Aziz Tunç: “Halkların Mücadelesi Bu Hesabı Görecek”

Maraş Katliamı’nı anlattığı “Beni Sen Öldür” kitabı yüzüden soruşturma açılan yazar Aziz Tunç ile yaptığımız röportajın son bölümünü yayınlıyoruz. Aziz Tunç, katliamı yaşayanların bugünkü durumlarını değerlendiriyor. Araştırmasını yaparken karşılaştığı çarpıcı olayları anlatan Tunç, bugün Maraş Katliamı’nı ele alırken yapılan siyasi hataları de eleştiriyor. Katliamın bir soykırım olduğunu anlatırken Ermeni soykırımı ve Dersim katliamında yaşananlarla da benzerliklerin altını çiziyor.

Çalışmasını ve insanlara ulaşmasını “hayatımın en devrimci işini yapıyorum” diye özetleyen Aziz Tunç ile katliamla hesaplaşmanın yolunu, katliamın üstünün örtülmesi çabasının bir parçası olan soruşturmayı ve bir sonraki projesini konuştuk.

Unutulmasın, hesap sorulsun ve yenileri yaşanmasın diye…

Röportaj: Ecem Özgü, direnisteyiz

10933057_10152718690408406_221964064_n

Yargılama Katliamın Üstünü Örtmekten İbaret

Ve katliamda öldürülen 55 tane insanın faili meçhul. Bu namussuzluk. Namussuzluktur bu ya. Yani böyle yargılama mı olur. Yargılama dediğin şey resmen katliamın üstünü örtmedir.

Size yönelik soruşturma da bunun bir parçası aslında.

Zaten şu anda bizimle ilgili soruşturma da katliamın üstünü örtmek için. Yazdıklarım ortada. Bundan önceki çalışmadan kolayı beni KCK’den yargıladılar. Deseler ki şu eyleme katıldın, bunu yaptın, şurada şöyle konuştun, burada böyle konuştun, anlayacağım. Burada ben sadece ve sadece katliamı etiyle kanıyla yaşamış o insanların acılarını kamoyuyla buluşturmaya çalıştım.

Soruşturmada yaptığınız ““Küllenmiş Olayları Gün Yüzüne Çıkarıyor” diyerek suç ilan edilmiş durumda. Bugün katliama dair daha fazla bilgiye ulaşabiliyorken ve katliamlarla hesaplaşmadan bir adım ileriye gidemeyecek bir katliam “küllenebilir” mi?

Bugüne Kadar Sayıdan İbaret Düşünülüyordu, Onları İlk Kez Tanıyoruz Biz

Maraş katliamında öldürülen insanların hem kimliğini bilmiyorduk hem hikâyelerini bilmiyorduk, hem de resimleri yoktu elimizde. 36 yıl sonra ilk kez bu resimler ortaya çıktı ve beni de başkalarını da çok etkiledi. Mesela çeşitli etkinliklerde resim sergisi açıldı, gösterildi, seremoniler yapıldı, müthiş etkilenildi. Yani bu ilk kez oluyor. Yani katliamda kimin öldüğünü ilk kez görüyoruz biz. Öbür türlü sayıydı ya, sayıdan ibaretti. Döndü Ünver’i siz sayı olarak anlatamazsınız…

Katliam sırasında yaşananlar zaten ortada, bir de katliamı yaşayan o travmayı yaşayan insanların sonrasında da maruz kaldıkları var, evlerinden ediliyorlar…

Yani bu insanların tamamı bana çok net bir şekilde bir şey söyledi: biz sağlıklı değiliz. Yani bunu çok açık söylediler, bu çok etkiledi beni. Psikolojik olarak rahat değiliz diyorlar, bir kere bu bir. İki, bu insanların sosyal anlamda mesela şu çok trajik bir durumlar, sosyal anlamda yaşamın içinde değil bu insanlar. Maraş katliamında katliamı yaşayan insanlar olarak katliama yönelik hareketlerde rol almıyorlar, kendi kabuklarına çekilmişler ve unutulmuşlar.

