Bir dayanışma modeli olarak ‘evde okullaşma’

Klinik Psikolog Alev Dumanoğlu ile pandemi sürecinde çocukların ve ailelerin içinde bulunduğu durumu, uzaktan eğitimi ve Evde Okullaşma (homeschooling) dayanışma modelini konuştuk. “Okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğrencileri için uzaktan eğitim neredeyse imkansız” diyen Dumanoğlu, “Hepimiz tek başımıza çocuklarımızın bakım ve eğitimini düşünmek yerine 3-4 aile bir araya gelebiliriz. Kendi olanaklarımızı ortaklaştırarak hem çocukların yalnız kalmasını önleyebilir, sağlıklı bir öğrenme ve gelişme ortamı yaratabilir, hem de maddi manevi bakım ve eğitim yükünü aileler arasında paylaşarak hafifletebiliriz” diyor.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 18 milyon öğrencinin eğitim sürecinin aksamaması için TRT kanalları ve internette Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden uzaktan eğitime devam ediyor. Uzaktan eğitim sürecinin sıkıntıları tartışılırken birçok öğrenci, veli ve öğretmen, uzaktan eğitimin tek başına yeterli olamayacağını belirtiyor.

Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nin Mayıs ayında açıkladığı Uzaktan Eğitim Raporu’na göre, ilkokul öğrencilerinin yüzde 90’ı yüz yüze eğitimden yanayken; ortaokul ve lise öğrencileri uzaktan eğitimden yana. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) hazırladığı rapora göre ise, okulların kapatılması ve uzaktan eğitime geçilmesiyle ilköğretim çağındaki öğrencilerin yüzde 60’ı eğitimden uzak kaldı.

Alev Dumanoğlu

İlkokul çağındaki çocukların bakımı ve eğitimi konusunda yeni dayanışma mekanizmaları geliştirilebileceğini ve okullar açılsın mı açılmasın mı tartışmasına sıkışmadan yapılabilecek başka şeyler de olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Alev Dumanoğlu ile pandemi sürecinde çocukların ve ailelerin içinde bulunduğu durumu, uzaktan eğitimi ve Evde Okullaşma (homeschooling) dayanışma modelini konuştuk.

‘Aile içi çatışmalar, iletişim problemleri belirgin düzeyde arttı’

Uzun yıllardır çocuk ve kadın çalışmaları içinde olan bir psikolog olarak pandemi sürecinde çocukların ve ailelerin içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Pandemi, şu anda dünya üzerinde yaşayan insanların yaşı itibariyle hiç bilmediği bir ilk ve zor deneyim. Buna psikoloji dilinde travma diyebiliriz. Pandemi sosyal ve ekonomik olarak hayatımıza bomba gibi düştü. Her konuda olduğu gibi sınıfsal olarak yoksullar bu durumdan daha fazla etkilendi. Orta ve üst sınıf, evlerde izole olma ve uzaktan çalışma şansına sahipken yoksullar ya işsiz kaldı ya da işini kaybetme korkusuyla fabrika ve atölye gibi yerlerde korona olma riskine rağmen çalışmaya devam etti.

Ben işim gereği çeşitli sosyo-ekonomik koşullara sahip gruplarla çalışıyorum. Herkes için söylenebilecek ortak etki sanırım bu bilinmezliğin getirdiği kaygı ve yeni duruma göre hayatlarımızı yeniden yapılandırma ihtiyacı olabilir. Özellikle sağlık ve ekonomi konusunda kaygı çok artmış durumda. Ortaya çıkan bu kaygı durumu da bedensel, zihinsel ve psikososyal olarak insanları olumsuz yönde etkiliyor. 16 Mart’tan bu yana okullar kapalı, çocuklar evde. Çocukların bakımı ve eğitimi özellikle çalışan aileler için büyük sorun. Aile içi çatışmalar, iletişim problemleri, uyku ve yeme bozuklukları belirgin düzeyde arttı. Çocuklar da bu durumdan paylarını fazlasıyla alıyor tabi.

