Ayasofya’da kılıç, Taksim’de pala, Kadıköy’de sopa – Bahadır Özgür

Ayasofya podyumunda sergilenen ideolojik kıyafeti mahallelerde, semtlerde giyecek kesimlere ihtiyaç var. İktidara üflenen ruhun sokakta da karşılığı olması için o kılıcın, gerektiğinde sopaya dönüşmesi lazım çünkü! İşte bunun bir işareti Kadıköy esnafına, “Taksim’i 5 yılda temizledik. Sıra burada” sözlerinde veriliyor. Zira iktidar, ekonomik krizin sağladığı motivasyonu da kullanarak, merkezlerdeki ‘mülkiyet değişimi’ ve ticari geliri yeniden paylaştırarak, bir ‘esnaf restorasyonu’nu hızlandırmış durumda.

Ellerinde bir örnek sopalarla, polisin saldırdığı gençleri dövmeye çalışan bir grup esnafın görüntüleri yayınlandı. Kadıköy’deki Suruç anmasında oldu olay. Manzara bir yanıyla, aşina olduğumuz ‘devlet-esnaf’ dayanışmasının mutat örneğiydi. Ama diğer yandan, Ayasofya’da ‘kılıçlı karnavalla’ podyuma çıkarılan, tarihten gasp edilmiş sembollerle dikilen ideolojik kıyafetin, topluma nasıl giydirilmeye çalışılacağına dair de işaretler taşıyordu. Geleneksel iktidar-esnaf mekaniğinde krizin de etkisiyle, ‘mülkiyet değişimi’ ve ticari geliri yeniden paylaştırma üzerinden bir ‘restorasyon’ yapılıyor çünkü.

Kadıköy’deki saldırı sonrasında Yeni Yaşam gazetesinden Mehmet Elma’ya konuşan bazı esnaflar ve emlakçılar, polisin mekan sahiplerine, “İşkilli, solcu, terörist kılıklılara yer vermeyeceksiniz” dediğini aktarıyordu. Esas çarpıcı olansa, “Bakın Mis Sokağı duymuşsunuzdur. Esnaf kalmadı. Taksim’de şu an sadece vatanına milletine bağlı esnaflar var. Taksim’i temizlemek 5 yılımızı aldı. Burayı da temizleyeceğiz” sözleriydi.

Sabırlı, planlı bir süreç işliyor yani.

***

Gezi eylemlerinde Taksim’de palayla göstericilere saldıran kebapçı Sabri Çelebi, ‘ekmeğinin peşindeki esnaf’ prototipi olarak, iktidarın şiddeti meşrulaştırdığı dayanak olmuştu. Sonrasında Beyoğlu’nun ‘ayrıksı’ duran esnaflarına polisiye baskılar ve milliyetçi unsurların mobilize edilmesiyle, Gezi karşıtı esnaf eylemleri düzenlendi. Peki ‘palalı Sabri’ye ne oldu?

Hakkında dava açıldığı gün Fas’a kaçtı. Döndükten sonra yakalandı ve hemen serbest bırakıldı. 2017 yılından başlayarak ‘palalı’yı, Libyalı bir iş insanına tehditte; Talimhane’de ayağından vurulduğu bir silahlı çatışmada; Şişli’deki bir başka silahlı saldırıda gördük. Çete kurmaktan arandığını, Ortaköy’de bir gece kulübünün ortağı olduğunu, lüks yaşamıyla eğlence dünyasında boy gösterdiğini öğrendik. “Hazmedemeyenlere Soda” ve “Şerefsiz” gibi şarkılarıyla popüler olmuş Ebru Polat’la, Dubai’de tatil yaparken ortaya çıktı en son.

Palalı Sabri’nin hayat çizgisinin seyriyle, Gezi sonrasında dozu artan siyasal zorbalık arasındaki paralellik tesadüf değil kuşkusuz. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26 Kasım 2014 günü, Esnaf ve Sanatkarlar Şurası’nda şöyle diyordu:

Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir, gerektiğinde de şefkatli kardeştir. Taksici deyip şoför deyip geçemezsiniz. O mahallenin eminidir, ağabeyidir, mahallenin bekçisidir. Bakkal deyip kasap deyip manav, terzi deyip geçemezsiniz. O mahallenin adeta ruhudur. Sokağımızın semtimizin vicdanıdır.

İktidarın toplumsal tabandaki ‘balans ayarı’nı oluşturan kesime biçtiği rol böyleydi. Ancak tek başına tarihe ve retoriğe dayalı bir misyon değildi bu. İdeolojik tahkimat, mekânsal ve ekonomik dönüşümle eşzamanlı ilerliyor.