Yaşananları ve bugüne uzanan etkilerini ortaya çıkarırken bir çok zorluk ile karşılaşmışsınız. Sonuçta “kitabi bilgi”ler değil, etiyle kemiğiyle, acısıyla, korkusuyla tüm duyguları ile insandan bahsediyoruz… Sizi derinden etkileyen bir örneği bizimle paylaşır mısınız?

Araştırmamı yaparken çok dramatik şeylerle karşılaştım. Çok dramatik bir şey yaşadım ben, nasıl anlatayım… Bir kadın almadı bizi içeri…

Sonuçta her gittiğim yere bir referans üzerinden gidiyorum. Kişileri tek tek arayıp bulmak öyle kolay bir şey değil. 1,5 yıl boyunca ben akla hayale gelmedik zorluklar yaşadım. Üstelik de devrimci çevrelerde de ciddi anlamda destek göremedim. Olağanüstü zorluklar yaşadım, yani gün oldu ben yatacak yer bulamıyordum mesela şey yapıyordum. Mesela şuradan şuraya gidiyorum, şehre, 2-3 saat orda geçiyor, dönüşte de 2-3 saat geçiyor, sabah oluyor böylece görüşmeme gidebiliyorum. Yani orada görüşme yapmam lazım, e yatacak yer bulamıyorsun. Ahmet’e güveniyorsun Mehmet’e güveniyorsun, o da ya işim var diyor, ya evde değilim diyor. Atlatıyor ister istemez, yani birşey demiyorum ben kimseyi kınamadım, ayıplamadım sonuçta.

Ben Hayatımın En Devrimci İşini Yapıyordum

Ben devrimci olarak bu işe başladım, bir devrimci olarak yapmam gerekeni yapacağım dedim. Ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun bunu yapacağım dedim, böyle başladım.

İşte bir kadın ile görüşmeye gittik. Bizi içeri almadı. Beni götüren kadın da Kürt, kadın da Kürt ben de Kürt, hepimiz Kürdüz işte, sıcaklaşmak için gerekli her şey var. Beni götüren kadın, kapıyı açan kadına Kürtçe durumu anlattı, neden görüşmek istediğimi söyledi, kadın kapıyı kapattı yüzümüze. Yanımdaki kadın şaşırdı ama ben şaşırmadım. Bu tür tepkiler bekliyordum.

“Şimdiye Kadar Neredeydiniz?”

Beni götüren kadın, kapıyı yüzümüze kapatan kadına kızdı hatta. Dedim, “kızma, sakin olalım. Görüşemeyebiliriz de.” Yani görüşmeyebilir, görüşmeyebiliriz, sorun değil. Sakinleştirmeye çalıştım onu. Onun kızgınlığı şundan; görüştüğü insan yani kapı komşusu, asıl olur yani bana bunu yaptı diye düşünüyor. Ben onu sakinleştirip tekrar kapıyı çaldık. Bir iki denemeden sonra, işte burası çok ilginçtir mesela, boynuma sarıldı ağladı. “Şimdiye kadar neredeydiniz?” dedi… Çok kötü yani gerçekten, şimdiye kadar neredeydiniz dedi.

Ve ben ne yaptım biliyor musun, bu çalışmayı yaparken kitap çıkar mı çıkmaz mı yayınlanır mı yayınlanmaz mı bir şey olur mu olmaz mı bundan bağımsız tamamen şuna inanıyordum, ben hayatımın en devrimci işini yapıyorum. Tek tek bu insanları ziyaret ederek hayatımın en devrimci işini yapıyorum. Ve bunu yapacağım dedim yaptım.

Sonuçta neler yaşamış bu insanlar; yoksullar, büyük bir kısmı yoksul bu insanların. Yani bu sistem kimseye şu imkânı vermiyor, yani yoksul başlamışsan yoksul gidiyor zenginleşemiyorsun. Yani Adana’nın, Antep’in, Mersin’in, İzmir’in Ankara’nın varoşlarında olanaksızlıklar içinde bocalayıp gidiyor bu insanlar. Ve bu insanların bu anlamda gerçekten çok ciddi bir çalışmaya ihtiyacı var. Bunlarla ilgili bir sürü makale var bende, kitap haline gelir mi, ne yapabiliriz bilmiyorum. Ama yapacak o kadar çok şey var ki. Bu insanları ziyaret edip psikolojik anlamda yardımcı olmak, ekonomik anlamda sorunlarına (hadi biz kimseye para veremeyiz de) yani bir şekilde yaşamlarını kolaylaştıracak bir el uzatabiliriz yani bunu yapmak ya da buna benzer bir sürü sorunun çözümüne katkı sunmak son derece gerekli ve önemli…