‘Uzaktan eğitim değil, uzaktan bilgilendirme’

Türkiye’de sadece ilkokul çağında yaklaşık 4 milyon öğrenci var. Nüfusun önemli bir bölümünü de ilgilendiren ilköğretim çağındaki çocuklara yönelik uzaktan eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz?

Uzaktan eğitimden kasıt, ders sayısı kadar online (canlı) sınıf buluşmaları. Örneğin ilkokul için Matematik, Türkçe, Sosyal Bilgiler ve Fen Bilgisi diye düşünürsek herbiri için haftada 30 dakikadan 4 online sınıf buluşması ve EBA’dan yayınlanan haftalık 20 şer dakikalık 4 video. Yani haftada 200 dakika, yani toplam 3 saat 20 dakika. Tabii girmeyi başarabilirseniz…

Benim de ilkokul çağında bir çocuğum olduğu için bizzat tecrübemi aktarayım. 15 Haziran’a kadar olan uzaktan eğitim sürecinde biz bütün çabalarımıza ve teknik imkanlara sahip olmamıza rağmen 3 kez derse girebildik. O derslerde de yaklaşık 30 kişilik sınıftan 4-5 çocuk girebilmişti. Uzaktan eğitimin daha iyi yapılandırılmış hali belki lise ve üniversite öğrencileri için pandemi gibi bir durum karşısında mümkün kılınabilir. Ancak okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğrencileri için uzaktan eğitim neredeyse imkansız. Çünkü çocukların başında onları yönlendirecek bir yetişkin bulunmalı, herkesin bir bilgisayarı ve interneti olmalı, Bu koşullara sahip olmayan çok aile var. Kaldı ki EBA’nın alt yapısı da yoğunluğu kaldıramıyor.

Ülkemizde ne yazık ki eğitim deyince tek akla gelen akademik bilgi oluyor. İlkokula başladığınız andan itibaren tek hedef bir gün üniversite sınavını kazanmak. Oysa eğitim bedensel, zihinsel ve psikososyal etkileşimli bir gelişim sürecidir. Toplumsal yaşamın içinde gelişimin bir parçasıdır. Akranla birlikte öğrenme, toplumsallaşma halidir. Sosyal yaşam becerileri, bedensel aktivite, tek başına okulda var olmak için gerekli özbakım becerileri, iletişim bu eğitim sürecinin önemli kazanımlarıdır. Bir çocuğun ekrandan bilgi aktarımlarını izlemesi bu anlamda eğitim değil, uzaktan bilgilendirme olabilir ancak.

Ayrıca uzaktan eğitim materyalleri video ve oyunların renkli, eğlenceli enerjisini tabi ki yaratamıyor. Bu da çocukların öğrenme sürecine dair motivasyonunu azaltıyor. Çocukların ekran başında eğitime karşı isteksizliklerini ebeveynlerden bol bol duyabilirsiniz. Çocuklar zaten büyük zamanlarını oyun, video izleme gibi aktivitelerle ekran başında geçiriyorlar. Eğitimin de ekran başında olması uzun vadede pek çok ruhsal ve fiziksel soruna yol açabilir.

‘Geniş bahçeli yeni okullar açılmalı’

Özel okullarda uzaktan eğitim olanakları biraz daha farklı. Daha uzun saatler ve daha iyi yapılandırılmış formatlarda eğitim olanakları sunuyorlar. Bu durum aynı sınava girecek çocuklar için bir eşitsizlik oluşturmuyor mu?

Oluşturuyor tabii, her alanda olduğu gibi. Paranız varsa eğitim, bakım her şeyi satın alabilirsiniz. Yoksa verilene razı olursunuz. Akademik bilgi anlamında da en büyük eşitsizlik zaten çok farklı eğitim olanaklarından gelen tüm çocukların bir gün aynı üniversite sınavına girecek olması.
Eğitim, anayasayla koruma altına alınmış temel bir hak ve bu hak eşitsizliğini gidermek devletin sorumluluğunda. Salgın önlemlerine uygun, geniş bahçeli, yeni okullar açılmalı, sınıflar bu duruma göre düzenlenmeli, dünyadaki örnekler incelenmeli, bütçe buna göre planlanmalı. Ama ‘bu durumda ne yapalım’ diyerek uzaktan eğitimi tek seçenek gibi sunuyorlar.
Pandemi sürecinde insanlar ihtiyaçlarını gidermek için çeşitli dayanışma grupları kurdu. Çocukların bakımı ve eğitimi konusunda da dayanışma hattı kurulabilir mi? Kendi kaynaklarımızla neler yapabiliriz?

