenin eğitim sistemi çökmüştür. Ülkenin sağlık sistemi çökmüştür.

Bu örnekler uzatılabilir.

Şimdi, Şahsım ve Damat, sizce gerçeklikle bağlantılı mıdır? Gerçeklikle bağı olmayanlar, kelimenin mecaz anlamında “uçma” hâlindedir. Onlar sadece kendi aile “gerçekliğine” bağlıdırlar ve bunun dışında gerçeklikle bağları kopmuş durumdadır. Bu nedenle, bir “uçma” hâli ortaya çıkmıştır. Ama bu uçma hâlinin buzdolabı ile bağlantısı, epeyce bir “derin” konu olduğundan, kimse kendini gülmekten alamamaktadır.

Kaynak: Özgür bir dünya için Kaldıraç / Eylül 2020 / Sayı 230

https://kaldirac.org/biz-ucuyoruz-hem-de-buzdolabimiz-var/