Bu İnsanların Bugün Yaşadıklarına Sessiz Kalmak Yetersizliğimizin İfadesidir

Mesela evleri gasp edilmiş bu insanların. Kadın diyor ki, yani bir sürü insan kadın erkek her neyse, “benim arsam vardı diyor, taksitle almıştım taksitlerini ödemiştim, arsama gittim, arsam yok”. Kimi diyor ki; “Evim vardı. Evime bir gittim katliamdan bir iki ay sonra evime oturmuşlar, kimse beni sahiplik etmedi” diyor. Bun insanlar devlete, belediyeye bir sürü yere gitmiş, “ne geziyorsun işte, neyin peşine koşuyorsun, çık git” cevabı almışlar her defasında. Çok az sayıda insan evlerini koruma imkânına sahip olmuşlar, satmışlar vesaire. O satma da çok büyük ihtimalle nadir bir durum. Zaten onu söylüyorlar, 5 liralık mala 3 lira dedik 2 lira dedik gözümüzü kapattık ne verdilerse çıktık gittik. Şimdi bunun peşine düşmek gerekiyor. Bunu takip etmek gerekiyor. Yani bu insanların mağduriyetlerinin bu şekilde yaşanmasına sessiz kalmak, Maraş katliamına dair yaptıklarımızın yetersizliğinin çok açık ifadesidir.

 Maraş Katliamının hesabını sormak için eksikliklere ve yanlışlıklara bakarak özeleştiri de yapmak gerekiyor. Sizce nerede eksik kalınıyor, ne yapmak gerek?

Maraş katliamını protesto için Narlı’ya gidiyoruz, orda bağırıyoruz çağırıyoruz, devlet de biliyor zaten bir avuç insanız, gazını mazını sıkıyor bizi engellemeye çalışıyor. Yani bu şimdi yetmez. Bu katliamı daha görünür kılmak, bu katliamla daha net yüzleşebilmek için katliamla ilgili doğrudan bunu yaşamış burada ortaya koyduğumuz insanlarla birlikte bir şeyler tasarlanması gerekiyor. Bir de şu çok önemli biraz önce sanıyorum anlattım ama tekrar edeyim, Maraş’ın yerli halkını bu sürece çok etkili bir biçimde katılması mümkündür, meseleye böyle yaklaşmak gerekiyor. Yoksa Maraş katliamını Kürtlere ait ya da Alevilere ait bir süreç gibi düşünmek, onlara ihale etmek, onlara ciro etmek devrimci cephede doğru bir yaklaşım değil.