Sistem insanları geçim sıkıntısıyla, rekabetçi, bireyci ve cinsiyetçi bakış açısıyla günden güne yalnızlaştırıyor. Geçim sıkıntısı ve günden güne artan bir telaş içinde kendi hayatlarımıza sıkışmış durumdayız. Birbirimize güvenimizi, sevgimizi kaybediyoruz, yalnızlaşıyoruz.
Kadınlar ve çocuklar her zaman olumsuzluklardan en çok etkilenenler. Cinsiyetçi rol yüklemeleriyle çocukların bakım ve eğitimi tamamen kadınların omzunda. Okulların açılmaması nedeniyle birçok kadın işinden ayrılıp evde çocuğuna bakmayı düşünüyor. Ya da çocuklara anneanne ve babaanneler bakıyor. Yani yine kadınlar söz konusu…

Pandeminin bir deneyim olarak olumlu bir etkisi, pandemi sürecinde ortaya çıkan ihtiyaçların, insanları bir anlamda zorunluluktan birlikte davranmaya, dayanışmaya yöneltmesi oldu. Bu sistemle tek başına ayakta kalmak, mücadele etmek çok zor ve yıpratıcı. Dayanışma her alanda bizim tek ilacımız.
Bu anlamda çocuk bakımı ve eğitimi konusunda da dayanışma gösterebilir, hepimiz tek başımıza çocuklarımızın bakım ve eğitimini düşünmek yerine 3-4 aile bir araya gelebiliriz. Kendi olanaklarımızı ortaklaştırarak hem çocukların yalnız kalmasını önleyebilir, sağlıklı bir öğrenme ve gelişme ortamı yaratabilir, hem de maddi manevi bakım ve eğitim yükünü aileler arasında paylaşarak hafifletebiliriz. Bunun için tek ihtiyacımız, bakış açımızı değiştirmek, birbirimize güvenmek ve yapabileceğimize inanmak. Eğitim ve bakım genelde annelerin sorumluluğu gibi görüldüğü için bu aynı zamanda bir kadın dayanışması modelidir de.

‘Dayanışma yaşatır, annelere zaman kalır’

Dünyada örnekleri var mı?

Dünyada iyi örnekler var. Mesela, evde okullaşma (homeschooling); Okul dışında, evde ya da farklı bir mekanda aile ya da öğretmenler tarafından yapılan eğitimler için kullanılan bir kavram. Özellikle Avrupa’ da sistem dışı alternatif eğitim arayışları esnasında bir dayanışma modeli olarak genellikle özgürlükçü çevrelerde yaygınlaşmış, çocuk bakım ve eğitiminin ailelerin dayanışmasıyla imece usulü gerçekleştirilmesi hali. Ülkemizde az da olsa okul öncesi dönem çocuğu olan ailelerin dar gruplarla, bu tip dayanışma biçimlerini denediklerini duyuyor, görüyoruz. ‘Başka bir okul mümkün’ gibi aile kooperatifi deneyimlerini biliyoruz.

Bu modelin faydaları neler?

Öncelikle, eğitim ve bakım konusunda ihtiyaçlar dayanışma yoluyla giderilmiş olur. Dayanışma yaşatır, annelere zaman kalır. Çocuklar ve aileler birbiriyle yakınlaşır ve bu sistem dışında da bakım emeği konusunda birbirine destek olur, çocuklar birlikte öğrenir, dost olur, dayanışma büyür. Ayrıca ekonomik kriz içinde olduğumuz böyle bir dönemde eğitimcilere istihdam sağlanmış olur.

Nuray Pehlivan/ Gazete Duvar