***

1990’larda yükselen mutenalaşma dalgasının ilk merkezi Beyoğlu’ydu. Ekonomik büyümenin hızlandığı yıllarda restorasyonla rantı artan mekanlara, güçlü bir tüketim kapasitesine sahip ‘elit göçü’ yaşandı. Ticari ve kültürel hareketlilik, yeniyle gelenekselin iç içe geçtiği bir esnaf zümresi de yarattı. Tophane’deki sanat galerileriyle yerel ahalinin içki bahaneli gerilimlerine, bölgenin eğlence anlayışını sindiremeyen iktidarın fahiş eğlence vergisine veya zabıta gücüyle müdahalelerine rağmen, dramatik bir kesinti olmadı süreçte. Ancak 2007’deki Tarlabaşı projesiyle, belli bir servet birikimine ulaşmış kendi elitlerine merkezde alanlar açmaya başlayan iktidar, Gezi ile beraber de ideolojik ve politik ihtiyaçlarına uygun mekânsal dönüşümlere yöneldi. Narmanlı Han, AKM’nin yıkılması, Taksim Camisi vb… Tabii yandaş inşaatçı-turizmci şirketlerin yürüttüğü HaliçPort ve GalataPort’u da ekleyelim.

Gezi sonrası iktidar başka bir şeyi daha fark etti aslında; 2014’te Erdoğan’ın dile getirdiği misyona uygun, mekânsal dönüşüme paralel bir ‘esnaf restorasyonu’ yapması gerektiğini…

İşte Kadıköy’deki esnaflara ve mekan sahiplerine söylenen ‘temizlik harekatı’ buydu. Baskılar, cezalar, vergiler, kira artışları, kentsel dönüşüm gerekçesiyle zorla yerinden etmeler derken, Taksim’den Beşiktaş ve Kadıköy’e bir ‘eğlence mekanı göçü’ gerçekleşti bu sefer. Göçemeyenler kapandı. Kitapçıları, galericileri saymıyoruz bile. Nargile kafeler, meydana nazır lokumcular, sokaklara yayılan tuhaf çaycılar son 5-6 yılda oluşmuş Beyoğlu siluetidir. İçkili mekanların sahiplerindeki değişimi, pandemi döneminde kalaşnikofların kullanıldığı çete hesaplaşmalarını da yazalım listeye. Bir dönem bütün gerilimlerine ve çatışmalarına rağmen farklılıkların tutunmayı başarabildiği, sürprizlere açık Taksim; esnafın ‘zinde kuvvetleri’nin hakimiyet kurduğu, geceleri seyyar köfteci Kürt’ün bekçi ve polislerce köşeye sıkıştırılıp rahatça dövüldüğü, ‘sürprizsiz’ bir yer artık. Bölgenin ticari geliri de büyük oranda aynı ideolojik hatta dizilmiş esnafa akıyor tabii ki.

Şimdi benzer ‘restorasyon’ Kadıköy için açıktan dile getiriliyor. Kadıköy’ün ‘ayrıksı’ esnafı, pandeminin ardından krizin yanında baskıyı da iyiden iyiye hissediyor. Eğlencenin yanında dergilerin, kitapçıların, kitle örgütlerinin bulunduğu; kocaman bir protesto ve fikir arenası olan Kadıköy’deki dönüşüm, kolay olmayacak muhtemelen. Lakin iktidarın planlı ve hırslı hareket ettiği muhakkak. Söğütlüçeşme tren istasyonuna kurulacak Gar AVM, zincirleme reaksiyonun işaret fişeklerinden birisidir. Bomonti Bira Fabrikası’nın Diyanet’e devrinin başlatacağı bir diğer ‘esnaf restorasyonu’nu da buraya iliştirelim…

Dolayısıyla Ayasofya podyumundaki kıyafeti mahallelerde, semtlerde giyecek kesimlere ihtiyaç var. İktidara üflenen ruhun sokakta da karşılığı olması için o kılıcın, gerektiğinde sopaya dönüşmesi lazım! Tarikatların nihayetinde belirli olan sınırları, bu kapasiteyi taşımaya yetmeyecektir. Krizde krediyle yüzdürülen esnafın ise merkezlerdeki ‘mülkiyet değişimi’ ve ticari gelirin yeniden paylaşımı üzerinden, ‘zinde kuvvetlerin’ ardında konsolide edilip edilemeyeceğini göreceğiz. Fakat, Kemal Can’ın sıklıkla dile getirdiği gibi, “oy değil güç devşiren” iktidarın polisiyle, bekçisiyle, mekânsal dönüşümüyle bu yöndeki arzusu ve aceleciliği aşikar.