Katliamla Hesaplaşmak Noktasında Eksiklikler Var

Maraş katliamına dair iki tane kitap yayınladım. HDP’de çalışan bir insanım. Bu olanaklardan hareketle Maraş katliamında dair bu güne kadar sürdürülen ezberlerin sorgulanması gerektiğini, bu sorgulamayı tüm demokratik devrimci çevrelerin kendi paylarına düştüğü ölçülerde yapması gerektiğini düşünüyorum. Buna rağmen bu çabaların yeterince karşılık gördüğünü söylemek mümkün değil. Klasik şablonlar veya kolaycılığın ürünü olan aynı zamanda kolaycılığı besleyen ezberlerle Maraş katliamı anlatılmaya devam ediliyor.
Bu anlamda yapılan en dikkat çekici hatalı tutum, Maraş katliamının, sanki zorunluymuş ve sanki gerçekten tek doğru buymuş gibi, son derece hatalı bir kategorileştirmeye tabi tutulmasıdır. Bu kategorize etmenin sonucu olarak zararlı bir tasnif yapılmakta, toplumsal mücadeleye hiçbir faydası olamayan bir tartışma yaşanmaktadır. Böylece Maraş katliamının Kürt katliamı mı, alevi katliamı mı yoksa solcuların katledildiği bir katliam mıdır şeklinde bir tartışma yaşanmaktadır. Sanki egemenler kendileri için düşman olan tüm güç ve kesimleri koşullar uygun olduğunda hep birden katletmezmiş gibi. Hâlbuki Maraş katliamıyla Kürtlerin etnik arındırmasının yanında, Alevilerin asimilasyonuyla devrimci toplumsal mücadelenin bastırılması gibi egemenler için sorun olan konular birlikte düşünülmüş bu katliamda bu sorunların tamamı göz önüne alınarak planlanmıştır. 
Yıllardır bu işin peşindeyim. Bu meseleyi gerçeklere bağlı kalarak ele almak gerektiğine inanıyorum. Bahsettiğim olguların ışığında bakıldığında, Maraş katliamının güncel sosyal ve politik yaklaşımlara ve buradan doğan ihtiyaçlara, hatta kurumsal veya kişisel sosyo- politik hesaplara göre ele alınmaması gerektiğine inanıyorum. 
Katliamın gerçek boyutlarını ve amacını bilmeden, Maraş katliamını ele almak sonuçta belirtilen hatalı sonuçların doğmasına yol açmakta ve birçok demokratik kurumun suya sabuna dokunmadan muhalefet yapıyor görüntüsü ile kitleleri yönlendirmeye çalıştıkları görülmektedir. Böyle davranan söz konusu kurumlar böylece kolayına kaçarak gerçek sorumluluklarını da yerine getirmemiş oluyorlar.

Maraş’taki Demokrat İnsanlar Sindirilmiş Durumda

Daha önce de söylediğim gibi Maraş’ın Türk Sünni insanlarından bir çok insan beni aradı. 1976’da Beylerderesi, Malatya Beylerderesi’nde, katledilen Hasan Basri Temizak diye bir devrimci arkadaş var THKP-C’den. Şimdi sadece Temizak’ın varlığı üzerinden Maraş’la ilgilenemezsin. Bütünü de görmek gerek. Mustafa Yüzbaşıoğlu, bakın Maraş katliamında öğretmenlerin cenazesinde, hep anlatılır herkes anlatır, ama öyle bir sunum yapılır ki sanki cenaze törenine katılan hep Aleviler ve Kürtlerdi. Cenazenin en önünde Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun anası, babası vardı. Ve katılanların yüzde otuzu Maraş’ın yerlisi Türk Sünnilerdi. Bunu söylemediğimiz zaman Maraş katliamını anlayamayız.

Ve bugün o insanlar sindirilmiş Maraş’ın içindeki Türk Sünni demokrat insanlar sindirilmişler. Telefonla konuşuyoruz, “mutlaka görüşelim” diyorlar. Gideceğim, zaten bir kısmıyla görüşmüştüm. Katliama doğrudan katılan insanlarla da görüştüm ben. Yani şöyle bir şey yok yani bu insanların hepsi canavar değil, bir kısmı da bu şeyi anlamıştır o içine girdiği oyunu anlamıştır, pişmanlık duymuştur, rahatsızlık duymuştur. Bunları açığa çıkartmamız gerekiyor. Bunları deşifre etmemiz gerekiyor.

Nedim Şener de arka kapaktaki yazısında sizin bize 3. bir kitap borçlu olduğunuzu yazmış, ilki katliamla ilgili ikincisi katliamın mağdurları ve üçüncüsü katliamcılar…

Yani bu soruşturma da sonunda onu yaptıracak bana. Çünkü hakikaten mesela ben mesela orada faşistlerin kendileri tarafından, veya saldırıya uğrayan ailelerin kendini savunurken ölenlerin de kim olduğunu açığa çıkartmak son derece etkileyici olacaktır katliamı anlamak açısından.

Bu Katliam Bir Soykırımdır Çünkü…

Mesela, mağdurlarda 7,5 aylık hamile kadın, 7,5 aylık doğmamış çocuktan 8,5 aylık doğmamış çocuktan tut, 6 aylık, 3 yaşında 11 yaşında 10 yaşında çocuklar, kadınlar ve 128 yaşında yaşlı amca katliamda öldürülüyor. Bu neyi gösteriyor? Katliam gerçekten bir soykırımdır ve ona uygun bir pratik vardır. Bak bu önemli, ben bunu yeni söylüyorum çünkü hakikaten böyle görünüyor. Soykırım böyle bir şeydir. Nedir yani sonuçta herkesi toptan yok etmek değil ki, çocuk demeden kadın demeden öldürmek…

Şimdi mağdurlarda ölenlerin profili bu. Öte yana bakıyorsun, katliamcılarda 20-30 tane kişi, 20-30 canavar, bunlara bakıyorsun bunların yaş ortalaması işte 20’li-30’lu yaşlar. Çünkü saldırgan bunlar, saldırı anında oraya gelmişler. Başka bir şey için değil. Ve bunlar ya direnen direnişçiler tarafından öldürülmüştür veya askerin engelleme çabalarıyla öldürülmüştür. Bildiğimiz bir tanesini de kendileri öldürüyor. Mehdi Köklü diye bir faşisti saldırganlar muhtemelen yanlışlıkla öldürüyorlar ve kaçıyorlar. Şimdi bunları da açığa çıkarttığımız zaman katliamın kimyasını anlamamız çok daha mümkün olacaktır.

Diğer Katliamlardaki Gibi Aileleri Katledilen Çocukları da Devlet Almaya Çalışıyor

Size son bir örnek vereyim. Bir subay, 2 yaşında bir çocuğu bir yıla yakın bir süre alıkoyuyor. Bu ganimet çocuk halidir yani işte. Annesi babası öldürülmüş 16 yaşındaki bir genç kıza psikolojik baskı yapılıyor. Deniyor ki ‘sen bu çocukları büyütemezsin, bize ver’ kadın anlatıyor şimdi tabi yaşlı bir kadın, diyor ki o görüşmeler öyle kelli felli adamlar çağırıyor (devletin kurumlarının yetkilileri), ‘sen ne yapacaksın, bu çocukları büyütemezsin, kardeşlerini ne yapacaksın, bize ver’. Bu tastamam soykırım mantığıdır. Ermeni çocukları, Dersimli çocukları aldıkları gibi. Ağlamaktan yorgun düşüp kabul etmek üzereyken amcası gelip kurtarıyor onları.

Yani devletin korumakla yükümlü olduğu ve böyle yaptığını iddia ettiği, yani alıp işte kışlaya okula koyup barındırdığı, güya, yerde, bu 16 yaşındaki genç kadın, annesi babası öldürülmüş, kardeşleri kendisinden küçük işte 3‘lü 5‘li yaşlarda, çağırılıyor. Kim olduğunu bilmiyorum diye anlatıyor kadın, gelenler şöyle demişler: “ver bize, büyütelim, devlete millete faydalı hale getirelim”. İşte bütün bunlar açığa çıktı bu kitapla.

Katliamla İlgili Gerçekleri Ortaya Çıkarmak Suçsa, Suç İşlemeye Devam Edeceğim

Soruşturmaye gelecek olursak, bir de sizden dinleyelim, resmi gerekçesi bir yana hangi politikanın parçası olarak değerlendiriyorsunuz?

Tam bir katliamcı operasyonudur bizim soruşturma, tastamam bir katliamcı operasyonudur. Silah kaçakçısı, insan rehine almış tehdit etmiş, bu suçlardan Malatya’da cezaevinde yatan Ramazan Tutal diye birisi. Nedim Şener’in Posta Gazetesi’ndeki köşesinde yazdığı kitapla ilgili yazıyı okuyor ve harekete geçiyor. Bizim hakkımızda suç duyurusunda bulunuyor, ben ve Nedim Şener’in. Verdiği dilekçede kitabı okumadığını da söylüyor. Malatya’da bu savcı kanalıyla İstanbul’a geliyor, Malatya’da pekâlâ savcı buna bakıp “yahu kardeşim okumadığın kitap hakkında nasıl böyle bir yorum yapıyorsun” dememiş. İstanbul’daki savcı da bunu demiyor. Ve bizi soruşturmaya çağırıyor, bizden ifade almaya çalışıyor. Şimdi ben burada bu katliamla ilgili gerçekleri açığa çıkartmaya, bu katliamla ilgili mücadele etmeye, bu katliamla yüzleşmeye çalışıyorum, bunun için yaptım. Bu suçsa, ben bunu yapmaya devam edeceğim. Bundan hiç kimsenin kuşkusu şüphesi olmasın. Benim hayatım bu iştir. Katliamın gerçeklerinin açığa çıkması, katliamla yüzleşmenin, katliamla mücadelenin sonuna kadar içinde olacağım, sonuna kadar bu mücadelede olacağım. Onlar da yargılarlarsa yargılasınlar.

Devlet Önce Kayıp Cesetlerin, Mezarların, Faili Meçhullerin, Gaspların Hesabını Versin

Bu kitapta yazılan şeyler var, iki tane ceset kayıp, ceset, ceset. Bu devlet bu sorumluluğu taşıyor, taşımak zorunda. Mezarlar kayıp. Çıkacak diyecek ki, “Hatice Yılmaz’ın cesedi..” Hatice Yılmaz diye bir kadın, genç bir kadın, öldürülüyor, cesedi, dosya bilgisi bu ben uydurmuyorum bunu, kocası Ali Yılmaz öldürülmüş, oğlu Hüseyin Yılmaz öldürülmüş, bir oğlu kurtulabilmiş, kaçarak kurtulabilmiş yaralı. “Hatice Yılmaz’ın cesedi” diyor “yetkililere teslim edilmiş olmasına rağmen daha sonra bulunamamıştır”. Bunu o dönemin sıkıyönetim savcıları iddianame dedikleri evraka, daha sonra da mahkemenin gerekçeli karar dediği evraka yazmış.

Ben de diyorum ki kardeşim sen devlet değil misin, bu insanın cesedinin bu şekilde kaybolmasına izin veremezsin. Buna hakkın yok diyorum, bulacaksın diyorum, mesele bu.

Mahmut Ünal, Adıyamanlı, Kürt Sünni bir arkadaşımız, öğretmen. Gelmiş, öğretmen arkadaşlarının meslektaşlarının cenaze törenine katılmış, misafir olduğu evde öldürülmüş. Cenazesi kayıp. Bu cenaze bulunmak zorunda, bu cenaze kayıp filan değil. Bu cenazeyi katiller bir yere gömdüler. Devlet de ben bugün burada hemen şunun için 15 gün gibi hızlı bir süreçte harekete geçip beni sorguluyorsa, o cenazenin kayıp olduğu süreçle ilgili olarak da kaybetmesi muhtemel insanları, katilleri sorgulasınlar.

Bu insanların evleri gasp edilmiş, malları mülkleri gasp edilmiş zaten yoksul insanlar. Bununla ilgili soruşturma yapsınlar. 55 tane katledilmiş insanın faili meçhul, dosyada ya, dosya bilgili anlatıyorum, onunla ilgilensinler.

Onun yerine siz…

Tabi ya. Yani katliamı yapmak serbest, katliamı yazmaksa suç. E valla bu suçsa, başım gözüm üstüne ne diyeyim ben daha yani. Söyleyecek birşey yok yani.

Toplumu Bölmek Değil, Katliamcılarla Toplum Arasındaki Farkı Ortaya Çıkarmak

Şikayet dilekçesinde size “sözde yazar” diyen silah kaçakçısı en yaygın kullanılan devlet argümanını da kullanıyor. Sizi bölücü de ilan ediyor.

Dilekçede “toplumu bölmek” gibi bir laf etmiş. Gerçekleri ortaya çıkarmak bu toplumu bölmek değildir. Benim yaptığım bu katliamcılarla toplum arasındaki farkı ortaya koymaktır ve bunu yapacağım. Ben mesela Türkleri, Sünnileri, Romanları, Maraşlıları, Çerkesleri katliamcı sürecin karşıtı ve mağduru olarak görüyorum ve öyle olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla benim onları böldüğüm filan yok. Benim onları dışladığım böldüğüm filan yok. Ama ben katliamcılık yapmış, katliamda fiilen rol almış insanları ayırıyorum, onlar katliamcıdır ve onlar itham edilmelidir, suçlanmalıdır, yargılanmalıdır, cezasını çekmelidir. Oradaki olayı gökten zembille inenler yapmadı. Yani orda bir hafta boyunca insan katledildi, bir hafta boyunca insan kesildi, insan yakıldı ve onu gökten zembille gelenler yapmadı. Evet dışarıdan giden faşist katiller de vardı. Ama esas olarak oranın yerlileri yaptı, oradakiler yaptı. Dolayısıyla öyle katliamın üstünü örtmeye çalışmak kolay değil.

Tam da bu noktada, sizin koyduğunuz irade ve yaptığınız çalışma bu katliamın hesabını sormak için bir özeleştiri ihtiyacını da ortaya çıkarıyor. “Hesabı Sorulacak” sadece bir slogan değil, bir irade beyanı olarak ortaya konduğunda mı bu gerçekleşecek sizce?

Halklar ve Halkların Mücadelesi Bu Hesabı Görecek

Heveslenmesinler bu katliamın üstü örtülmeyecek. Halklar ve halkların mücadelesi bu hesabı görecek, buna ben bütün içtenliğimle inanıyorum üstelik bunun çok uzak olduğunu da sanmıyorum. Bütün mesele neydi, devrimci demokrat kamuoyu konuyu yıldönümünde anmadan ibaret görüyordu. Bildik ezberler tekrarlanıyordu. Dolayısıyla, Maraş katliamından sonra sıkıyönetim ilan edildi arkasından 12 Eylül yaşandı, dolayısıyla devrimci demokrat kamuoyunun bu konuyla hemhal olması bu konuyu derinlemesine anlaması mümkün olmadı. Ben de dahil hepimiz için geçerli bu. Ama şimdi bu mümkün oldu dolayısıyla bu meselenin sadece yıldönümlerinde anma ve protestodan ibaret olmadığı anlaşıldı. Böyle olmadığının anlaşıldığı oranda ve ölçüde de bu mesele toplumsal gündem meselesi haline gelecek ve bu hesap sorulacaktır.

Maraş Katliamı üzerine yaptığınız araştırmalar ile iki kitap yayınladınız. Bundan sonraki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Bir fikrim vardı ama çok somutlaşmamıştı, Nedim (Şener) onu somutlaştırdı. Ben de “bakalım” diyordum ama bu gelişmelerden sonra daha önemli hale geldi.

Ben gerçekten merak ediyordum; bu katliamcılar niye, yani bu katliamda fiilen rol almış bunlar nedir neyin nesidir bunları bir göreyim diye girişimlerde bulundum. Birkaç kişiyle görüştüm. Doğrudan katliamla ilgili adamlar da var bunların içinde, Türk Sünni olanlar var, Kürt Sünni olanlar var görüştüklerimin içinde.

Orda ister istemez o katillerin kim olduğu, yani o katliam sürecine girenlerin kim olduğunu anlamaya yönelik bir çalışma gelişiyor. Bir de zaten şunu görüyorsun, ya bunların hepsi yoksul, bunların hepsi aç, bunların hepsi sosyolojik anlamda sosyal hayatın içinde gelişmiş birey olma özelliği taşımayan insanlar. Birinci kitapta yazdım bunlardan herhangi bir katili alın, normal koşullarda okula gidip öğrencisinin ya da çocuğunun durumunu sormaktan aciz. Nüfus idaresine gidip kimliğini istemekten aciz, ama bunlar katliamcı. Fiilen katil.

Sınırlı girişimlerim oldu, ama orda kalmıştı. Bugün Nedim’in anlattığı, bu son gelişmeler bu yönde çalışmanın mutlaka yapılması gerektiğini gösteriyor. Ben yapacağım yani bunu yapacağım çünkü o insanlara ulaşmakta ciddi zorluklar var. Evet, ama sonuçta işimiz de zorlukları aşmak. Bizim zorluklar var diye oturup elimizi kolumuzu bağlayacak halimiz yok.

Dedim ben gerçeği anlatacağım. Dolayısıyla ben o saatten sonra yola çıktım. Bu insanları dinleyince öğrendim. Hem de gerçekten onları ziyaret etmenin olağanüstü gerekli ve önemli olduğunu farkettim.

Kısaca yaptığınız “devrimci işi” sonuna kadar götürmeye devam edeceksiniz. Çalışmalarınız için ve bu söyleşi için çok teşekkür ederiz. Hem katliamın üstünün örtülmesine hem de sizi yargılamak isteyenlere karşı direnişte olmaya devam edeceğiz…

Ben de size teşekkür ederim.